Il Divo (2008), Muhteşem Güzellik (2013) ve ardından gelen Gençlik (2015) filmleriyle çağımızın başarılı yönetmenlerinden biri olarak ön plana çıkan Paolo Sorrentino, Loro'da adeta bu üç filmin de belli başlı özelliklerini taşıyan bir anlatı kurguluyor. Bu yüzden Loro belki de Sorrentino'nun kendisini en iyi anlattığı filmi olabilir ancak en iyi filmi değil. İtalya'nın çok konuşulan eski başbakanı Silvio Berlusconi'nin hayatı üzerinden İtalya'ya, yozlaşmaya ve çöküşe geniş bir bakış sunan Loro'nun yolculuğu aslında biraz karmaşık. Loro 1 ve Loro 2 olmak üzere iki ayrı film hâlinde çekilen Paolo Sorrentino'nun yeni filmi, İtalya'da bu şekilde gösterilse de festivallere gönderilen versiyonunda, 150 dakika süren tek bir filme dönüştürülmüş. Bu durumun artıları olduğu gibi eksileri de var elbette. 50 dakikalık bir kesintiye uğrayan iki film, bir bütün olarak son hâliyle izlendiğinde karakterlerin, dolayısıyla hikâyelerin sezdirildiği gibi paralel ilerlemediği, karakterlerin -özellikle Sergio'nun- anlatının içerisinde sıklıkla kaybolabildiğini görmek mümkün. Bu durum, 50 dakikanın çıkarılması sebebiyle tam olarak kotarılamamış bir problem olarak düşünüldüğü takdirde filmdeki en önemli aksaklık olarak göze çarpıyor. Öte yandan filmin ilk bölümü uyuşturucu ve alkol eşliğinde kadının cinsel bir meta olarak konumlandırıldığı parti sahnelerini daha yoğun olarak içerdiği ve Berlusconi'nin kişisel yaşamına ikinci bölümde değinildiği için ayrı ayrı yapılan bir izleme deneyiminde Loro 2'yi izlemek için elimizde pek fazla sebebin olacağını söyleyebilmek nispeten zorlaşıyor. Ancak kameralar Silvio Berlusconi'ye ve onun yaşamı üzerinden bu yozlaşma hâline dönmeye başlayınca film yalnızca politik olarak değil birçok konuda güçlü söylemler üretmeye başlıyor. Filmin ikinci bölümünün ilk bölümüne nazaran çok daha güçlü söylemler içermesi, Loro'nun karakterler konusundaki dengesiz görünen tutumunun hikâyeye de yansıdığının altını çiziyor. Loro, iki film olarak ayrı ayrı izlenebilseydi ve dolasıyla 50 dakikalık bir kesmeye uğramasaydı muhakkak bu bahsi geçen durumların çok daha geçişken ve dengeli bir biçimde dağıtılmış olduğunu hissedebilirdik. Çünkü filmin özellikle ikinci bölümünde ortaya çıkan zeka, deyim yerindeyse hayranlık uyandırıcı. Loro: İhtişamlı, Politik ve İkna Edici Forza İtalya politik hareketinin başkanlığını yapan, İtalya'nın 3 kez başbakanı olan ve hatta İtalya Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli hükümetini kuran Silvio Berlusconi dünyanın en zengin insanları arasında gösteriliyor. Kendisine adeta bir medya imparatorluğu kurmayı da ihmal etmeyen Berlusconi'nin tartışmalı hayatı, boşanma süreci, hakkında açılan davalar bir politikacı üzerinden bütün bir ülkeye bakma imkânını yaratıyor. Filmin vurguladığı en önemli nokta Berlusconi'nin, elde ettiği konuma ve medya imparatorluğuna aslında ikna ederek ulaşıyor olması. Bir politikacı olma hâlinin de ötesinde, öncelikle ikili ilişkilerde öylesine ikna edici bir karaktere sahip ki elini attığı her işte bir şekilde başarılı olmaması oldukça zor bir ihtimal gibi görünüyor, elbette bu başarının "ne olduğu" tartışılır. Bu noktada Sorrentino'nun film ile ilgili verdiği en önemli kararlardan biri, Berlusconi'nin ikna ediciliğinde bir anlatı yapısı geliştirmesi. Bir tartışma anında dahi taraf tutmayı engelleyen ve karakterlerin oldukça ikna edici bir yapıda sunulduğu filmde Berlusconi'nin tavrı genele yayılmış durumda ve yine tıpkı onun gibi film her cümlesini öylesine inanarak söylüyor ki, en önemli detayın o replik olduğuna izleyicisini ikna ediyor. Ancak her adımda daha ikna edici bir söylem geliştirmeyi de başarıyor. Evliliği yolunda gitmeyen Berlusconi portresinde iki ayrı yol çiziliyor adeta: Mütemadiyen kitap okuyan, güzel ve akıllı bir…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

İhtişamlı görselliğiyle, grotestk anlatısıyla, politik söylemler üzerinden insan olmak ile ilgili geliştirdiği tespitlerle Loro, oldukça doyurucu ve keyifli bir seyirlik sunuyor ancak fazlalıklar ve eksiklikler anlatının yer yer dengesiz bir yapıda ilerlemesine sebep oluyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70

Il Divo (2008), Muhteşem Güzellik (2013) ve ardından gelen Gençlik (2015) filmleriyle çağımızın başarılı yönetmenlerinden biri olarak ön plana çıkan Paolo Sorrentino, Loro’da adeta bu üç filmin de belli başlı özelliklerini taşıyan bir anlatı kurguluyor. Bu yüzden Loro belki de Sorrentino’nun kendisini en iyi anlattığı filmi olabilir ancak en iyi filmi değil.

İtalya’nın çok konuşulan eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin hayatı üzerinden İtalya’ya, yozlaşmaya ve çöküşe geniş bir bakış sunan Loro’nun yolculuğu aslında biraz karmaşık. Loro 1 ve Loro 2 olmak üzere iki ayrı film hâlinde çekilen Paolo Sorrentino’nun yeni filmi, İtalya’da bu şekilde gösterilse de festivallere gönderilen versiyonunda, 150 dakika süren tek bir filme dönüştürülmüş. Bu durumun artıları olduğu gibi eksileri de var elbette. 50 dakikalık bir kesintiye uğrayan iki film, bir bütün olarak son hâliyle izlendiğinde karakterlerin, dolayısıyla hikâyelerin sezdirildiği gibi paralel ilerlemediği, karakterlerin -özellikle Sergio’nun- anlatının içerisinde sıklıkla kaybolabildiğini görmek mümkün. Bu durum, 50 dakikanın çıkarılması sebebiyle tam olarak kotarılamamış bir problem olarak düşünüldüğü takdirde filmdeki en önemli aksaklık olarak göze çarpıyor. Öte yandan filmin ilk bölümü uyuşturucu ve alkol eşliğinde kadının cinsel bir meta olarak konumlandırıldığı parti sahnelerini daha yoğun olarak içerdiği ve Berlusconi’nin kişisel yaşamına ikinci bölümde değinildiği için ayrı ayrı yapılan bir izleme deneyiminde Loro 2’yi izlemek için elimizde pek fazla sebebin olacağını söyleyebilmek nispeten zorlaşıyor. Ancak kameralar Silvio Berlusconi’ye ve onun yaşamı üzerinden bu yozlaşma hâline dönmeye başlayınca film yalnızca politik olarak değil birçok konuda güçlü söylemler üretmeye başlıyor.

Filmin ikinci bölümünün ilk bölümüne nazaran çok daha güçlü söylemler içermesi, Loro’nun karakterler konusundaki dengesiz görünen tutumunun hikâyeye de yansıdığının altını çiziyor. Loro, iki film olarak ayrı ayrı izlenebilseydi ve dolasıyla 50 dakikalık bir kesmeye uğramasaydı muhakkak bu bahsi geçen durumların çok daha geçişken ve dengeli bir biçimde dağıtılmış olduğunu hissedebilirdik. Çünkü filmin özellikle ikinci bölümünde ortaya çıkan zeka, deyim yerindeyse hayranlık uyandırıcı.

Loro: İhtişamlı, Politik ve İkna Edici

Forza İtalya politik hareketinin başkanlığını yapan, İtalya’nın 3 kez başbakanı olan ve hatta İtalya Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli hükümetini kuran Silvio Berlusconi dünyanın en zengin insanları arasında gösteriliyor. Kendisine adeta bir medya imparatorluğu kurmayı da ihmal etmeyen Berlusconi’nin tartışmalı hayatı, boşanma süreci, hakkında açılan davalar bir politikacı üzerinden bütün bir ülkeye bakma imkânını yaratıyor. Filmin vurguladığı en önemli nokta Berlusconi’nin, elde ettiği konuma ve medya imparatorluğuna aslında ikna ederek ulaşıyor olması. Bir politikacı olma hâlinin de ötesinde, öncelikle ikili ilişkilerde öylesine ikna edici bir karaktere sahip ki elini attığı her işte bir şekilde başarılı olmaması oldukça zor bir ihtimal gibi görünüyor, elbette bu başarının “ne olduğu” tartışılır. Bu noktada Sorrentino’nun film ile ilgili verdiği en önemli kararlardan biri, Berlusconi’nin ikna ediciliğinde bir anlatı yapısı geliştirmesi. Bir tartışma anında dahi taraf tutmayı engelleyen ve karakterlerin oldukça ikna edici bir yapıda sunulduğu filmde Berlusconi’nin tavrı genele yayılmış durumda ve yine tıpkı onun gibi film her cümlesini öylesine inanarak söylüyor ki, en önemli detayın o replik olduğuna izleyicisini ikna ediyor. Ancak her adımda daha ikna edici bir söylem geliştirmeyi de başarıyor.

Evliliği yolunda gitmeyen Berlusconi portresinde iki ayrı yol çiziliyor adeta: Mütemadiyen kitap okuyan, güzel ve akıllı bir eş ve alkol, uyuşturucu, seks ve topuklu ayakkabılar etrafında şekillenen bir kadın kalabalığı. Bu ayrımın, para ve güçle birlikte geldiği aşikâr olan yozlaşma hâlini filmde tanımlamanın akla gelebilecek ilk yolu olduğunu söylemek mümkün. Yine de filmin dramatik yapısında bu tercih gayet işliyor çünkü teknik anlamda oldukça estetize edilmiş ve üzerine çalışılmış. İtalya’nın görkemli villalarının büyük havuzlarının etrafına doluşmuş insanların seksi dansları, koreografileri ve birbirleriyle girdikleri değişken iletişimler, bu iletişimlerin statüye göre dönüşümü ve en nihayetinde küçük statülerin değişkenliğinden en büyüğüne geçme arzusu, filmin sonundaki yıkım ile dengelendiğinde kurulan her şeyin yıkılabileceği ihtimali şaşaalı bir anlatının iç burkan finaline dönüşüyor. Bütün film boyunca gördüğümüz alımlı yüzler, arama kurtarma ekiplerinin toz içindeki yüzlerine evrildiğinde Sorrentino’nun anlatısı amacına ulaşmış oluyor.

Toni Servillo, Elena Sofia Ricci, Riccardo Scamarcio’nun etkileyici oyunculuklarıyla seyreden film, oyuncu yönetimiyle de dikkat çekici bir noktada konumlanıyor. Gücenmeyen, kırılmayan, manipüle edilemeyen ama eden yine de sevdiği kadının karşısında tüm bu savunma mekanizmasının kendine çevrilen bir silaha dönüştüğü Berlusconi portresiyle Toni Servillo’nun hakkını teslim etmek gerekir.

İhtişamlı görselliğiyle, grotestk anlatısıyla, politik söylemler üzerinden insan olmak ile ilgili geliştirdiği tespitlerle Loro, oldukça doyurucu ve keyifli bir seyirlik sunuyor ancak fazlalıklar ve eksiklikler anlatının yer yer dengesiz bir yapıda ilerlemesine sebep oluyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi