Hacı Orman’ın ilk uzun metrajlı filmi Körleşme, farklı bir tür körleşmeyi ele alıyor. Fatih Al’ın canlandırdığı Sinan, kör bir şairdir. Hayatını elinde olanlar üzerinden kurmuştur. Hayatını gayet iyi idame ettirmekte, çalışmakta ve üretmektedir. Hatta, son kitabı ile bir şiir ödülü bile alır. Öte yandan, küçük bir entelektüel şair çevresine bağlıdır. Bu çevre herkesin Varlık “abisi” eski tüfek bir entelektüelin etrafındadır. Öte yandan Sinan, kendisi için ailesini karşısına almış Nilgün ile evlidir. Nilgün hayatından, Sinan’dan memnun gözükmektedir ancak Sinan’ın yeniden görmeye başlama - yeniden çünkü Sinan doğuştan kör değildir, üç yaşında kör olmuştur - ihtimali ortaya çıkınca Nilgün bunun Sinan’ın da çok isteyeceği bir şey olacağını düşünür. Varlık ise Sinan’ın kendilerinin uçmayı bilmeyişi gibi görmeyi bilmediğini söyleyerek onu vazgeçirmeye çalışır. Sinan Nilgün’ün isteğini ve elbette bir nebze kendi merakını da görmezden gelemeyerek ameliyatı olur ve gözleri görmeye başlar. Ancak doktorun dediğine göre, beyninin de görmeyi öğrenmesi gerekecektir. Fakat bu bir çocuk gibi, sıfırdan hayatı yeniden tanımayı gerektirecektir de. Nilgün ve Sinan’ın karı koca ilişkisi başka bir tür hoca-öğrenci, anne-oğul ilişkisine evrilmekte gecikmeyecek, farklı seviyelerde farklı gerilimlere yol açacaktır. Hacı Orman’ın filmi, “normalin” baskısı ile “körleşmeye” zorlanan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Ama her şeyden öte, bu hikâye çiftlerin farklı beklentilerinin çatışması ve iletişim kurmanın zorlukları üzerine. Çünkü Nilgün ve Sinan’ın hayattan ve birbirlerinden farklı beklentileri var. Hepsi kendi normalini yaşamak istiyor ancak birbirlerine de kendi normallerini kabul ettirmeye çalıştıkları anda işler farklı bir hâl alıyor. Öte yandan Sinan yaptığını fedakârlık olarak görürken, Nilgün’ün tavırları “gözlerinin açılmasına” yol açıyor ve Sinan kendini bir paranoya spiralinde buluyor. Bir çiftin trajedisi, çift olmaya, eş olmaya dair derinlikli bir çalışma olabilecekken film derinleşemiyor, körleşmeyi olabilecek en yüzeysel metaforu ile incelemeyi tercih ediyor. Körleşme: Dağınık Hikâye, Güçlü Oyunculuklar Bir kere, Sinan’ın şair olması, dâhil olduğu sözde “entelektüel” çevrenin hikâyeye neredeyse kattığı hiçbir şey yok. Kadıköy’de güzel evlerinde, iyi meyhanelerde yaşadıkları hayatlarını rahatlıkla idame ettiren bu dertsiz tasasız insanların sözde varoluş bunalımları bizi ikna etmiyor. O meşhur ünlü entelektüel Varlık’ın herhangi bir mahalle meyhanesinde yeterince vakit geçirildiği takdirde duyulabilecek lafları Sinan’ın yaşadıklarından bizi uzaklaştırıyor. Bizi, karakterlerle yakınlık kurmaktan alıkoyuyor. En büyük derdi kim bilir niçin ayrıldığı eski karısı ile aynı rakı sofrasında karşı karşıya oturmak olan bir adam Varlık. Sonrasında da varlığını yokluğa teslim ediyor, yani intihar ediyor. Bir hayat hikâyesi yerine ölüm hikâyesi yazarak… Filmdeki en derin karakter belki Nilgün çünkü kocasının görmesini istiyor ama kendi bencilce sebepleri de var. Çocuk istemiyor ama Sinan kör olduğu için mi bilemiyoruz. Belki de öyle. Öte yandan Sinan da neden ameliyat oluyor, gerçekten Nilgün için mi yoksa kendisi de görmek istediği için mi? Bu sorular cevapsız, kaldı ki cevaplanmaları da gerekmiyor ama yine de işte bu dinamikleri keşfetmek yerine Hacı Orman Varlık Abi’yi, onun eski karısı Zuhal’i meyhanelerde yapılan alıntıları, parklarda alkolik sohbetlerini göstermeyi tercih ediyor. Körleşme'nin en güçlü yanları ise Fatih Al’ın ve Asiye Dinçsoy’un oyunculukları. Fatih Al’ın En İyi Erkek Oyuncu ödülüne yakın olduğunu söylesek abartmış olmayız. Sakin, tedirgin, abartısız ve göstermecilikten uzak bir oyun veriyor Al. Asiye Dinçsoy da senaryonun ona sağladığı kadarıyla karakterinin açmazlarını sergilemekte oldukça…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Filmin muzdarip olduğu şey, bulmuş olduğu “tersten” körleşme fikrine çok güvenmesi. Kağıt üzerinde parlak bir fikir gibi gözükse de derinleştirilmeyince, altı doldurulmayınca bir filmi taşıyacak güce sahip olamıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.78 ( 8 oy)
55

Hacı Orman’ın ilk uzun metrajlı filmi Körleşme, farklı bir tür körleşmeyi ele alıyor. Fatih Al’ın canlandırdığı Sinan, kör bir şairdir. Hayatını elinde olanlar üzerinden kurmuştur. Hayatını gayet iyi idame ettirmekte, çalışmakta ve üretmektedir. Hatta, son kitabı ile bir şiir ödülü bile alır. Öte yandan, küçük bir entelektüel şair çevresine bağlıdır. Bu çevre herkesin Varlık “abisi” eski tüfek bir entelektüelin etrafındadır. Öte yandan Sinan, kendisi için ailesini karşısına almış Nilgün ile evlidir. Nilgün hayatından, Sinan’dan memnun gözükmektedir ancak Sinan’ın yeniden görmeye başlama – yeniden çünkü Sinan doğuştan kör değildir, üç yaşında kör olmuştur – ihtimali ortaya çıkınca Nilgün bunun Sinan’ın da çok isteyeceği bir şey olacağını düşünür. Varlık ise Sinan’ın kendilerinin uçmayı bilmeyişi gibi görmeyi bilmediğini söyleyerek onu vazgeçirmeye çalışır. Sinan Nilgün’ün isteğini ve elbette bir nebze kendi merakını da görmezden gelemeyerek ameliyatı olur ve gözleri görmeye başlar. Ancak doktorun dediğine göre, beyninin de görmeyi öğrenmesi gerekecektir. Fakat bu bir çocuk gibi, sıfırdan hayatı yeniden tanımayı gerektirecektir de. Nilgün ve Sinan’ın karı koca ilişkisi başka bir tür hoca-öğrenci, anne-oğul ilişkisine evrilmekte gecikmeyecek, farklı seviyelerde farklı gerilimlere yol açacaktır.

Hacı Orman’ın filmi, “normalin” baskısı ile “körleşmeye” zorlanan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Ama her şeyden öte, bu hikâye çiftlerin farklı beklentilerinin çatışması ve iletişim kurmanın zorlukları üzerine. Çünkü Nilgün ve Sinan’ın hayattan ve birbirlerinden farklı beklentileri var. Hepsi kendi normalini yaşamak istiyor ancak birbirlerine de kendi normallerini kabul ettirmeye çalıştıkları anda işler farklı bir hâl alıyor. Öte yandan Sinan yaptığını fedakârlık olarak görürken, Nilgün’ün tavırları “gözlerinin açılmasına” yol açıyor ve Sinan kendini bir paranoya spiralinde buluyor. Bir çiftin trajedisi, çift olmaya, eş olmaya dair derinlikli bir çalışma olabilecekken film derinleşemiyor, körleşmeyi olabilecek en yüzeysel metaforu ile incelemeyi tercih ediyor.

Körleşme: Dağınık Hikâye, Güçlü Oyunculuklar

Bir kere, Sinan’ın şair olması, dâhil olduğu sözde “entelektüel” çevrenin hikâyeye neredeyse kattığı hiçbir şey yok. Kadıköy’de güzel evlerinde, iyi meyhanelerde yaşadıkları hayatlarını rahatlıkla idame ettiren bu dertsiz tasasız insanların sözde varoluş bunalımları bizi ikna etmiyor. O meşhur ünlü entelektüel Varlık’ın herhangi bir mahalle meyhanesinde yeterince vakit geçirildiği takdirde duyulabilecek lafları Sinan’ın yaşadıklarından bizi uzaklaştırıyor. Bizi, karakterlerle yakınlık kurmaktan alıkoyuyor. En büyük derdi kim bilir niçin ayrıldığı eski karısı ile aynı rakı sofrasında karşı karşıya oturmak olan bir adam Varlık. Sonrasında da varlığını yokluğa teslim ediyor, yani intihar ediyor. Bir hayat hikâyesi yerine ölüm hikâyesi yazarak… Filmdeki en derin karakter belki Nilgün çünkü kocasının görmesini istiyor ama kendi bencilce sebepleri de var. Çocuk istemiyor ama Sinan kör olduğu için mi bilemiyoruz. Belki de öyle. Öte yandan Sinan da neden ameliyat oluyor, gerçekten Nilgün için mi yoksa kendisi de görmek istediği için mi? Bu sorular cevapsız, kaldı ki cevaplanmaları da gerekmiyor ama yine de işte bu dinamikleri keşfetmek yerine Hacı Orman Varlık Abi’yi, onun eski karısı Zuhal’i meyhanelerde yapılan alıntıları, parklarda alkolik sohbetlerini göstermeyi tercih ediyor.

Körleşme’nin en güçlü yanları ise Fatih Al’ın ve Asiye Dinçsoy’un oyunculukları. Fatih Al’ın En İyi Erkek Oyuncu ödülüne yakın olduğunu söylesek abartmış olmayız. Sakin, tedirgin, abartısız ve göstermecilikten uzak bir oyun veriyor Al. Asiye Dinçsoy da senaryonun ona sağladığı kadarıyla karakterinin açmazlarını sergilemekte oldukça başarılı. Karakterlerin birbirinden uzaklaştığını film boyunca görüyor ve izliyoruz ancak söylenmeyenler, konuşulmayanlar niçin birden ortaya çıkıyor ona ikna olmak mümkün değil. Örneğin Sinan Nilgün’ün bir hap aldığını hep bilse de nedense “gözleri açıldıktan” sonra bunu kontrol etmeyi aklına getiriyor. Bunların körleşme ile alakası muğlak. Filmin finale giderken artan gerilimi de yine ikincil hikâyede yaşananlar ile seyreliyor. Final, filmin söylemek istediklerinin altını çizmiyor, bu sebeple de aslında ne demek istediğinden tam olarak emin olamıyoruz. Bence filmin muzdarip olduğu şey, bulmuş olduğu “tersten” körleşme fikrine çok güvenmesi. Kağıt üzerinde parlak bir fikir gibi gözükse de derinleştirilmeyince, altı doldurulmayınca bir filmi taşıyacak güce sahip olamıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information