İspanyol kaşifler Güney Amerika’nın en büyük topraklarından birine sahip olan Arjantin’e ilk ayak bastıklarında buraya “Ateşler Ülkesi” adını koyarlar. Bu benzetmeyi seçmelerindeki sebebe gelecek olursak, kaşiflerin ilk karşılaştığı görüntü, ufukta yıldız gibi parlayan, yerlilerin yemek yapmak için yakmış oldukları fırınlardır. Aynı zamanda ilerleyen dönemde birçok entelektüel üretimlerinde “yemek ateşlerinin yakılma saati” benzetmesini de kullanmıştır.

Kaşifler tarafından yapılan bu tanımlamanın farklı bir çağda Fernando Solanas tarafından tercih edilmesi de tabii ki tesadüf olmasa gerek. Bu tercihi, Arjantin’in mevcut siyasi, sosyal, ekonomik ve dinsel tercihlerine bir başkaldırı çıkışı olarak okumak doğru olacaktır. Aynı zamanda iki kutba bölünmüş dünyaya da bir mesaj verme ihtiyacı hissetmektedir La hora de los hornos (Fırınların Saati). Bu mesaj; yeni bir sinema hareketinin, ezilen coğrafyaların öfkesinden beslenerek, onunla büyüyerek mevcut sinemayı ve dünyayı değiştirme mesajı olarak tanımlanabilir.

Latin Amerika’da birçok sinemacı, sinemayı o döneme kadar etkisi altına almış olan Birinci Sinema ve İkinci Sinema anlayışlarına temelden bir eleştiri getirir ve yeni bir sinema anlayışının üretilmesi için tüm zor koşullara rağmen harekete geçerler. İncelenen film itibarıyla, bu yazı için bizim tartışma konumuz Arjantin sineması. Burada Solanas ve Getino isimlerini unutmadan ilerlememek gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Birinci Sinema ve İkinci Sinema anlayışlarını kısaca tanımlamak gerekirse bir tarafta Hollywood sinemasında şekillenen ve bir tarafta da Avrupa’da auteur olarak tariflenen sinema anlayışları gelir. Peki Latin Amerika’daki asi genç sinemacıların bu anlayışlarla derdi neydi?

Sebepler tabii ki çeşitlendirilebilir ama başlıca sebepleri açıklamak gerekirse; Birinci Sinema, izleyicisini ideolojinin ve üretimin yaratıcısı olarak değil, tüketicisi olarak seçerken İkinci Sinema ise öncülü olan Birinci Sinema’ya savaş açtığını söylese bile onun araçlarını, ilişkilerini ve taktiğini kullanarak ona karşı bir anlayış getirme iddiasındadır. Üçüncü Sinemacılar her iki sinema anlayışını da yadsırlar. La hora de los hornos da tam olarak bu zorunlu taraflaşma koşulları altında, darbe yıllarında yarı gizli çekilmiştir.

La hora de los hornos, Üçüncü Sinema’nın ilk göz ağrısı olarak hayat bulmuştu. Solanas ve yoldaşı Getino’nun kullandıkları yöntemi film teorisyeni Robert Stam şöyle açıklar: “Yapımda bağımsız, politikada militan ve dilde deneysel.” Başka bir ifadeyle Solanas, bu ilk filmiyle birlikte sinemayı toplumsal analiz, politik eylem ve toplumsal dönüşüm için bir enstrüman olarak görüyordu diyebiliriz. Solanas’a ilham olan kaynaklar hiç uzakta değildir. Öyle ki kendi topraklarına karşı sorumluluk bilincini ve harekete geçme arzusunu La hora de los hornos ve tüm filmlerinde görebiliriz. Belgesel film niteliği taşımasının yanı sıra “Yeni Sömürgecilik ve Şiddet”, “Kurtuluş İçin Eylem” ve “Şiddet ve Özgürlük” olarak üç bölümden oluşmaktadır. Her bölüm kendi başlığı altında Arjantin’in 1968’ini tanımlama özelliğine sahiptir. 1966 darbesiyle birlikte yaşanan tüm zorlu koşullara rağmen örgütlü bir direnişle desteklenmiş ve dönemin Peronist kadrolarıyla bağlantıya geçilerek yarı gizli çekilmiştir. Bu anlamda da bir başkaldırı özelliği taşımaktadır film. Stam filmin genel hattıyla ilgili şöyle söyler: “Sistemin açıklarından yararlanarak yapılmış ve sistem karşıtı. Aynı zamanda açık ve anlaşılır bir anlatımı vardır.” Bu ifadeyle de Solanas’ın Birinci Sinema’dan çok İkinci Sinema ile büyük bir hesaplaşma içine girdiği gözükmektedir.

La hora de los hornos Ne Anlatmaktadır?

Filmi oluşturan üç bölümü açıklamak gerekirse; birinci bölüm, 13 alt başlıktan oluşmakla birlikte, dünyada en fazla gösterilen bölüm olma özelliği taşır. Aynı zamanda ilerleyen bölümlerde de göreceğimiz gibi birçok entelektüel, devrimci ve ideologdan da alıntılara yapılır bu bölümde. Örneğin film Aime Cesaire’den “İlk adım: KURBAN Soyadım: KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMÜŞ Durumum: İSYANCI” alıntısıyla başlar. Aynı alt başlıklarda Fanon, Che, Castro ve Peron gibi önemli kişilere de atıfta bulunulur. İlk bölüm genel hatlarıyla Arjantin ekonomisinin, kültürünün ve sosyal hayatının yeni sömürgecilik olarak tanımlanan sistem tarafından nasıl sömürüldüğünü ve değiştirildiğini gözler önüne serer. Geçmişin balkanlaştırma politikası, bugün yerini yeni kolonyalizm politikasına bırakmıştır. Altbölümlerden önemli biri olan “Ülke” başlığı içerisinde Arjantin oligarşisinin üç anlama geldiği anlatılmaktadır: İngiliz altını, İtalyan mülkiyeti, Fransız kültürü. Bu başlık süresince Arjantin üzerinde tarihi ve güncel olan hâkim sömürücü güçler izleyiciye gösterilmektedir. Bölümün sonunda Che’nin ölü bedeni ile izleyicinin yüzleştirilmesi ise önemli sekanslardan birisidir. Burada Fanon’dan alıntılara da başvurulmaktadır. Fanon şöyle der: “Her izleyici ya bir korkaktır ya da bir hain.” Che ile geçen yüz yüze 3 dakika, izleyiciye bir mesaj vermektedir bu sahnede. Bu bölüm mevcut durumda herkesin elinin kirlendiğin bir ifadesi ve bilinçlerin kötülüğüne karşı bir dönüşüm çağrısı olarak da nitelenebilir.

Filmin ikinci bölümü olan “Özgürleşme Eylemi” başlığında genel itibariyle Peron ve Peronist hareketin tarihçesi anlatılmaktadır. İlerleyen görüntülerde verilen “Arjantinlilerin ulusal bilincini kuran Peronist proletaryaya adanmıştır.” notuyla da açıkça ortaya konmaktadır bu durum. İzleyici ile bütünleşme ve filmin öznesi haline getirme safhası olarak ikinci bölüm kullanılmaktadır. Sloganlar yükselmekte ve emperyalizmin yenilmez olmadığı vurgulanmaktadır. Aynı zamanda üçüncü dünya ülkelerinin zaferinin tüm insanlığın zaferi olacağı da yer yer anlatılmaktadır.

Üçüncü ve son bölümde ise Peronist eylemcilerin röportajlarına yer verilmektedir. Ek olarak İngiliz destekli ordunun başına getirilen Varela’nın Patagonya Katliamı’nı nasıl gerçekleştirdiği ve ülke tarihindeki yeri de konu edilmektedir aynı bölümde.

Peron’un sürgün yıllarının bitmesiyle birlikte tekrar ülkeye dönüşü ve iktidarı alışı, Solanas ve tüm sinemacılar için umut vadeden bir gelişme olur. La hora de los hornos’un yayınlanmasıyla birlikte toplumsal bir dönüşüm süreci de beraberinde gelmektedir. Solanas ile yapılan röportajda filmiyle ilgili şunları söylemektedir: “Latin Amerika’da her bir dakikada dört kişi ölmektedir. Bu, yılda iki milyon eder. Önemli olan bu savaş halinin farkına varmak ve devrimci enerji ve eylemle tüm hipotezleri denemektir. Kısaca; kendi devrimimizi icat etmek.”

Deneysel olarak tanımlanabilecek bu filmin Üçüncü Sinema’ya can verdiği ve yalnızca bu sinema anlayışıyla özdeşleştirilen üçüncü dünyanın değil, tüm geri bırakılmış, ezilmiş ve gelişmekte olan ülke sinemalarına bir mihenk taşı olduğu su götürmez bir gerçektir. Üçüncü Sinema dehaları ellerinde saniyede 24 kez ateş edebilen projektörleri ve görüntü-silahlarının yorulmayan alıcısı kameralarıyla sinemaya ve insanlığa umut olmaya devam ediyorlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi