Çin'de yaşanan toplumsal dönüşümleri ve bunların sonuçlarını irdelediği filmleriyle kendine tutarlı ve güçlü bir filmografi inşa eden yönetmen Jia Zhangke'nin, dünya prömiyerini Altın Palmiye için yarıştığı Cannes Film Festivali'nde yapan yeni filmi Kül En Saf Beyazdır da tematik olarak öncüllerini takip eder nitelikte bir anlatı sunuyor. Bunu suç filmi motiflerini takip ederek yaparken türün gereklerini eğip bükerek sinemasının aşina olduğumuz tüm özelliklerini filmin iskeletine iliştirmeyi başarıyor. Kül En Saf Beyazdır'ın merkezinde Zhangke'nin hemen hemen tüm filmlerinde birlikte çalıştığı Zhao Tao'nun canlandırdığı Qiao karakteri var. Çin yeraltı dünyasında kendine yer edinmeye çalışan bir çete liderinin sevgilisi olan Qiao, erilliğin kol gezdiği bu dünyada kendi sözünü dinletebilmeyi büyük ölçüde başarmış, güçlü bir kadın olarak resmediliyor. Sevgilisi Bin'i karıştığı bir kavga esnasında ölümden kurtarması da film hikâye akışının dönüşümünü işaret ederek, anlatının Qiao'nun güçlü kadın imajı üzerinden şekilleneceğini açık ediyor. 2001 yılında yaşanan bu olay sonrası hapishaneye giren Qiao beş yıl sonra çıktığında önceki hayatının, ülkede yaşananlara paralel olarak dönüştüğüne dair sert bir gerçeklikle yüzleşiyor. Bu dönüşümle birlikte Qiao ve Bin'in hikâyesi günümüze kadar uzanan ve çok farklı evrelerden geçen bir ilişki sürecine evriliyor. Kül En Saf Beyazdır: Toplumsal Dönüşümlerin Gölgesinde Ülkede yaşanan sosyal, politik ve ekonomik dönüşümlerin bireylerin hayatlarına etkisini inceleyen bir film olan Kül En Saf Beyazdır'da, ülke ve bireylerin izleklerini sürekli birbirlerine paralel bir seyir sergileyen iki kanaldan ilerletmiyor yönetmen ve senarist Zhangke. Bunun yerine, toplumsal hayatta yaşanan kırılmaları, bireylerin hayat çizgilerine temas ettirerek (hatta sertçe çarptırarak) yaşanan sert ve yıkıcı gelişmeleri perdeye taşıyor. Böyle bir anlatı biçimi için suç dünyasının tercih edilişi, birden çok noktada olumlu sonuç veriyor. Bireylerin hayatlarına davetsiz ve en dolaysız şekilde tezahür eden gelişmelerin yaşanmasında, bu gelişmelerin hem kaynağı hem sonucu olan eylemlerin hayata geçirilmesinde suç dünyası bir ara parça gibi işlev görüyor. Bunu özellikle filmin başında, Bin'den daha nüfuzlu olduğu anlaşılabilen birinin, inşa ettirdiği villaları satmak konusunda yaşadığı problemi aşabilmek için, Bin'i görevlendirdiği sahnede kolaylıkla sezilebiliyor. Sermaye ya da güç sahipleri, mevcut konjonktürde kendilerine daha fazla fayda sağlayabilmek adına, gerektiğinde suça bulaşmaktan çekinmeyen (daha doğrusu bunun için var olan ve bu amaçla yaratılmış) yeraltı dünyası aktörlerini kullanmaktan, harcamaktan geri durmuyorlar. Benzer bir durum Bin'in suç dünyasında işlevi kalmayınca dışarı itilerek, daha "legal" bir konuma geçmesinde de gözlemlenebiliyor. Sistemin, kendini olduğu gibi devam ettirebilmek adına bireyleri ve hayatlarını öğütüp kapının önüne koymak üzerine kurulu oluşunu birçok noktada çok yerinde hamlelerle veriyor Kül En Saf Beyazdır. Bu dünyada yaşananların, yeraltının doğası gereği şiddetle sonuçlanması kaçınılmaz oldukça, ülkedeki dönüşümlerin etkilerinin de fiziksel bir karşılığı perdeye yansıyor. Kavgalar, patlayan silahlar ya da dökülen kanların yanında karakterler de film boyunca sürekli fiziksel bir değişim hâlindeler. 2001'de açılan filmin anlatısı günümüze ulaştığında ne Qiao ne Bin ilk hâllerine benziyor. Dönüşüm, şehirleri ve hayat şartlarında kırılmalara sebep oldukça bireylerin hayatlarına da bulaşıp psikolojik olduğu kadar fiziksel bir etki de yaratıyor. Ana karakterlerin, Kül En Saf Beyazdır'ın bütünü için sağladığı fayda, Zhangke'nin toplumda yaşanan dönüşümlerin belirteci olarak sunduğu ögeler için de geçerli. Lakin Çin toplumunun Batı'yla buluşmasının bir simgesi olarak kullandığı dans ve müzik sahneleri yönetmenin önceki filmi Dağlar Uzaklaştığında - Shan…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Yönetmen Jia Zhangke son filmi Kül En Saf Beyazdır'da daha önce defalarca kanıtladığını yeniden yaparak, Çin'in yaşadığı toplumsal dönüşümleri güçlü bir sinema diliyle perdeye yansıtıyor. 

Kullanıcı Puanları: 3.46 ( 5 votes)
70

Çin’de yaşanan toplumsal dönüşümleri ve bunların sonuçlarını irdelediği filmleriyle kendine tutarlı ve güçlü bir filmografi inşa eden yönetmen Jia Zhangke’nin, dünya prömiyerini Altın Palmiye için yarıştığı Cannes Film Festivali’nde yapan yeni filmi Kül En Saf Beyazdır da tematik olarak öncüllerini takip eder nitelikte bir anlatı sunuyor. Bunu suç filmi motiflerini takip ederek yaparken türün gereklerini eğip bükerek sinemasının aşina olduğumuz tüm özelliklerini filmin iskeletine iliştirmeyi başarıyor.

Kül En Saf Beyazdır’ın merkezinde Zhangke’nin hemen hemen tüm filmlerinde birlikte çalıştığı Zhao Tao’nun canlandırdığı Qiao karakteri var. Çin yeraltı dünyasında kendine yer edinmeye çalışan bir çete liderinin sevgilisi olan Qiao, erilliğin kol gezdiği bu dünyada kendi sözünü dinletebilmeyi büyük ölçüde başarmış, güçlü bir kadın olarak resmediliyor. Sevgilisi Bin’i karıştığı bir kavga esnasında ölümden kurtarması da film hikâye akışının dönüşümünü işaret ederek, anlatının Qiao’nun güçlü kadın imajı üzerinden şekilleneceğini açık ediyor. 2001 yılında yaşanan bu olay sonrası hapishaneye giren Qiao beş yıl sonra çıktığında önceki hayatının, ülkede yaşananlara paralel olarak dönüştüğüne dair sert bir gerçeklikle yüzleşiyor. Bu dönüşümle birlikte Qiao ve Bin’in hikâyesi günümüze kadar uzanan ve çok farklı evrelerden geçen bir ilişki sürecine evriliyor.

Kül En Saf Beyazdır: Toplumsal Dönüşümlerin Gölgesinde

Ülkede yaşanan sosyal, politik ve ekonomik dönüşümlerin bireylerin hayatlarına etkisini inceleyen bir film olan Kül En Saf Beyazdır’da, ülke ve bireylerin izleklerini sürekli birbirlerine paralel bir seyir sergileyen iki kanaldan ilerletmiyor yönetmen ve senarist Zhangke. Bunun yerine, toplumsal hayatta yaşanan kırılmaları, bireylerin hayat çizgilerine temas ettirerek (hatta sertçe çarptırarak) yaşanan sert ve yıkıcı gelişmeleri perdeye taşıyor. Böyle bir anlatı biçimi için suç dünyasının tercih edilişi, birden çok noktada olumlu sonuç veriyor. Bireylerin hayatlarına davetsiz ve en dolaysız şekilde tezahür eden gelişmelerin yaşanmasında, bu gelişmelerin hem kaynağı hem sonucu olan eylemlerin hayata geçirilmesinde suç dünyası bir ara parça gibi işlev görüyor. Bunu özellikle filmin başında, Bin’den daha nüfuzlu olduğu anlaşılabilen birinin, inşa ettirdiği villaları satmak konusunda yaşadığı problemi aşabilmek için, Bin’i görevlendirdiği sahnede kolaylıkla sezilebiliyor. Sermaye ya da güç sahipleri, mevcut konjonktürde kendilerine daha fazla fayda sağlayabilmek adına, gerektiğinde suça bulaşmaktan çekinmeyen (daha doğrusu bunun için var olan ve bu amaçla yaratılmış) yeraltı dünyası aktörlerini kullanmaktan, harcamaktan geri durmuyorlar. Benzer bir durum Bin’in suç dünyasında işlevi kalmayınca dışarı itilerek, daha “legal” bir konuma geçmesinde de gözlemlenebiliyor. Sistemin, kendini olduğu gibi devam ettirebilmek adına bireyleri ve hayatlarını öğütüp kapının önüne koymak üzerine kurulu oluşunu birçok noktada çok yerinde hamlelerle veriyor Kül En Saf Beyazdır. Bu dünyada yaşananların, yeraltının doğası gereği şiddetle sonuçlanması kaçınılmaz oldukça, ülkedeki dönüşümlerin etkilerinin de fiziksel bir karşılığı perdeye yansıyor. Kavgalar, patlayan silahlar ya da dökülen kanların yanında karakterler de film boyunca sürekli fiziksel bir değişim hâlindeler. 2001’de açılan filmin anlatısı günümüze ulaştığında ne Qiao ne Bin ilk hâllerine benziyor. Dönüşüm, şehirleri ve hayat şartlarında kırılmalara sebep oldukça bireylerin hayatlarına da bulaşıp psikolojik olduğu kadar fiziksel bir etki de yaratıyor.

Ana karakterlerin, Kül En Saf Beyazdır’ın bütünü için sağladığı fayda, Zhangke’nin toplumda yaşanan dönüşümlerin belirteci olarak sunduğu ögeler için de geçerli. Lakin Çin toplumunun Batı’yla buluşmasının bir simgesi olarak kullandığı dans ve müzik sahneleri yönetmenin önceki filmi Dağlar Uzaklaştığında – Shan He Gu Ren’deki fazlasıyla hatırlattığından orijinalliğine dair büyük soru işaretlerinin ortaya çıkması bir noktada kaçınılmaz oluyor. Benzer bir durum, Qiao’nun Bin’e karşı duyduğu aşkın verilme şekli için de geçerli diyebiliriz. Böylesi uzun bir zaman aralığına yayılmış ve zamanla etkisini pek yitirmeyen aşk hikâyelerine özellikle Uzak Doğu sinemasından aşinayız. Velhasıl Zhangke, özellikle son bölümde bu aşık biçimini değiştirerek filminin finaline, Çin toplumunun eril yapısına ve erkekliğin hakim olduğu mafyatik oluşumlara dair taze bir söz katmayı başarıyor diyebiliriz.

Yönetmen Jia Zhangke son filmi Kül En Saf Beyazdır’da da daha önce defalarca kanıtladığını yeniden yaparak, Çin’in yaşadığı toplumsal dönüşümleri güçlü bir sinema diliyle perdeye yansıtıyor. Görüntü yönetimi, özellikle Zhao Tao’nun kusursuz oyunu, yeri geldiğinde bilimkurguya dahi meyledip tonunu zenginleştirmesi ve hikâyesinin yan ögelerle beslenmesiyle birçok açıdan son derece güçlü bir film Kül En Saf Beyazdır. Ama Zhangke’nin özellikle son filmleri Günahın Dokunuşu – Tian zhu ding ve Dağlar Uzaklaştığında’yı da göz önüne alarak, kendine has bir sinema yaratabilmiş yönetmenin hem biçim hem de tematik olarak yeni bir şey denemesinin vaktinin geldiğini söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi