Jim Henson ve Frank Oz’un birlikte yönettikleri, 1982 yapımı klasik kukla filmi The Dark Crystal’ın öncesinde yaşananları anlatan Netflix orijinali The Dark Crystal: Age of Resistance’ın yönetmeni Louis Leterrier’le projenin ortaya çıkış sürecini, biçimsel ve teknik tercihlerini ve dizinin politik alt metnini konuştuk.

30 Ağustos’ta Netflix’te yayınlanan 10 bölümlük dizi, anlatının geçtiği dünya Thra’nın yönetimini elinde bulunduran Skeksis’lerin gücünün arkasında yatan karanlık sırları öğrenen üç Gefling’in dünyalarını kurtarmak adına giriştikleri mücadeleyi konu alıyor. Orijinal filmin ruhuna sadık kalarak kuklaların kullanıldığı dizi, yayınlanmasının ardından oldukça olumlu eleştiriler aldı.

Güvenç Atsüren: İlk olarak projenin başlangıcı sormak istiyorum. Klasik Siyah Kristal – The Dark Crystal filmine bir prequel çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Siz bu proje nasıl dâhil oldunuz?

Louis Leterrier: Hepsi, babaları Jim Henson’ı ne kadar çok sevdiğimi söylemek için Lisa ve Brian Henson’la buluşmamla başladı. Jim Henson’ın hayatımdan çok büyük etkisi olmuştur, yönetmen olmak isteme sebeplerimden biridir. Buluştuğumuzda The Dark Crystal’dan ziyade Jim Henson ve onun kullandığı kukla tekniğinden bahsetmiştik. Ama tabii konu bir noktada The Dark Crystal’a geldi ve ben bu konuda birçok soru soruyordum. Çünkü bu beni fazlasıyla etkileyen bir filmdi. Tüm hayatım boyunca tekrar tekrar izlemişimdir. Onlarla tanışmadan önce yaptığım son film, Titanların Savaşı – Clash of the Titans’tı. Bu filmdeki ekibime nasıl bir dünya yaratıldığını, dokuları, yaratıkları göstermek için The Dark Crystal’ı izlemiştim. Çünkü CG kullanarak neredeyse dokunulabilir bir his yaratmak istiyordum.

Lisa ve Brian Henson bana bir The Dark Crystal sequel‘ı çekmek istediklerinden bahsettiler ama o esnada projenin başka bir yönetmeni olduğunu sanıyordum ama bana konuyla ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sordular. Ben de heyecanlanıp “Tabii ki” diye yanıtladım. Ama bir yandan da korktum, çünkü her şeyi mahvedebilirdim ya da orijinal film kadar iyi olmayabilirdi. Bu hem benim için hem de filmin milyonlarca hayranı için hayal kırıklığı olabilirdi. Dolayısıyla bu benim için çok karmaşık bir durum. Oldukça yavaş bir şekilde çalışmaya başladım. Ama bu sırada hâlâ bir sequel üzerine çalışıyorduk. Sonrasında fark ettim ki, orijinal filmde gördüklerimizden önce neler olduğuna dair cevaplanması gereken birçok soru var. Hemen ardından Lisa’yı arayıp, bir prequel çekmenin çok daha ilginç olabileceğini söyledim. Şayet bu bir sequel olsaydı, iki saat yeterli olabilirdi ama prequel için bu yeterli değildi, bunun çok daha uzun süreli bir şey olması gerekiyordu. Dolayısıyla bunun bir film olamayacağına karar verdik ve bu iş için bir ortak aramaya başladık. Kimin kuklalarla çekilecek, böylesi büyük bir projeye girecek kadar çılgın ya da maceraperest olabileceğini düşündük. Aklımıza gelen ilk cevap Netflix’ti. House of Cards ya da A Series of Unfortunate Events gibi çok farkı ve cesur yapımlara imza atıyorlardır. Onlarla görüştüğümüzde projeyi çok sevdiler ve diziyi kuklalarla yapmak konusunda bizimle hemfikirlerdi. Bu bizim için neredeyse bir rüya gibiydi. Çünkü, bu çok zorlu, maliyetli ve yayınlamak için neredeyse dörtle ihtiyaç duyan bir yapımdı. Ama bize ve vizyonumuza güvendiler, fikrimizin harika olduğunu düşünüyorlardı. Böyle bir yaklaşımla daha önce karşılaşmamıştım, insanlara bahsettiğimde sürecin böyle ilerlediğine inanmadılar bile, Hollywood’da işlerin böyle yürümediğini söylediler.

Güvenç Atsüren: En başından beri CGI yerine kukla kullanmak konusunda kararlı olduğunuzu söylediniz. 2019’da yılında bu kararı nasıl aldınız? Çünkü kukla kullanımı, özellikle genç jenerasyonlar için biraz eskimiş görünme riski taşıyor diyebiliriz.

Louis Leterrier: Bu tam bir meydan okumaydı. The Dark Crystal: Age of Resistance’ı kuklalar olmadan yapmam söz konusu değildi. CG ile bazı denemeler yaptık ama ortaya çıkan sonuç kesinlikle The Dark Crystal gibi değildi. Böylece bunun doğru yöntem olmadığına emin olduk. CG tabii ki harika bir teknoloji, akla gelmeyecek kamera hareketleri yapmanıza ya da çok gerçekçi görünen karakterler yaratmanıza olanak sağlıyor. Bizim başarmak istediğimiz ise CG ile yapılabilen, seyircinin alışkın olduğu her şeyi, kamera hareketlerini, aksiyon sahnelerini, kuklalarla yapmaktı. Bunun çok zor olduğu konusunda herkes hemfikirdi, Henson’ın kendisi bile. Biz ise yapmak istediğimiz hiçbir şeyden vazgeçmedik, hepsinin üzerine gittik. Sürekli çözümler bulmalıydık ve projenin heyecan verici yönü buydu; kuklacılığı yeniden icat etmek! Kuklacılık ve kukla filmleri çok uzun yıllardır aynı şekilde yapılıyordu. Dolayısıyla her şeyi değiştirmemiz gerekiyordu. Bu tabii ki çok zordu, çünkü benim gibi bir Fransız çıkıp “Her şeyi değiştireceğiz” diyordu.

“En önemli şey, The Dark Crystal: Age of Resistance ile film arasındaki sürekliliği korumaktı.”

Güvenç Atsüren: Hem orijinal filmdeki hem de The Dark Crystal: Age of Resistance’deki hikâye, tamamen yeni bir dünyada, Thra’da geçiyor. Bu yeni dünyayı oluşturma süreciniz nasıl seyretti? Bunu yaparken nelerden ilham aldınız?

Louis Leterrier: Hepsi tek bir tasarımcıyla başlamıştı ve biz de aynı tasarımcıyla çalışmak istiyorduk. Hepsi orijinal filmin tasarımcısı, Brian Froud’dan geliyor; Brian Froud, Wendy Froud ve oğulları Toby Froud, bunlar bir aileydi. Jim Hanson Brian Froud’a gelip onun için bu dünyayı oluşturmasını istemişti. Brian emekli değildi ama emekli olmak üzereydi, Jim onu emeklilik fikrinden vazgeçirmişti ve ona bu konuda onun yardımına ihtiyaç duyduğunu söyledi, “Sensiz Thra’ya geri dönmeyeceğim, bana yardım etmen lazım.” dedi. Dediğiniz gibi bu dünyadaki çoğu şey yaşadığımız gezegendekilere benzemiyor; örneğin her ağaç tek bir ana ağaca bağlı. Dolayısıyla bu bitkileri, ormanları, denizleri, dağları, mağaraları. her şeyi yeniden sette yapmamız gerekiyordu. Öyle yapmalıydık ki kuklaları etrafında hareket ettirebilelim ve ben kameramı etraflarında kullanabileyim. Bui birçok farklı şekilde birleştirilebilecek bir yapbozu yapmak gibiydi fakat yapboz parçalarından hiçbirini bir dükkana gidip alamıyorduk. Her şey, son derece ayrıntılıydı, her parça elle yapılmalı ve boyanmalıydı. Bunları onların rehberliğiyle yapmamız gerekiyordu. Çünkü amaç orijinal filmin DNA’sını korumaktı. En önemli şey buydu; The Dark Crystal: Age of Resistance ile film arasındaki sürekliliği korumak.

Güvenç Atsüren: Son olarak, dizide anlatılan hikâye hakkında bir soru sormak istiyorum. Görünürde iyiyle kötünün arasındaki savaşı anlatılıyor, fakat metinde sınıf farklılıkları, halkın manipule edilmesi gibi siyasete ait birçok detay da bulunuyor. Dizinin politik içeriği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Fabllar, masallar, folklor… Bunlar zamanın başlangıcından beri, yaşadığımız dünyayı anlamamızı sağlayan büyük metaforlar olmuşlardır. Gerçekten ileriye gidebilecek dünyaya başka bir dünyanın çerçevesinden, başka yaratıkların gözlerinden bakıyorsunuz. Ayrıca dikkat etmeniz gereken bir şeye yakından bakmanızı sağlayan bir büyüteçtir bu. İlginç olan şey, bu yapımı bir aile dizisi olarak tasarladık. Bu da ebeveynlerinizle, çocuklarınızla, torunlarınızla, kuzenlerinizle, farklı yaşlardaki çocuklarla izleyebileceğiniz anlamına geliyor. Her yaş için diziden alınacak heyecan verici bir şeyler var. Çocuklar için şirin unsurlar, ergenler için korku, yetişkinler için siyaset, her şey… Güzel olan, bir bölümden sonra durup ailenizle olan biten hakkında konuşabiliyorsunuz. Bize göre ilginç olan şey, orijinal yapımın mesajını değiştirmemiş olmamız. The Dark Crystal, Jim Henson’ın kabusuydu. 37 yıl önce bunu hayal etti; dengesini tamamen yitirmiş bir dünya, dünyanın üzerinde yaşayan insanlar tarafından bozulmuş doğa vesaire… Bunlar 37 yıl önceydi ama biz bugün bu diziyi yapıyorken de Amazon ormanları yanıyor, buzullar eriyor, sınıflar birbirleriyle mücadele etmeye devam ediyor. Dizideki saray nazırı bir yerde şöyle ilginç bir şey diyor: “Yalan ekiyorum ve gerçeğin büyümesini bekliyorum.” Bu yaşadığımız dünyada olan bir şey. Bu uyanıp fark etmemiz gereken bir şey, hep birlikte bir şeyler yapmalıyız. Bu bağlamda dizi bu fikirden oluşuyor, farklılıklarımızı unutmalıyız, beraber çalışmalıyız ve bu dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmeliyiz. Aksi takdirde mahvoluruz. İnsanlık mahvolur. Çok mesaj içerikli yapmak istemedik fakat Jim Henson’ın 37 yıl önceki mesajı buydu ve bu mesaj şu anda da geçerli.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi