Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı kazanan Son of Saul ile adından söz ettiren László Nemes; sinema dünyasının gidişatı, süper kahraman filmleri ve yeni filmi Sunset hakkında konuştu.

88. Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı kazanan ve 2015’in en iyi filmleri arasında gösterilen Son of Saul ile adından söz ettirmeyi başaran Macar yönetmen László Nemes, bu yıl 2. uzun metrajlısı Sunset ile beyazperdeye geri döndü.  I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Budapeşte’de geçen film, dünya prömiyerini 75. Venedik Film Festivali’nde yaptı. Önümüzdeki hafta ülkemizde de vizyona girecek yeni filminin tanıtım çalışmaları kapsamında basın mensupları ile buluşan Nemes, hem yeni filmi hem de sinema dünyası hakkında konuştu.

The Guardian’a konuşan Nemes, röportajdan bir gün önce bir süper kahraman filmi izlemeye gitmiş olmasının da etkisiyle süper kahraman filmleri hakkında görüşlerini paylaştı. Nemes, bir insandan çok robot gibi davranan ideal insanların dünyasında geçen bu filmleri sahte ve izlenemez bulduğunu ifade etti. Macar yönetmen, bu tür filmlerin dünyanın kaderiyle ilgili sorumluluğu yarı tanrılara teslim ederek izleyicilere sahte bir kontrol hissi verdiğini belirtiyor.

Nemes sözlerine şöyle devam ediyor: “Sinemanın dilini böylesine daraltmasından ve hiç olmadığı kadar zayıf bir alfabe yaratmasından büyük üzüntü duyuyorum. Süper kahraman filmleri gizemi ortadan kaldırıyor çünkü gölgelerde saklanan hiçbir şey yok. Her şey ortada. Ancak bizim dünyayla ilişkimiz aslında böyle değil, çünkü maalesef olan bitenin sadece bir kısmını öğrenebiliyoruz. Bu da bizim gücümüz hakkında yanlış bir izlenim yaratıyor.”

“Süper kahraman filmleri insanların korkularını bir kenara kaldırmasına izin veriyor. Ama bu “sakınma” pek de gerçekçi değil. Sadece büyük soruları sormaktan kaçınan nesnel filmler yaparsak, patlamış mısır yiyen makineler yaratmaktan başka bir şey yapmış olmayız.”

László Nemes: “Sunset Bir Labirent”

Son of Saul ile sinema dünyasına müthiş bir giriş yapan Nemes, ilk uzun metrajlısının gördüğü ilginin ardından oluşan beklentiler ve bu beklentilerle nasıl baş ettiği hakkında da görüşlerini paylaştı. Son of Saul’un aldığı olumlu tepkilerin bir tür pozitif travma yarattığını söyleyen yönetmen, bu durumla başa çıkmak için sorumluluk almaya ve izleyiciye saygı duymaya devam ettiğini belirtiyor. ikinci filminde neredeyse ilk filmi kadar zorlu bir işe girişmesi de bu sorumluluk hissinden geliyor.

Sunset, arka planda insanlığın gün batımı yaklaşırken Budapeşte’ye gelerek kayıp geçmişinin izini süren Irisz Leiter adlı genç bir kadınının hikâyesini anlatıyor. Nemes yeni filmini “Sunset aslında dünyayı algılama şeklimiz hakkında. Bir labirent. İzleyicinin kafa karışıklığını sürecin bir parçası olarak görmesi gerekiyor ve insanlar bundan pek haz etmezler. Bu da izleyicide endişe yaratıyor. Filmin zorluğu da vaadi de buradan geliyor: Dünyayı tanrı olmayan birinin gözlerinden görmekten. İşte o zaman patlamış mısır yiyen bir makineden fazlası olup, bu deneyimden öznel ve anlamlı bir şeyler çıkarabiliyorsunuz.”

Sosyal medya ve teknolojinin insanlar üzerindeki etkileri hakkında da konuşan Nemes, özellikle kimlik siyasetinden fazlasıyla rahatsız olmuş görünüyor: “Yakın zamana kadar kimse bana beyaz bir adam dememişti. Şimdiyse doğu Avrupa’dan beyaz bir Yahudiyim. Bu yüzden sadece bu tarz insanlarla ilgili bir şeyler söylemem gerekiyor. Bu insanlığı bölüyor ve aslında bu tersine ırkçılık. Aynı ırkçılık gibi işliyor ama kendisini hoşgörü olarak gizliyor. Ve bu son derece tehlikeli.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi