İKSV, Türk müzik tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Leyla Gencer’in mirasına sahip çıkan kurumların başında geliyor. Leyla Gencer Şan Yarışması’nı yaşatmaya devam eden, geçtiğimiz yıl da Primadonna ve Yalnızlık ismiyle bir sergiyle büyük sanatçıyı yeniden gündeme taşıyan kurumun en büyük amiral gemilerinden biri de şüphesiz ki İstanbul Film Festivali. İKSV’nin yapımcılığında yönetmenliğini Selçuk Metin’in, senaryosunu Zeynep Oral’ın üstlendiği ve festivalde izleyiciyle buluşan Leyla Gencer: La Diva Turca belgeseli, en başta bu büyük sanatçıyı geniş kitlelere tanıtmak ve mirasını sonraki nesillere aktarmak amacı güdüyor. Leyla Gencer: La Diva Turca: Divanın Gölgesinde Kalan Belgesel Belgeselin en önemli kozu, güçlü bir arşiv ve hatırat arka planına sahip olması. 1992 yılında Tutkunun  Romanı: Leyla Gencer isimli kitabı kaleme alan ve sonrasında Gencer üzerine çalışmalarını sürdüren Zeynep Oral, belgeselin tarihsel altyapısını oluşturuyor. İKSV arşivinden ve Nebil Özgentürk’ün Rüzgara Karşı Yürüyenler isimli belgeselinden elde edilen fotoğraflar, röportajlar ve görüntüler de izleyiciye çizgisel ve tutarlı bir akış sunuyor. Gencer’in hayatına odaklandığımızda artık bize çok uzaklarda görünen bir Türkiye portresini çizildiğini görüyoruz. Polonyalı bir anne ve Safranbolulu bir babanın kızı olarak dünyaya gelen, Fransız dadısıyla birlikte yaptığı kilise ziyaretlerinden çok etkilenen, küçük yaşta dünya edebiyatını hatmeden ve 1940’ların sonunda Giannini Arangi-Lombardi gibi bir ustadan şan dersleri alan Gencer’in gençlik yılları çok sesli, çok uluslu ve evrensel sanata kapılarını açmış bir Türkiye’nin varlığını hatırlatıyor. Sonrasında kendisini İtalya’da kabul ettirme çabası ile ülkesinde bürokrasiye ve kıskançlıklara karşı verdiği savaş, Gencer’in risk alan ve mükemmelliyetçi kişiliğini açığa çıkarıyor. Gencer; “La Diva Turca” unvanına ulaşacağı kariyerini zirveye taşırken, onu sürekli uçurumun kenarına iten sahne korkusu ile de mücadele etmeye devam ediyor. Anlatısını çeşitli metaforlar ve karşıtlıklar üzerinden kuran belgesel, bir bakıma şiirsel ve sanatçının yüceltilmesine dayalı bir öyküleme çabasının peşinden gidiyor. Tüm iyi niyetine ve emeğe karşın Leyla Gencer: La Diva Turca’nın dört başı mamur bir belgesel olduğunu söyleyemiyoruz. Belgesel türünün hızla dönüştüğü, anlatı olanaklarının ve tarzlarının çeşitlendiği bir dönemde ele aldığımız filmin, daha çok bilgi aktarımı üzerinde yoğunlaştığını görmek biraz hayal kırıklığına neden oluyor. Türkiye’de belgesel sinemanın öncülerinden olan Süha Arın’dan ödünç alacağım bir terimle “bilgisel” kategorisine giren ve anlatısını belirli bir “omurga” üzerine oturtamayan yapım, yeni bir duygulanım ve algı kurma çabasına girişmiyor. Filmin çok kontrollü biçimde, dramatik etki yaratmaya yönelik baskın bir üst sesle ve çoğunlukla “konuşan kafalar” tekniğiyle ilerlemesi, belirli bir süre sonra izleyicide bir ilgi kaybına yol açabiliyor. Gencer hayatını çalışmaya ve operaya adamış olsa da onun günlük yaşamı ve özel hayatı, izleyicinin bağ kurabileceği biçimde işlenemiyor. Zengin arşive bağımlılık zaman ilerledikçe negatif bir etki yaratıyor ve farklı kaynaklardan alınan ya da sonradan eklenen görüntüler arasındaki dikiş izleri belirgin hâle geliyor. Leyla Gencer: La Diva Turca, büyük bir sanatçıya saygı duruşunda bulunan ve onun ilham verici hikâyesini aktaran bir belgesel olarak ilgiyi hak ediyor ama Türkiye’de vizyon yüzü görmekte ve izleyiciye ulaşmakta zorlanan bir türün ürünü olarak herhangi bir yenilik sunamıyor.

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Leyla Gencer: La Diva Turca, büyük bir sanatçıya saygı duruşunda bulunan ve onun ilham verici hikâyesini aktaran bir belgesel olarak ilgiyi hak ediyor ama Türkiye’de vizyon yüzü görmekte ve izleyiciye ulaşmakta zorlanan bir türün ürünü olarak herhangi bir yenilik sunamıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60

İKSV, Türk müzik tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Leyla Gencer’in mirasına sahip çıkan kurumların başında geliyor. Leyla Gencer Şan Yarışması’nı yaşatmaya devam eden, geçtiğimiz yıl da Primadonna ve Yalnızlık ismiyle bir sergiyle büyük sanatçıyı yeniden gündeme taşıyan kurumun en büyük amiral gemilerinden biri de şüphesiz ki İstanbul Film Festivali. İKSV’nin yapımcılığında yönetmenliğini Selçuk Metin’in, senaryosunu Zeynep Oral’ın üstlendiği ve festivalde izleyiciyle buluşan Leyla Gencer: La Diva Turca belgeseli, en başta bu büyük sanatçıyı geniş kitlelere tanıtmak ve mirasını sonraki nesillere aktarmak amacı güdüyor.

Leyla Gencer: La Diva Turca: Divanın Gölgesinde Kalan Belgesel

Belgeselin en önemli kozu, güçlü bir arşiv ve hatırat arka planına sahip olması. 1992 yılında Tutkunun  Romanı: Leyla Gencer isimli kitabı kaleme alan ve sonrasında Gencer üzerine çalışmalarını sürdüren Zeynep Oral, belgeselin tarihsel altyapısını oluşturuyor. İKSV arşivinden ve Nebil Özgentürk’ün Rüzgara Karşı Yürüyenler isimli belgeselinden elde edilen fotoğraflar, röportajlar ve görüntüler de izleyiciye çizgisel ve tutarlı bir akış sunuyor. Gencer’in hayatına odaklandığımızda artık bize çok uzaklarda görünen bir Türkiye portresini çizildiğini görüyoruz. Polonyalı bir anne ve Safranbolulu bir babanın kızı olarak dünyaya gelen, Fransız dadısıyla birlikte yaptığı kilise ziyaretlerinden çok etkilenen, küçük yaşta dünya edebiyatını hatmeden ve 1940’ların sonunda Giannini Arangi-Lombardi gibi bir ustadan şan dersleri alan Gencer’in gençlik yılları çok sesli, çok uluslu ve evrensel sanata kapılarını açmış bir Türkiye’nin varlığını hatırlatıyor.

Sonrasında kendisini İtalya’da kabul ettirme çabası ile ülkesinde bürokrasiye ve kıskançlıklara karşı verdiği savaş, Gencer’in risk alan ve mükemmelliyetçi kişiliğini açığa çıkarıyor. Gencer; “La Diva Turca” unvanına ulaşacağı kariyerini zirveye taşırken, onu sürekli uçurumun kenarına iten sahne korkusu ile de mücadele etmeye devam ediyor. Anlatısını çeşitli metaforlar ve karşıtlıklar üzerinden kuran belgesel, bir bakıma şiirsel ve sanatçının yüceltilmesine dayalı bir öyküleme çabasının peşinden gidiyor.

Tüm iyi niyetine ve emeğe karşın Leyla Gencer: La Diva Turca’nın dört başı mamur bir belgesel olduğunu söyleyemiyoruz. Belgesel türünün hızla dönüştüğü, anlatı olanaklarının ve tarzlarının çeşitlendiği bir dönemde ele aldığımız filmin, daha çok bilgi aktarımı üzerinde yoğunlaştığını görmek biraz hayal kırıklığına neden oluyor. Türkiye’de belgesel sinemanın öncülerinden olan Süha Arın’dan ödünç alacağım bir terimle “bilgisel” kategorisine giren ve anlatısını belirli bir “omurga” üzerine oturtamayan yapım, yeni bir duygulanım ve algı kurma çabasına girişmiyor. Filmin çok kontrollü biçimde, dramatik etki yaratmaya yönelik baskın bir üst sesle ve çoğunlukla “konuşan kafalar” tekniğiyle ilerlemesi, belirli bir süre sonra izleyicide bir ilgi kaybına yol açabiliyor. Gencer hayatını çalışmaya ve operaya adamış olsa da onun günlük yaşamı ve özel hayatı, izleyicinin bağ kurabileceği biçimde işlenemiyor. Zengin arşive bağımlılık zaman ilerledikçe negatif bir etki yaratıyor ve farklı kaynaklardan alınan ya da sonradan eklenen görüntüler arasındaki dikiş izleri belirgin hâle geliyor.

Leyla Gencer: La Diva Turca, büyük bir sanatçıya saygı duruşunda bulunan ve onun ilham verici hikâyesini aktaran bir belgesel olarak ilgiyi hak ediyor ama Türkiye’de vizyon yüzü görmekte ve izleyiciye ulaşmakta zorlanan bir türün ürünü olarak herhangi bir yenilik sunamıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information