Krzysztof Kieślowski, Keyfim Şöyle Böyle – I’m So-So… belgeselinde hayatı “gizemli bir duygu” olarak tarif eder, “Bilinmezlik ve gizem her zaman var olmuştur. Şimdi dahi öyledir.” Kieślowski’nin hayatı algılayış biçimi, tüm filmlerine ve o filmlerdeki karakterlerinin trajedilerine ve sevinçlerine yansır. İnsanın hayatı üzerindeki kontrolünün, yaşamını şekillendiren tercihlerde insanın kendi iradesinin gücünün göründüğünden çok daha az olduğunu vurgular. Hatta çoğu zaman insan rasyonel dahi değildir. Aydınlanma ve pozitivizmin savunduğu “insan” ideali Kieślowski için abartılı ve köhnemiş kalır. İnsanı aşkın bir güç, çoğu zaman onun kendi iradesinin bir sonucu sandığı koşullara dahi şekil verir. Bu aşkınlık, dini ya da teolojik bir güç değil insanlık içerisindeki bütün bir ilişkiler ağı, bir tesadüf ya da rastlantı, yani hayatın kendisinden ibarettir. İnsanın trajedisi ise aslında hiçbir zaman kendisine ait olmayan bu gücü eline almaya çalışmasıdır.

Amatör – Amator’da, insanın hayat ve gerçeklik üzerinde sağlamaya çalıştığı kontrol trajedi ile sonuçlanır. Filip yeni doğum yapmış eşi ve bebeğiyle sıradan bir yaşam sürmekten başka amacı olmayan bir fabrika çalışanıdır. Eşi doğum yaptıktan sonra, çocuklarının gelişimini kaydetmek için aldığı kamera Filip’in hayatı ve gerçekliği kavrayışını değiştirir. Önce çalıştığı fabrika müdürü tarafından sendika toplantısını kaydetmesi istenen Filip yavaş yavaş kameranın gerçekliği kaydetme gücüne ve bu güç sayesinde elde ettiği konuma bağımlı hâle gelir. Pencerede duran bir güvercini uçarken kaydetmek için eliyle kovaladığı sahne Filip’in gerçekliğe ilk müdahale ettiği andır. O andan itibaren Filip kendi zihninde kurduğu tasarıya ulaşmak için gerçekliğe sürekli müdahalede bulunur. Kendisi de belgesel kökenli bir sinemacı olan Krzysztof Kieślowski insanın, gerçeklik ve hayatla kurduğu araçsal ilişki ile belgesel sinema ve sanat arasındaki bağı ortaya koyar. Estetik stratejiler doğrultusunda gerçekliği düzenleyebilme gücü olduğuna inanan Filip’in, belgeselleri yakın bir arkadaşının işine ve eşinin çocuğuyla birlikte onu terk etmesine mal olur. Hayat ve gerçeklik üzerinde bütünüyle hakimiyet kurmak mümkün değildir, hayatı olduğu gibi kabullenirken onu kontrol etme tutkusuyla yanıp tutuşan Filip bunu acı bir biçimde öğrenir.

Hayat Kontrol Edilebilir mi?

Sonsuz – Bez Konca’da Ursula, eşi Antek’in ölümüyle birlikte bir insanı gerçek anlamda tanımanın ne kadar zor olduğuyla yüzleşir. Yıllardır evli olduğu eşinin kalp rahatsızlığını, Antek’in üniversitede tanıştığı bir kadından öğrenir. Hayat gibi insanlar da gizem doludur. İkisini de anladığını sanmak en büyük yanılgıdır. Bez Konca’da Kieślowski tesadüfün insanlar üzerindeki belirleyici rolünü ilk kez açık biçimde gösterir. Uzun yol esnasında Ursula’nın aracı beklenmedik bir arıza yapar. Ursula, sebebini anlayamadığı arızadan dolayı yol kenarında durup arabayı çalıştırmaya çalışırken yanından bir araba son sürat biçimde geçer. Arabadaki arıza yine beklenmedik bir biçimde çözülür, Ursula önce bir fren sesi duyar sonra az önce yanından geçen arabadakilerin korkunç bir kazada öldüğünü görür. Açıklaması pek mümkün olmayan tuhaf bir arıza Ursula’nın hayatını kurtarmıştır. Hayat araba motorundaki basit bir arızanın ölüp ölmeyeceğinize karar vereceği gizemli bir mekanizmadır. Böyle bir mekanizmayı kontrol edebildiğini/edebileceğini düşünen insanın kibri aynı zamanda onun aptallığıdır. Yine Bez Konca’da Avukat Mieczyslaw’ın fabrikada grev örgütlemek yüzünden yargılanan Darek’in davasıyla karşılaşması onun hayata bakışını değiştirir. Mieczyslaw için aslında etik olarak hiçbir suç işlememiş olan Darek avukatın sunduğu bütün çözüm önerilerini politik mücadelesi için, onuru için, ahlaken doğru bulmadığı için reddeder. “Onları kurtarmam için yalvaran katiller gördüm” der Mieczyslaw “ama masum bir adam onu hapisten çıkaracak bütün önerilerimi reddediyor.” Hukuk, insanların yaşamı düzenlemek için oluşturduğu bir yasalar bütünü olarak Darek için çaresiz kalır. Gerçekten masum bir insan –  Mieczyslaw için hiç de rasyonel biçimde davranmayarak – onu kurtaracak çeşitli stratejileri reddederken bir katil bu avantajlardan yararlanıyorsa, hayatı düzenleme çabası bir kez daha yetersiz kalmış demektir. İnsan her zaman rasyonel değildir hayat da tıpkı insan gibi rasyonalize edilemeyecek kadar gizemlidir Krzysztof Kieślowski için.

1987 tarihli Kör Talih – Przypadek ise yaşamın insan üzerindeki belirleyici rolünün üzerine kurulur. Anlatı bir tıp öğrencisi olan ve hayatta olan tek yakını babasının ölümünden önce son bir kez görememesinin ruhunda yarattığı kırılganlığı üzerinde taşıyan Witek’in Varşova’ya kalkan bir treni yakalayıp yakalamaması üzerine kurulan üç farklı varyasyonu üzerine kurulur. Witek treni yakaladığında Varşova’da tanıdığı kişilerin de etkisiyle Komünist Parti’ye üye olur ve rejim içerisinde yükselir. Witek’in trene yetişmeden önceki hayatının belirli anların dair sunulan kısa sahnelerden gördüğümüz üzere burada ilk aşkıyla tekrar karşılaşır. Onun rejime muhalif bir hareket içerisinde olduğunu öğrenir. İlk varyasyonun sonunda parti içerisinde ilişkisini bilen biri sevgilisini ihbar eder. Witek’i Komünist Parti’ye kızgın ve inandığı her şeyi sorgular hâlde buluruz. Treni kaçırdığı ilk varyasyonda ise Witek önce bir kargaşa nedeniyle hapise düşer. Mahkemeden bir ay kamu hizmeti cezası aldığında tanıştığı bir rahip aracılığıyla Witek dine sıkı sıkıya tutunur. Komünist rejimin dini kurumlar üzerindeki politikaları nedeniyle rejime muhalif hareketin içine katılır. El altından gazete basımına yardımcı olur. Bu varyasyonda da çocukluğundan beri görmediği bir arkadaşının kız kardeşine aşık olur ve varyasyonun sonunda ayrılmak zorunda kalırlar. Son varyasyonda ise treni yine yakalayamaz fakat bir kargaşaya da karışmaz. Tıp eğitimine devam eder ve evlenir. Düzenli bir hayata kavuşur. Fakülteden hocasıyla konuşurken ateist olduğunu belirtir. Kieślowski, insanın dini inancından, siyasi duruşuna kadar kendi iradesinin bir ürünü olarak gördüğü pek çok tavrın aslında hayat içerisindeki olasılıklar zincirinin bir ürünü olduğunu gösterir. Sadece yetişmek üzere koştuğunuz bir tren, dini inancınızı, politik görüşünüzü, aşık olduğunuz kişiyi belirleyebiliyorsa gerçek anlamda insan iradesinden nereye kadar söz edebiliriz? Hayat, insan tam da onun üzerinde hakimiyet kurduğunu sandığı sırada onun için belirlediği çeşitli ihtimaller sayesinde egemenlik ilişkisini terse çevirir. Krzysztof Kieślowski’nin bu gizem ve bilinmezlik karşısında büyülenmesinin kaynağı sanırım tam da bu zemindedir. Her üç varyasyonun sonunda da Witek bir Paris uçağına binmek zorundadır. İlk iki varyasyonda çeşitli nedenlerden dolayı binemez. Uçağa bindiği üçüncü varyasyonda ise uçak bir arıza nedeniyle havada infilak eder. Tamamen kontrolünde olduğunu düşündüğü – biz daha önce izlediğimiz iki varyasyon sayesinde onu daha aşkın bir gücün kontrol ettiğini biliriz – hayattan yine onu aşkın bir güç yüzünden – belki de oldukça basit bir arıza – kopmuştur.

Krzysztof Kieślowski Dekalog ve Üç Renk – Trois couleurs üçlemesi ile de insanı aşkın bu gücün peşinden koşmaya devam etmiştir. Bütün bir insanlık, insanlar arası ilişki, tesadüf, olasılıklar zinciri ya da hayatın kendisi. Adına ne derseniz diyin o gizemli, bilinmez ve çözülmesi mümkün görünmeyen mekanizma varlığını hâlâ sürdürüyor. Kieślowski penceresinden işin ironik yanı insanın kendisi de aynı gizemi ve bilinmezliği sürdürüyor. Bez Konca’da sırf elleri ölen eşine benzediği için bir Amerikalı ile seviştikten sonra yaptığına bir türlü anlam veremeyen Ursula aslında bütün Kieślowski karakterlerinin trajedisini taşıyor; anlam verilmesi mümkün olmayan bir dünyada, kişinin anlam verilemeyecek kendisi ve diğer insanlarla yaşamaya çalışması.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi