Greta Gerwig’in 2017 yapımı ilk uzun metrajı Uğur Böceği - Lady Bird’ü izlediğimde kafamda “Anne benim uçmam gerek” cümlesi yankılanıyordu. Gerek filmin geçtiği dönemin benim de içinde bulunduğum kuşağın zamanıyla eşleşmesi, gerek popüler kültürle kurduğumuz bağ ve bununla paralel ilerleyen az çok benzer büyüme öykülerimiz zamanımızın heyecanına, coşkusuna, ayağa kalkmanın ve koşmanın yarattığı büyüme sancılarına zemin hazırlıyordu. Benim kulağımda yankılanan şarkı buydu. Lady Bird’le de eşleşiyordu hem. Bir taraftan da Gerwig’in 2010’lar sinemasında çoğumuzun hafızasında çoktan yer etmiş Frances Ha performansı da bunu destekliyordu. Greta Gerwig ve Noah Baumbach’ın birlikte kaleme aldıkları Frances Ha’da Frances 2010’ların yeni yetişkinlerinin çıkmazlarla bezeli heyecanlı ama zor dünyasında koşacak ve dans edecek yolları aralarken, Lady Bird de 2000’lerin gençlerinin kararlarını bir nefeste ve inatla duyurdukları dünyanın ve özgürlüğe koşar adım yol almanın hikâyesini sunuyordu. Gerwig’in hem oyunculuğunun hem yazarlığının hem de yönetmenliğinin izleyicileri yakaladığı taraf da buradaydı aslında: Uçmak ve koşmak isteyen bizlerin 2000’lerin dünyasındaki yansıması. Greta Gerwig, bir sonraki filminin Louisa May Alcott’un eseri olan Küçük Kadınlar - Little Women uyarlaması olacağını duyurunca, daha önce örneğini gördüğümüz bir edebiyat uyarlaması olacağı ve Jo March’le yeniden karşılaşacağımız için kendi adıma heyecanla beklemeye başladığımı söyleyebilirim. Bir taraftan da 2000’lerden kopup zamanda geriye gitmenin Gerwig’in sinemasında nasıl bir etki yaratacağı da merak konusuydu. Kitapla ya da öncesindeki uyarlamalarla farklılıklarının ya da benzerliklerinin nasıl olacağı ilk akla gelen sorulardandı. Bu tür sorular her uyarlama için benzerlik gösterebilir. O yüzden Gerwig’in ilk filmi Lady Bird bu konuda oldukça ayrıntılı bir referanstı izleyiciler için. Little Women artık izleyicilerle buluştuğuna göre, filmin tüm gücüyle ve tüm kararlarıyla koşmayı seçen kahramanının sesini taşıdığını söyleyebilirim. Jo’nun hikâyesindeki “kendi hayatının anlatıcısı olma” meselesini filmin tonu olarak belirleyen Gerwig bu cümlenin zamansızlığına da vurgu yapıyor Little Women’la. 1860’ların 1870’lerin Amerika’sında geçen hikâyenin devam eden, değişmeyen meselelerini anlatının merkezinde daha da belirginleştirip hem metnin zamansızlığına hem de meselelerin değişmeyen şartlarına odaklanıyor. Cinsiyet eşitsizliğinin, evliliği kutsayan sistemin, aşkın tanımının ne olduğunun, tek başına ayakta durabilmenin o zamandan bu zamana yerinde sayan dünyasında yaşıyoruz hepimizin bildiği üzere. Little Women’ın metnini sinemaya uyarlamak aslında bu açıdan yönetmenin filmi hangi tonda aktaracağına kalıyor. Durağan bir 1860’lar pastoral Amerika öyküsü mü yoksa sesini yükselten ve kızgınlığını tüm dünyaya haykıran kadınların savaşı mı? Gerwig ikinci yolu seçmiş kendi uyarlamasında. Küçük Kadınlar: Kendi Sesinle Konuşmak Greta Gerwig’in Şubat 2020 tarihli Sight & Sound’da Isabel Stevens’a verdiği röportajda tam da bu ton belirleme mevzusu üzerinden yorumladığı bölümler mevcut. İç Savaş Amerika’sındaki sessiz kalmaya, beklemeye, sabretmeye zorlanan kadınlardan Trump Amerika’sındaki MeToo hareketine nelerin değiştiğine/değişmediğine dikkat çeken röportajda, MeToo sonrasında kadınların cinsiyetçilikle ilgili paylaşmaya başladığı öfke üzerinde durulmuş. Gerwig bu noktada Marmee karakterinin cümlesinden yola çıkarak bu kızgınlığın filmin içinde de geçtiğini belirtiyor. Marmee’nin filmde “Neredeyse hayatımın her günü bu kızgınlığı taşıyorum.” cümlesini senaryoya koymak istediğini belirten Gerwig tam da günümüzün öfkesini metinden senaryoya ekleyerek temas edeceği noktaları belirlemiş.* Ayrıca sesi yükseltmek üzerine kurulan karakterlerde bu yolu izliyor. Bir hayatının olduğunu ve o an orada olduğunu varlığıyla belirten Jo’nun kardeşi Beth’e “Lütfen böyle sakince gitme.” demesi de bu yüzden. Ses çıkar, sesini duyur, hayatını sen…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Greta Gerwig, ikinci uzun metrajı ve ilk uyarlaması olan Little Women’la klasikleşen bir metne günümüzdeki sosyal ve toplumsal cinsiyet meseleriyle ortaklık kurabileceğimiz cümlelerin ışığında yaklaşıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.74 ( 4 votes)
80

Greta Gerwig’in 2017 yapımı ilk uzun metrajı Uğur Böceği – Lady Bird’ü izlediğimde kafamda “Anne benim uçmam gerek” cümlesi yankılanıyordu. Gerek filmin geçtiği dönemin benim de içinde bulunduğum kuşağın zamanıyla eşleşmesi, gerek popüler kültürle kurduğumuz bağ ve bununla paralel ilerleyen az çok benzer büyüme öykülerimiz zamanımızın heyecanına, coşkusuna, ayağa kalkmanın ve koşmanın yarattığı büyüme sancılarına zemin hazırlıyordu. Benim kulağımda yankılanan şarkı buydu. Lady Bird’le de eşleşiyordu hem. Bir taraftan da Gerwig’in 2010’lar sinemasında çoğumuzun hafızasında çoktan yer etmiş Frances Ha performansı da bunu destekliyordu. Greta Gerwig ve Noah Baumbach’ın birlikte kaleme aldıkları Frances Ha’da Frances 2010’ların yeni yetişkinlerinin çıkmazlarla bezeli heyecanlı ama zor dünyasında koşacak ve dans edecek yolları aralarken, Lady Bird de 2000’lerin gençlerinin kararlarını bir nefeste ve inatla duyurdukları dünyanın ve özgürlüğe koşar adım yol almanın hikâyesini sunuyordu. Gerwig’in hem oyunculuğunun hem yazarlığının hem de yönetmenliğinin izleyicileri yakaladığı taraf da buradaydı aslında: Uçmak ve koşmak isteyen bizlerin 2000’lerin dünyasındaki yansıması.

Greta Gerwig, bir sonraki filminin Louisa May Alcott’un eseri olan Küçük Kadınlar – Little Women uyarlaması olacağını duyurunca, daha önce örneğini gördüğümüz bir edebiyat uyarlaması olacağı ve Jo March’le yeniden karşılaşacağımız için kendi adıma heyecanla beklemeye başladığımı söyleyebilirim. Bir taraftan da 2000’lerden kopup zamanda geriye gitmenin Gerwig’in sinemasında nasıl bir etki yaratacağı da merak konusuydu. Kitapla ya da öncesindeki uyarlamalarla farklılıklarının ya da benzerliklerinin nasıl olacağı ilk akla gelen sorulardandı. Bu tür sorular her uyarlama için benzerlik gösterebilir. O yüzden Gerwig’in ilk filmi Lady Bird bu konuda oldukça ayrıntılı bir referanstı izleyiciler için. Little Women artık izleyicilerle buluştuğuna göre, filmin tüm gücüyle ve tüm kararlarıyla koşmayı seçen kahramanının sesini taşıdığını söyleyebilirim. Jo’nun hikâyesindeki “kendi hayatının anlatıcısı olma” meselesini filmin tonu olarak belirleyen Gerwig bu cümlenin zamansızlığına da vurgu yapıyor Little Women’la. 1860’ların 1870’lerin Amerika’sında geçen hikâyenin devam eden, değişmeyen meselelerini anlatının merkezinde daha da belirginleştirip hem metnin zamansızlığına hem de meselelerin değişmeyen şartlarına odaklanıyor. Cinsiyet eşitsizliğinin, evliliği kutsayan sistemin, aşkın tanımının ne olduğunun, tek başına ayakta durabilmenin o zamandan bu zamana yerinde sayan dünyasında yaşıyoruz hepimizin bildiği üzere. Little Women’ın metnini sinemaya uyarlamak aslında bu açıdan yönetmenin filmi hangi tonda aktaracağına kalıyor. Durağan bir 1860’lar pastoral Amerika öyküsü mü yoksa sesini yükselten ve kızgınlığını tüm dünyaya haykıran kadınların savaşı mı? Gerwig ikinci yolu seçmiş kendi uyarlamasında.

Küçük Kadınlar: Kendi Sesinle Konuşmak

Greta Gerwig’in Şubat 2020 tarihli Sight & Sound’da Isabel Stevens’a verdiği röportajda tam da bu ton belirleme mevzusu üzerinden yorumladığı bölümler mevcut. İç Savaş Amerika’sındaki sessiz kalmaya, beklemeye, sabretmeye zorlanan kadınlardan Trump Amerika’sındaki MeToo hareketine nelerin değiştiğine/değişmediğine dikkat çeken röportajda, MeToo sonrasında kadınların cinsiyetçilikle ilgili paylaşmaya başladığı öfke üzerinde durulmuş. Gerwig bu noktada Marmee karakterinin cümlesinden yola çıkarak bu kızgınlığın filmin içinde de geçtiğini belirtiyor. Marmee’nin filmde “Neredeyse hayatımın her günü bu kızgınlığı taşıyorum.” cümlesini senaryoya koymak istediğini belirten Gerwig tam da günümüzün öfkesini metinden senaryoya ekleyerek temas edeceği noktaları belirlemiş.* Ayrıca sesi yükseltmek üzerine kurulan karakterlerde bu yolu izliyor. Bir hayatının olduğunu ve o an orada olduğunu varlığıyla belirten Jo’nun kardeşi Beth’e “Lütfen böyle sakince gitme.” demesi de bu yüzden. Ses çıkar, sesini duyur, hayatını sen yarat, karasızlıkların olsa bile. Jo March’ın peşinden koştuğu cümle bu aslında. Onu ailesini anlatmaya iten de. Yaşadım, yaşadık, buradaydık, bu yolu yürüdük ve kendi hikâyemin anlatıcısı benim. Seçimlerimle, kararlarımla, kararsızlıklarımla, öfkemle, sevincimle, üzüntümle, heyecanımla beni ben yapan her şeyle bu hayatın anlatıcısı benim. Bu yoldan dönmeyecek olan ve sokaklar, caddeler, şehirler, asırlar boyu koşacak olan da benim. Jo’nun heyecanını ve öfkesini filmin çatısı yapan Gerwig bu heyecanı ve Jo’nun yolculuğunu filmin en başındaki yayıncı sahnesiyle belirginleştirmiş. Yine aynı röportajda belirttiğine göre yayıncının kadın karakterlerin sonunun nasıl olması gerektiğinde dair Jo’ya verdiği cevap Gerwig’in bu filmi neden yapmak istediğiyle ilgili de zemini oluşturmuş. Film yapmanın ne demek olduğu, kitap yazmanın ne demek olduğu, sanatla uğraşan kadınların hangi zihniyetle karşı karşıya kaldıklarını belirten Gerwig, Little Women’ın meselesine nasıl yaklaştığını da açıklıyor böylelikle.*

Bunların yanında Little Women’ın ele aldığı biçimsel tercihleri de belirtmekte fayda var. Ana meselesini destekleyen yapısı hikâyenin işleyişini daha da belirginleştiriyor çünkü. Jo’nun heyecanını fimin biçimine de ortak eden Little Women, zaman akışını da bu hıza göre belirleyerek filmi yukarıda bahsettiğim masalsı pastoral Amerika çizgisinden uzaklaştırıp daha dinamik ve daha zamansız bir hâle sokuyor. Kardeşlerin bugününden ve birkaç yıl önceki geçmişlerinden parçaları bir yapboz gibi birleştiren kurgusu hem Jo’nun zihninde olan bitenleri hem zamanın seslerini hem de kardeşlerin kendi hayatlarındaki mücadelelerini görünür kılıyor. Bu mücadelenin canlılığını geçmiş-bugün kıyaslaması ve kararlarının arkasında durma azmini zaman çizgisine sıklıkla yerleştirilen bu geriye dönüşler belirliyor. Bir taraftan da Jo’nun romanının da taslağını ortaya çıkarak bu geriye dönüşler aynı zamanda karakterinin zihniyle filmin kurgu biçimini de eşleştiriyor.

Greta Gerwig, ikinci uzun metrajı ve ilk uyarlaması olan Little Women’la klasikleşen bir metne günümüzdeki sosyal ve toplumsal cinsiyet meseleriyle ortaklık kurabileceğimiz cümlelerin ışığında yaklaşmış ve söylemini oluşturmuş. Bu zamansız uyarlamanın günümüzdeki karşılığını Greta Gerwig’in 92. Akademi Ödülleri’ndeki En İyi Yönetmen kategorisinde aday edilmemesiyle görebiliyoruz. Aynı şekilde Jo’nun sosyal hayatındaki/işindeki varoluş mücadelesinin zorluklarını Little Women’da gördüğümüz gibi.

*Sight & Sound 30/2 (Şubat 2020).

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information