Maurice Pialat, çeşitli röportajlarında para kaybettiği tek filminin La gueule ouverte olduğunu söylerken bu yapımın, filmografisinin belki de en kasvetli işi olması ile bir paralellik kurmuş mudur bilinmez. Fakat dışarıdan bir bakışla bu bağlantıyı kurmak kaçınılmaz. Pialat, kendi yaşamı ile de yoğun paralellikler taşıyan -film kendi çocukluğunun geçtiği Auvergne’de çekilirken, yönetmenin filmi aynı süreçte kanser hastası olan annesine izletmek istediği söylenir- bu iç karartıcı anlatıda aile kurumunun zehirli yapısını izleyicinin suratına çarpar. Usta yönetmen, anlatıyı oldukça rahatsız edici bir mesele çerçevesinde kursa da şok edici sekanslar, izleyiciyi provoke eden mizansenler kurmayı tercih etmez. Uzun planlar boyunca, çoğunlukla hareketsiz olan kamera, kanser hastası olan ve ağır ağır ölüme giden Monique’i ve onun en yakınlarının -eşi, oğlu ve gelini- bu süreci yaşayış biçimlerini izleriz. Pialat, Monique’in bu ağır ve acılı sürecinin tesirini ya hareketsiz kalan ya da uzun planlar boyunca ağır ağır hareket eden kamerasıyla verir. Aynı zamanda filmde soluk renklerin hâkimiyeti, sürekli olarak Monique’in gözümüzün önünde -kelimenin tam anlamıyla- solup gitmesini hatırlatacak biçimde kullanılır.

La gueule ouverte: Yalanlardan Oluşan Bir Kafes “Aile”

Monique ölüme, abartılı dramalarla, devasa boyutta bir yas ve gözyaşlarıyla gitmez. Roger, Monique hasta yatağındayken bile gözü hep dışarıda olan bir kocadır. Bu hem oğlu hem gelini tarafından bilinir fakat umursanmaz. Gelini Nathalie, açıkça belirttiği üzere Monique’den hoşlanmamaktadır, bir an önce ölmesini ister. Philippe sürekli annesinin yanında olmaya gayret etse de bunu can sıkıcı bir sorumluluk duygusuyla, görev bilinciyle yapmaktadır. Sürekli olarak ölüm döşeğinde dahi annesine gerçek bir sevgiyle yaklaşamamasının gerilimini taşır. Pialat, aile kurumunun insanı hem fiziksel hem duygusal olarak hapseden ve yalanlarla kurulan dünyasını bütün kasvetiyle bu ölüm sürecine yansıtır. Ailenin oluşturduğu ilişkiler ağı, aileyi oluşturan insanların fiziksel ya da bilinçli bir biçimde varlığını aşan bir yapıya sahiptir. Monique ölüm sürecinde, tüm aileyi yaşarken etkileyebildiğinden daha fazla etkilemiştir. Monique bunu asla bilinçli bir biçimde yapmamış, kimseden özel bir ilgi dahi istememiştir; fakat ailenin görünmez yasaları bu ilgi ve bakımı gerekli kılar. Roger’in hasta bakımı sırasında eşine karşı sergilediği sevgi gösterileri ev dışında, hatta ev içinde Monique’in yanında olmadığı zamanlarda son bulur. Evdeyken çoğunlukla bu yükün altında ezilir; dışarıdayken ya kadınları taciz ettiğini ya da kadınlarla flörtleşmeye çabaladığını görürüz. Fakat Pialat’nın aileye yaklaşımı tek boyutlu bir hâl almaz. Roger ve Philippe, Monique’in ölümüne karşı hiçbir duygusal tepki göstermiyor ya da onu sevmiyor değillerdir. Fakat belki de aileyi kaçıp kurtulması en zor, insanı en sıkı şekilde sarıp sarmalayan hapishaneye çeviren de bu toksik yapısıdır. Aile, çoğunlukla Monique’in küçüklüğünde onu saatlerce kilere kapatan babasında olduğu kadar sert, keskin iktidar mekanizmalarına dayanmaz -ki Monique ve babasının ilişkisinde dahi onulmaz biçimde sert bir mekanizma olmadığını duyarız. Aile; hem çok sevip, bağlı kaldığımız kişilerle kurduğumuz hem de yaşamımız boyu üzerimizden çekip çıkaramayacağımız bir ilişkiler ağına dayanır. Bu ağın, aileye dâhil ettiği tüm insanları sarıp sarmalayan yapısı bireylerin varlığını aşan bir hâl alır. Aileye karşı olan sorumluluklarla istekler çatıştığında bunun gerilimi ya yalanlara yol açar ya da devasa travmalara. Çoğunlukla yalanları tercih ederiz ve ailenin riyakâr yapısı da bu tercihe dayanır. Monique, Roger’in uzun yıllar süren evlilikleri boyunca onu defalarca aldattığını bilir, fakat bunun hiç tartışmaya döküldüğünü görmeyiz. Philippe, annesi ile hastane randevusu sonrası konuşurken, babasının onu defalarca aldattığını fakat annesinin de aynısını yaptığını iddia eder. Monique bu iddiayı reddeder ama bu pek inandırıcı durmaz. Aynı zamanda Philippe de babası gibi eşi Nathalie’yi aldatmaktadır. Nathalie de bu gerçeği bilmesine rağmen Philippe’e doğrudan hiçbir şekilde söylemez. Ailenin hemen her üyesinin bildiği yalanlar, kurumun sağlıklı ya da sağlıksız, bir biçimde varlığını sürdürebilmesi için halının altına süpürülür. Tıpkı Philippe ve Nathalie’nin, Monique öldükten sonra hiç istememelerine rağmen, Roger’ı Paris’e yanlarına taşınması için ikna etmeye çalışması gibi. Aile kurumunun belirlediği sorumluluklar ve görevlerin şekillendirdiği bir seremonidir bu. Philippe ve Nathalie istemeye istemeye uzun süre ısrar ederler, Roger onları defaatle reddeder. Yine kurumun varlığı için söylenmiş bir yalan, baştan sona oynanan bir tiyatro izlediğimizin farkına varırız.

Aile; varlığını, sertlik düzeyini, iktidar kurma biçimini düzenli olarak değiştirse de hayatlarımızı şekillendiren ve ölümümüze kadar bizi etkileyen bir kurum olarak varlığını sürdürür. Öyle ki filmde izlediğimiz aile bile varlığını bir aile kurumunun baskıcı yapısına borçludur. Roger ve Monique’in evliliği, kendi ailelerin ısrarı ve emri doğrultusunda olmuştur. Philippe bu durumu klişe ama sarkastik bir biçimde -“Eğer siz evlenmeseydiniz ben hiç olmamış olacaktım.”- Monique’in yüzüne vurur. Pialat; ailenin, insanın bir parçasını ömür boyu bir kafese hapseden bu yapısını, çok boyutluluğunu ve derinliğini kavramış bir biçimde izleyiciye yansıtır. Uzun planlar boyunca, bu rahatsız edici gerçeklikle yüzleşmek için bize bolca vakit bırakır. Bütün bu uzun ölüm süreci, hem izleyici hem de aile üyeleri için öyle dayanılmaz bir hâl alır ki Monique son nefesini verdiğinde, Roger’nin oğlunun yanına gelip ölüm haberini verirken tercih ettiği kelimeyi derinden hissederiz. “Bitti.”.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi