İyi bir sinema filmi veya televizyon dizisi; hikâyesi, kurgusu, hissettirdikleri veya kendimizi özdeşleştirebileceğimiz baş karakterleriyle izleyiciyi kendisine hayran bırakabilir. Fakat burada yapımlardaki kötü karakterleri (nam-ı diğer Villain karakterleri) de yabana atmamak gerekir. Hikâyedeki kötü karakterler, senaryonun kırılma noktaları ve hikâyenin esas sorunu için fazlasıyla önem teşkil ediyor. İyi bir hikâye ile temeli atılmış, iyi kurgulanmış kötü karakterler anlatımı fazlasıyla kuvvetlendirebiliyor. Biz de televizyon dizilerinde gerek bu karakterlere hayat veren oyuncuların performansı gerekse anlatıdaki yeri açısından önemli bulduğumuz kötü karakterleri sizler için derledik.

Katkıda bulunanlar: Melis Öneren,

Zeynep Pınar Uçar, Furkan Yücel

 

***Yazının bundan sonraki bölümü listede yer alan diziler ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Kötü Karakterler Üzerinden Anlatısını Şekillendiren 10 Sürükleyici Dizi

Legion (2017-)

Amahl Farouk (Navid Negahban)

Legion, her ne kadar Marvel Evreni’nin bir karakteri olup süper kahraman dizisi kategorisinde bir dizi olsa da aslında konusu, anlatısı ve karakterleriyle diğer süper kahraman dizilerinden oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. İlk sezonunda David isimli genç bir adam, yıllardır bulanık bir zihinle yaşamaktan bunalıp intihar girişiminde bulunur ve sonrasında ablasının yardımıyla akıl hastanesine yatırılır. Karmaşık bir zihne sahip olmayı hastalık olarak gören David, çok geçmeden işin aslını öğrenir. Kendisinin süper güçleri vardır ve üstelik doğduğu günden beri zihninin bir köşesine yerleşip onun zihnini karıştıran bir düşman vardır: Amahl Farouk! Farouk, zamanında David’in babasıyla büyük bir savaşa girer ve yenilir. Ardından hem hayatta kalabilmek hem de intikam alabilmek adına en az kendisi kadar güçlü bir zihne sahip olduğunu bildiği David’in zihnine tutunur. David’in küçüklüğünden yetişkin dönemine kadar kabuslar ve gerçek-hayal arasındaki gelgitlerin en büyük sebebi hâline gelir. David ise akıl hastanesine yattığı dönemde süper gücünün farkına varır ve Farouk ile savaşmaya çalışır. Farouk, David ve sevdiklerini gücüyle öyle bir domine eder ki hayatlarını gerçek mi hayal mi olduğu belirsiz bir cehenneme çevirir. Üstelik dizide David’in zihnindeki Farouk’un öyle ürkütücü bir fiziksel görünümü vardır ki neredeyse biz izleyiciler için de bir kabus sebebine dönüşür.

The Handmaid’s Tale (2017-)

Aunt Lydia (Ann Dowd)

1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde yapılan psikolojik bir deney, insanlara yüklenen sosyal roller ve bu rollerin gücünün insan davranışlarının şekillenmesi üzerindeki etkisi gözlemlendi. Tutsaklar ve hapishane görevlileri arasındaki ilişkiyi yaratılan hapishane ortamında gözlemleyen deney sonucunda, tutsak rolündeki insanların gerçekten birer suçlu psikolojisine girdikleri, bu insanları denetleme üst düzeyine atanan roldeki insanların ise tutsak rolündeki kimselere sahip oldukları otorite üzerinden zulüm uyguladığı görüldü. Yani, Zimbardo’nun bu deneyinde, insan psikolojisi ve davranışları üzerinde, insanların birbirlerine uyguladıkları güç ile otoritenin ve toplum içerisinde insanlara verilen sosyal rollerin etkisi olabileceği izlendi. Margaret Atwood’un aynı isimli romanından uyarlanan, Bruce Miller’ın yaratıcısı olduğu The Handmaid’s Tale, gelecekteki bir distopyayı konu alıyor. Gilead isimli bu distopyada belirlenmiş bir düzen ve bu düzen kapsamında otorite sahibi olan ve olmayan roller var. Bu roller arasında, özellikle, Aunt Lydia (Ann Dowd) ve Serena Joy (Yyvonne Strahovski) belirli bir otoriteye sahip olması ile dikkat çekiyor. Çünkü, kadınların ‘kendilerine dayatılan kadın rollerini benimsemesini sağlayanlar’ sınıfında yer alan Aunt Lydia’nın, dizi süresince sahip olduğu otorite ve güç üzerinden içselleştirdiği rol dolayısıyla hemcinslerine yaşattığı zor zamanları izliyoruz. Serena Joy da, bu anlamda örnek olarak gösterilebilecek kötü karakterler arasında yer alıyor. Elizabeth Moss ve Margaret Atwood’un da yapımcıları olduğu The Handmaid’s Tale, bu roller ile bizlere günlük hayatta da benimsediğimiz ve kabullenip içselleştirdiğimiz normlar yüzünden hemcinslerimiz içinde birbirimize bilinçli veya bilinçsiz uyguladığımız haksızlıkları ve sosyal hayattaki rollerin insan davranışları üzerindeki etkisini sorgulatıyor.

Jessica Jones (2015-)

Killgrave (David Tennant)

Jessica Jones, 2015 yılında başlayan Marvel Evreni’nin bir diğer popüler dizisidir. Kimyasal bir sızıntı sonucunda insanüstü bir güce ve dirence sahip olan Jessica Jones, bir süper kahraman olarak kariyerini bir kenara bırakarak özel bir dedektif olarak hayatını yeniden inşa etmeye çalışır. New York’ta tanımlanamayan güçlerin olduğu suç dosyalarına yardım eden Jessica Jones, güçlü bir kötü karakterin de dikkatini çeker: Killgrave! David Tennant’ın muazzam oyunculuğuyla hayat bulan Killgrave için bir açıdan TV dizilerinin Joker’i diyebiliriz. Çünkü Killgrave’in özel gücü, insanlara istediği her şeyi yaptırabilmek. Üstelik bunun için yalnızca ağzını açıp konuşması yeterli. Özel güçleriyle zengin muhitlere yerleşip insanları kendine hizmetçi olacak şekilde manipüle eden Killgrave’in güçleri ve Jessica Jones’a olan saplantısı öldürtmeye kadar gider. Killgrave’in tüm bu kötücül eylemleri yapmasının amacı ise aslında yakalanmadan ve herhangi bir güç tarafından hapsedilmeden rahat rahat yaşamak.

Deadwood (2004-2006)

Al Swearengen (Ian McShane)

Deadwood, çoğu izleyiciye göre TV tarihinin en iyi western dizilerinden biri sayılmasına karşın ömrü uzun sürmemiş ve 3. sezondan sonra iptal edilerek ekranlara erken veda etmek zorunda kalmış bir dizidir. Dizi; sanayi devrimi sonrası 1800’lü yıllarn Amerika’sında altın madenciliğinin yoğun olduğu bir bölgeye kurulan Deadwood isimli bir kasabada geçiyor. Deadwood kasabası; Amerika’nın birçok yerinden gelen altın madencileri, otel işletmecileri, tüccarlar, suçlular ve o bölgeden adeta kovulan kızılderililerden dolayı çetin ve kanlı bir ortama sahip. Deadwood’da her ne kadar kanun adamı olan şerifin sözü geçse de gerçek iktidar, kanun adamlarını satın alabilen ve gözünü kırpmadan insan öldürebilen Al Swearengen’dan başkası değildir. Seks işçilerinin ve içkilerin gırla olduğu bir eğlence mekânının sahibi olan Al Swearengen, kasabanın her köşesine hakim olup kendisine daha fazla güç katacak herkesi manipüle etme konusunda tam bir uzman. Öyle ki kasabaya kimin şerif olacağını, hükümetin kasabaya nasıl bir güç tahsis edeceğini kontrol etmek adına her türlü Ali Cengiz oyunu oynamaktan çekinmemektedir. Al Swearengen’ın bu belirsiz kötülüğüne bir de Ian McShane’e Altın Küre kazandıran muazzam oyunculuğu ekleyince ortaya TV tarihinin en iyi villain karakterlerinden birisi çıkıyor.

Unbreakable Kimmy Schmidt (2015-)

Richard Wayne Gary Wayne (Jon Hamm)

15 yıl boyunca, Indiana’da, yer altında bir tarikatta dünyanın sonunun geldiğine inanarak yaşayan Kimmy Schmidt (Ellie Kemper), sonunda kurtuluyor. Onu ve diğer üç kadını esir tutan psikolojik problemlere sahip karakter ise John Hamm’in canlandırdığı Reverend Richard Wayne Gary Wayne’den başkası değil. Tina Fey (30 Rock, Saturday Night Live) ve Robert Carlock (30 Rock)’un yaratıcıları olduğu Netflix dizisi, izleyicisine komedi türünde bir dizide görebileceğimiz en kötülükle dolu karakterlerden birini sunuyor. Her ne kadar dizinin geneline hakim yumuşak ton dolayısıyla yaptığı kötülükler fazla abartılmasa da, ‘Durnsville’in en kötü dj’i’ ünvanına sahip yeteneksiz rahip, Kimmy Schmidt’in de aralarında olduğu dört genç kadını, yer altında bulunan bir sığınağa kapatıp onları, dünyanın sonunun geldiğine ve dünya üzerinde sadece onların kaldığına inandırıp, hatta içlerinden biriyle tehdit altında evlenen, 15 yıl boyunca bu kadınların ‘tuhaf cinsel ilişkiler’ dahil psikolojik anlamda son derece yaralayıcı olaylar yaşamalarına sebep olmuş ve bu durum ile ilgili çok da üzgün olmayan bir karakter. Richard Wayne aynı zamanda bir rahip olmasına rağmen, oldukça çarpık dini inançlara sahip biri olarak karşımıza çıkıyor ve bu inançları esir tutarak baskı uyguladığı bu kadınlara da aşılamaya çalışıyor. Daha önce, Mad Men dizisinde kötü bir karakter olarak seyretme fırsatını bulduğumuz John Hamm, izleyicisine Reverend Richard Wayne Gary Wayne rolüyle aynı şeyi, komedi türünde de başarabileceğini kanıtlıyor. Dizi, John Hamm’i, üniversiteden daha yeni mezun olmuşken verdiği oyunculuk derslerinde öğrencisi olan Ellie Kemper ile yıllar sonra tekrar buluşturuyor. Kendilerine has kişiliklere sahip karakterleriyle dikkat çekmesine rağmen, Tina Fey’in Mean Girls müzikali için çalışmalarına başlaması sonucu yoğunlaşan programı sebebiyle, ilk kısmını yayınladığı, ikinci kısmını ise yayınlamaya hazırlandığı dördüncü sezonuyla final yapacak.

Big Little Lies  (2017-)

Perry Wright (Alexander Skarsgård)

Liane Moriarty’nin aynı isimli romanından David E. Kelley’nin yaratıcılığında uyarlanan dizi, Kaliforniya’nın Monterey bölgesinde gerçekleşen bir cinayetin çevresinde hayatları, çocukları ve evlilikleriyle dışarıdan pürüzsüz görünen üç kadının çarpık yaşamlarını anlatıyor. Nicole Kidman, Reese Witherspoon ve Shailine Woodley’nin başrollerini paylaştığı, Meryl Streep’in de dahil olacağı ikinci sezonuyla geri dönmeye hazırlanan dizide, eşine uyguladığı şiddet ve cinsel istismardan dolayı Alexander Skarsgård’ın canlandırdığı Perry Wright, oldukça kötü bir karakter olarak yer alıyor. Yakışıklı dış görünüşü ve insanların yanındayken oynadığı ‘iyi eş’ rolünün altında Perry, öfke kontrolü konusunda ciddi derecede problemler yaşayan ve eşi Celeste Wright (Nicole Kidman)’a  bulduğu her fırsatta, fiziksel ve psikolojik olarak her anlamda şiddet uygulayan bir adam. Dizi, bu karakter ve eşinin arasında yaşananları ekrana taşıyıp kolayca empati kurulabilir hâle getirerek izleyicisine, şiddete uğramanın işkence gören taraf için utanılacak bir şey olmadığını, herkesin başına gelebileceğini ve bu tür durumların korkmadan paylaşılması gerektiğini yansıtıyor. Skarsgård bu rolü ile ilgili verdiği bir röportajda ‘bu son röportajım olabilir çünkü bu rolden sonra herhangi bir iş alabileceğimi zannetmiyorum’ diyerek oynadığı karakterin korkunçluğunun farkında olduğunu şakayla karışık bir şekilde belirtmişti.

Lost (2004-2010)

Benjamin Linus (Michael Emerson)

Gözlükleri ve mekanik konuşma tarzıyla tekinsizliğin âlâsı Ben Linus, efsane dizi Lost’un kilit kötü karakteri olarak karşımızdaydı. Manipülatif tarzı, şeytani aklının en büyük anahtarıydı. Duygu emarelerinden uzak sadece sistemin yürümesi için elinden geleni ardına koymayan Ben bu yolda dizinin diğer karakterlerinin baş düşmanıydı. Ben’in sorunlu, sevgisiz geçen çocukluğuna dair hikâyeleri izlediğimizde ise şeytani aklının altında yatan nedenleri öğrenmiştik. Ben’in geçmişine ışık tutularak bu sorunlu çocuğa karşı belki biraz sempati duymuş olsak da bu Ben’in dizinin gerçek kötüsü olduğu gerçeğini değiştirmedi. Her yere seyahat edebilen Ben, herkesten hep bir adım önde adanın diğer sakinlerinin duygularını sömürerek istediğine ulaşarak istediklerine ulaştı.

Game of Thrones (2011-)

Joffrey Baratheon (Jack Gleeson)

Game of Thrones’ta kötü karakter bulmak zor olmasa gerek. Ama ilk akla gelen kötü karakter tabi ki de Joffrey! Son zamanlardaki en nefret edilen kötü karakterin Joffrey Baratheon (Lannister) dolduğunu söylesek kimse karşı çıkmaz herhalde. Joffrey; yüzü, ifadesi, kendini beğenmişliği, insanlara fiziksel olarak zarar verirken duyduğu haz ile izlerken hepimizi çılgına çevirdi. Joffrey, Cersei ve Jamie Lannister kardeşlerin ensest ilişkisinin meyvesi olarak dünyaya gelen ancak Baratheon ile evil olan Cersei’nin tahtın gerçek varisi olduğuna dair kralı inandırmayı başardığı oğlu. Entrika ve kötülükle bezenmiş olarak dünyaya gelen Joffrey, “babası” öldürüldükten sonra tahta geçmesiyle birlikte içindeki şeytan güç kazanır ve hükmetmeye başlar. Başta Sansa Stark olmak üzere etrafındakilere insan aklının en üst karanlık taraflarını gösterir. Doğum günü eğlencesinde pastasına zehir konularak öldürülen ve bu yüzden derin bir oh çektiğimiz Joffrey, Game of Thrones’un Ramsay Bolton gibi ürpertici kötü karakterlerinden biri olmayı başardı.

Sherlock (2010-)

Moriarty (Andrew Scott)

Şeytani zekasıyla Sherlock’a kök söktüren, Sherlock Holmes’un bir numaralı düşmanı Moriarty kötü karakter örneklerinin başında geliyor. Ünlü romanın BBC yapımı dizisi Sherlock’ta insani duygularından arınmış, en ufak bir duygusalığı sezip karşısındakini oradan vuran Moriarty, Sherlock’un hep bir adım ilerisinde olmayı başardı. Kendi geçmişine dair ipucumuz olmayan bu karakter insanın en derinindeki korkularını uyandırarak tüylerimizi ürpertti adeta. Tam öldü derken yeniden canlanan Moriarty’yi hayalet gibi Sherlock’un ensesinde izliyoruz. Bu tiplemede karaktere hayat veren Andrew Scott’un da başarısı yadsınamaz bir gerçek. Dizinin yeni sezonunda tekrar karşımıza çıkar mı bilemiyoruz. Ama Moriarty bu, ne yapacağı belli olmaz.

Heroes (2006-2010)

Sylar (Zachary Quinto)

Fantastik bilimkurgu dizisi Heroes’un acımasız katili Sylar televizyonun önde gelen kötü karakterlerinden. Dizideki süper kahramanların özel güçlerini üzerine alma özelliğine sahip Sylar buna kahramanların beyinlerini keserek ulaşabiliyor. Dünyadaki tüm güçlere sahip olmanın peşinde, diğer karakterleri bulmak için her yolu deneyen Sylar kimseyi öldürmekten çekinmez ve hatta kendinde bunu hak görür. Tanrıcılık oynayan Sylar şeytanın ta kendisi olurken dizinin son sezonlarında iyi bir karaktere döndüyse de küstah bakışları ve suratındaki şeytani gülümsemesiyle kötü karakter olarak aklımızda kalmayı başardı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi