Cehennemin efendisi Lucifer, ilk olarak Neil Gaiman, Sam Kieth ve Mike Dringenberg tarafından yaratılan ve 1988 ila 1996 yılları arasında yayınlanan The Sandman isimli çizgiroman serisiyle DC evrenine giriş yaptı. 2016 yılında Lucifer, cehennemdeki tahtını, melekler şehri Los Angeles’ta tatil yapmak amacıyla bırakıp ölümlülerin arasına karıştı ve bu kez FOX’ta Ildy Modrovich (CSI: Miami) ile Neil Gaiman’ın sorumluluğundaki dizi evrenine kavuştu.

Tom Ellis’in karşı konulması zor cazibesiyle canlandırdığı Lucifer’in televizyon hayatı, dizinin üçüncü sezon sonunda iptal edilmesiyle bitti; ancak şeytanın büyüsüne kapılan hayranları sayesinde Netflix’de ikinci bir şans kazandı. 21 Ağustos’ta beşinci sezonunun sekiz bölümlük ilk kısmı yayınlanan ve şimdiden altıncı sezon onayını alan Lucifer, şeytanın tüm çekiciliğine ve Chloe (Lauren German) ile Lucifer arasındaki Alacakaranlık – Twilight serisini anımsatan, imkânsızlıklarla örülü aşka rağmen, gizemli olmayan cinayetleri, problemlerine getirdiği basit çözümleri ve yetersiz tehlikeleri ile yerinde sayıyor. Hayranların yoğun isteği sonucu Netflix’te yayınlanan dördüncü sezon Lucifer’ın, yeğenini, Chloe’yi ve tüm insanlığı, isyan ederek dünyaya gelen şeytanlardan korumak için cehenneme dönmeyi seçmesiyle heyecanlı bir final yapmıştı. Lucifer’ın, insanlığı ve daha da önemlisi, Chloe’yi korumak için aldığı cehennemdeki yalnızlığına dönme kararı, büyük bir fedakârlık olduğu için Lucifer’ı kahramanlaştırmakla beraber Chloe’yle olan ilişkisini de daha derin kılmıştı. Beşinci sezon ise, Lucifer’ı cehenneme geri dönmek zorunda bırakan olaylardan dünya zamanına göre birkaç ay sonra başlıyor ve sezonun ilk kısmı dizinin genel alışkanlıklarını bozmadan Chloe ve Lucifer’ı kısa sürede yeniden bir araya getiriyor. Finalini yapması beklenirken bir sezon daha uzatılan dizinin beşinci sezonu, yayın tarihi henüz belli olmayan ikinci yarısıyla birlikte toplamda 16 bölüm olacak.

Lucifer 5. Sezon 1. Kısım: Sevilen Şeytanın Gelişemeyen Hikâyesi

Cehennemin efendisi ve bugüne dek anlatılan tüm hikâyelerin vazgeçilmez kötüsü olan şeytan, suçluların peşinde koşan Lucifer karakteri sayesinde, daha sempatik ve bağ kurulabilir bir hâle geldi. Lucifer, tatil amacıyla geldiği Los Angeles’ta bir gece kulübü işletirken bir ölümlüye âşık oldu; Tom Ellis’in tüm karizması ve çekiciliği şeytan kimliğine yepyeni bir bakış açısı getirdi. Böylece, zamanın başlangıcından beri kötülüğün simgesi olarak bilinen şeytan, kırılgan ve insani bir hâl alarak tüm ölümlülerin beğenisini kazandı. Tanrı’ya, yani babasına karşı durmaya çalışan bir şeytan ve işine, gerçekleri ortaya çıkarmaya son derece bağlı bir dedektifin suçluları yakalamaya çalışırken karşılaştıkları olaylar vasıtasıyla kendilerini tanımalarını anlatan, şeytanın ta kendisini sevimli kılan dizi, beşinci sezonda da suçluların yakasını bırakmıyor. Ancak, hikâyenin suçlulara odaklanan kısmı basitleşiyor ve zaten çözülmesi kolay bir şekilde planlanmış, asıl amacı Lucifer’ın yaşadığı duygusal zorlukları yansıtmak olan cinayet hikâyeleri, tahmin edilmesi çok daha kolay bir hâl alıyor. Bu yüzden hikâyenin bu kısmı, özellikle yeni sezonun yedinci bölümüne kadar heyecanı destekleyip daha fazla merak uyandırmaktan çok, boş kalan zamanları doldurma görevini görüyor. Zaten, beşinci sezonda, Lucifer’ın da asıl amacı, tıpkı cehennemde yaptığı gibi, suçluları hak ettikleri ceza ile buluşturmak değil. Zira dizinin Lucifer’ın savaşması gereken yeni bir kötü karakteri var: Michael. Lucifer’ın intikam almak isteyen ikizi Michael, kuşkusuz ki Tom Ellis’in oyunculuk paletini genişletiyor fakat, ne yazık ki Ellis, Lucifer’a getirdiği orijinal havayı bu yeni karakterde yakalayamıyor. Lucifer’a kıyasla yetersiz kabiliyetlerine ek olarak, sadece tuhaf duruşu ve her şeyiyle yapay hissettiren Amerikan aksanıyla ayrılan Michael karikatürleşiyor. Dolayısıyla dizinin mühim olması beklenen tehlike unsuru, herkesin korkularına erişebiliyor olmasına rağmen, amatörce kurgulanmış basit planları yüzünden ciddiye alınması zor bir hâlde karşımıza çıkıyor. Zaten hikâyenin üzerindeki stres faktörü, yeni karakterler ve hikâyeleri derinlemesine farklı katmanlarla tanıtmaktansa, geçmiş sezonlarda anlatılan hikâyelerden parçalara yer vermeyi tercih eden beşinci sezonda genel anlamda azalıyor.

Dizi beşinci sezonunda, önceki sezonlarda yer alan karakterlere ve Sharon Osbourne gibi tanıdık isimlere yer vermek, 1940’lara giderek sinemanın siyah-beyaz stilini deneyimlemek, kendisiyle dalga geçmek ve en önemlisi, Lucifer ve Chloe dışındaki karakterlere de yan hikâyeler sunmak gibi, pek çok yenilikçi hamle yapıyor. Bu yenilikler, önceki sezonlara kıyasla çok daha güçlü bir sinematografiyle dönen dizinin ivmesini yükseltiyor, hikâyeye farklı katmanlar kazandırıyor. Fakat günün sonunda dizi, Lucifer’in gerçek yüzünü bir ölümlüye göstermek, melek kardeşler arasında kavga çıkarmak gibi, aynı sürprizler ve ters köşelerden beslenmek gibi kendi klişeleriyle kurduğu döngüsünde sıkışıp kalıyor. Beşinci sezonda Chloe ve Lucifer’ın arasındaki Twilight serisinin aşklarını andıran zararlı, ama bir o kadar karşı koyamadıkları çekimin yanı sıra, Doktor Linda (Rachael Harris), iblis Mazikeen (Lesley Ann-Brandt) ve adli bilim uzmanı Ella Lopez (Aimee Garcia)’i ruhlarının en dip köşesindeki zayıflıkları ve gizledikleriyle, daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Geçmişte yaptıkları hatalarını, pişmanlıklarını, en derin korkularını öğreniyoruz ve bunları sunarlen dizi, önceki sezonlarda verilen ipuçlarını hatırlatarak hikâyelerinin köklerini sağlamlaştırıyor. Fakat ölümlülerin hikâyeleri ve Maze’in sürekli olarak izlediğimiz terk edilme korkusu arasında dizinin en gizemli yanı, yani ölümsüzlerin tanrısal hikâyesi arka planda bırakılıyor. Bu yüzden dizi, ölümsüz taraftan Havva, Remy ve kıyameti gerçekleştiren diğer iblisler gibi farklı karakterler tanıtan dördüncü sezonun yüksek tonunu, yedinci bölüme kadar yakalamakta güçlük çekiyor. Hikâyenin seyirciyi avucunda tutmasını sağlayan en önemli heyecan kaynağı, Chloe ve Lucifer’ın gelgitlerle dolu ilişkisi bile, en gizli ve sarsıcı sırların ortaya çıkmasına rağmen çabucak normalleşiyor. Karakterler gardlarını indirerek ilişkilerini kolayca rayına oturttuktan, sürükleyici hikâye noktaları basitçe çözümlendikten sonra hikâyeye daha önemli ve kuvvetli bir başka stres faktörü eklenmediği için sezonun ilk kısmı, dizinin en büyük kozlarından birini oynayarak sonlanmış olmasına rağmen, dördüncü sezonun final anının gölgesinden çıkamıyor. Dolayısıyla, dizinin beşinci sezonunun ilk sekiz bölümlük kısmı, özellikle yedinci bölümüne kadar, karakterlerin geçmişlerini açıklama yönünde yaptığı hamleleri derinlemesine, kalıcı anlamda işleyemiyor ve tıpkı cehennemin sonuç olarak yeniden boş kalması konusunda getirdiği çabuk açıklamada olduğu gibi hikâyenin ilgi çekiciliğini arttırmak adına ortaya attığı problemlerine basit çözümler getiriyor; bu yüzden hikâyesini daha fazla geliştiremiyor.

Hepimizin en sevdiği şeytan Lucifer’ın özgür irade uğruna verdiği savaş, Tom Ellis’in başarılı performansı ve hikâyenin ağır anlarını taşıyan komik diyaloglarıyla eski havasını korurken yeni şeyler denemekten çekinmeyen beşinci sezonunda Linda, Ella ve Maze gibi diğer karakterlere de hikâyeler sunuyor. Ancak, hızlıca ortaya attığı problemlerine getirdiği basit çözümleri, kendi tekrarlarına düşen, iyi planlanmadan tahmin edilebilir dönüşlerle inşa edilmiş hikâye yapısı, yeterince güçlü olmayan kötü karakteri ve fantastik unsurları geri plana atması gibi yetersizlikler diziyi, bir kez daha vadettiği potansiyele ulaştıramıyor. Finalde sunulan büyük sürpriz bile, şeytanın bizzat kendisinin dünyaya gelip katilleri cezalandırması ile uğraşan bir hikâyeye göre yeterli derecede bir ters köşe olamıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information