Değişen sosyal ve ekonomik koşullar, yaşam tercihlerimiz üzerinde belirleyici bir etkiye sahip oluyorlar. İnsan, tabiatı gereği değişen çevresel koşullara isteyerek ya da istemeyerek ayak uydurmak durumunda kalıyor. Filmlerini çeşitli vesilelerle Türkiye’de de gördüğümüz Brezilyalı yönetmen Kleber Mendonça Filho, sinemasında bahsettiğimiz bu etkiye odaklanıyor. İlk uzun metrajı olan 2012 tarihli Komşu Sesler – O Som ao Redor, güvenlikli bir site ve etrafındaki sokakta yaşayan insanların hayatına odaklanıyor. Filmde gördüğümüz hayatlar, çeşitli nedenlerle bize aşina geliyor. Bu benzerlik, günümüz Türkiye metropollerinde yaşadığımız deneyimi hatırlatıyor. Bugün “küreselleşme” reddedemeyeceğimiz genel bir kavram ve içinde barındırdığı anlam demetiyle pek çok şeyi tanımlıyor. Bu bağlamdan düşündüğümüzde benzer gelişme dinamiklerine ve sosyoekonomik yapılara sahip Türkiye ve Brezilya’daki hikâyelerin benzer özellikler göstermesi sürpriz değil.

Dünya kapitalizminin geldiği son aşama neoliberal dönem olarak adlandırılıyor. Yetmişli yıllarda krize giren sistem, çıkış yolu olarak bu politikalara sarıldı. Serbest piyasa ekonomisine ve bireysel girişimciliğe dayalı neoliberal sistem, bireysel özgürlük ve refah vaatleriyle kitleleri tavlama peşindeyken temelinde krize giren sermaye bloğunun çıkarlarını önceliyor. Buna bağlı olarak daha az devlet kontrolü ve daha fazla piyasalaşma talep ediyor. Yapılı çevre, doğal kaynaklar, kamu kaynakları piyasalaşma sürecine dâhil oluyor. Su, toprak, hava, yaşadığımız şehirler ve daha akla gelebilecek başka şeyler, alınıp satılabilen birer meta hâline dönüşüyor. Serbest piyasada her şeyin ve herkesin bir ederi var.

Bu sürecin yaşadığımız kentlerde etkisi kendisini “kentsel dönüşüm” dediğimiz pratiklerle gösteriyor. “Daha güvenlikli ve sağlıklı yapılı çevre” söylemiyle ambalajlanan kentsel dönüşüm süreci, neoliberal kentçiliğin bir parçası olarak birer metaya dönüşen kentsel alanları şantiyeye dönüştürerek yeniden yapılandırıyor. Temelinde bulunan eşitsiz gelişme sürecinin bir tezahürü olarak mekânsal ayrışma, kentsel alanlar üzerinde belirginlik kazanıyor. Bir yanda sefaletin sürdüğü çöküntü alanları; öte yanda güvenlik, konfor ve statü sarmalının belirlediği güvenlikli, özelleşmiş siteler şehrin her yerinde bir karmaşa olarak beliriyor. İşte Recifeli yönetmen Kleber Mendonça’nın Komşu Sesler’i bu süreci arkasına alarak hikâyesini anlatıyor.

Karmaşanın İçinde Huzuru Aramak

Recife, Brezilya’nın yükselen şehirlerinden. Ülkenin kuzeydoğusunda Atlantik Okyanusu’na komşu bir sahil şehri. Eski bir ticaret merkezi olması sebebiyle zenginleşmiş, gelişme kaydetmiş bir metropol. Recifeli olan yönetmen şehrine aşina, onu resmetmekte zorlanmıyor. Büyük bir Latin Amerika ülkesi olan Brezilya, gelişme dinamikleri açısından Türkiye’ye benziyor. Kapitalizmin gelişmekte olan, kırılgan ekonomilerinden birine sahip. Kalabalık nüfusu ve geniş topraklarıyla büyümekte olan bir ekonomi. Bu özellikler bizlere tanıdık geliyor.

Küreselleşmenin kültürler ve şehirler üzerindeki aynılaştırıcı etkisi burada da görülüyor. Recife’nin kent dokusu yeni paradigmayla birlikte hızlı bir değişim sürecine giriyor. Neoliberal kentleşmenin özellikleri filme yansıyan görüntülerde hissediliyor. Eski yapıların yerini hızla güvenlikli siteler, iç içe geçmiş gökdelen tipi yüksek bina ve rezidanslar almış. Artık çöküntü alanı hâline gelmiş eski mahalleler yıkılmayı bekliyor. Etrafları yeni yapılmış yüksek binalarla kuşatılmış durumda. Kalabalıklaşan şehirde nüfus artmış, farklı sınıf ve kimliklerden insanların varlığı güvenlikle ilgili endişelerin artmasına neden olmuş. Bu durum orta ve üst sınıfları türdeş özellikleri belirgin kendi içinde özelleşmiş konut yapıları olan güvenlikli sitelere yöneltmiş. Ev arayan anne ve kızına sitedeki boş daireyi pazarlamaya çalışan Joao, 24 saat kamerayla izlenen, duvarları sensörlerle bezeli sitenin manzarasının ne kadar hoş olduğundan bahsediyor. Manzaraya baktığımızda yüksek binalardan oluşan beton bir perde görüyoruz. Gerçekten çok hoş! Bu esnada site sakinlerinden bir kadının binadan atlayarak intihar ettiğini öğreniyoruz. Endişeli kadın bunun iyiye alamet olmadığını ve burada kötü bir enerji olduğundan bahsediyor. Joao, bu durumun sitenin kalitesi ve fiyatı üzerinde bir etkisi olmadığını iddia ediyor. Kusur muhtemelen sitenin tadını çıkarmak yerine atlamayı tercih eden kadında! Komşu Sesler, buna benzer anekdotlarla dolu bir film. Var olan durumun çarpık yanlarını etkileyici bir anlatımla açık ediyor. Joao’nun sevgilisi Sofia, civardaki eski evlerinden birinde büyümüş, ev artık boş ve yıkılıp yerine dikilecek olan bir başka yüksek binayı bekliyor. Evle birlikte bütün bir geçmiş, mekâna sinmiş olan yaşanmışlıklar silinip gidecek. Sofia, avucunun içinden kayan evin tavanında kendi çocukluğuna dair bulduğu anıları buluyor, bu simgeleştirme onların yitip gideceğine işaret. Bu incelikli anlatım filmin geneline yayılıyor. Yanılsamalı bir olgu kentsel dönüşüm; var ettikleri yok ettiklerinin üzerine kuruluyor, salt bir inşa faaliyeti değil.

Sitenin içindeki yaşama baktığımızda net olarak hissedilen şey sıkışmışlık hâli. Duvarlar, demir parlaklıklar, koridorlar, vs. Sürekli bir sınırlanma hâli söz konusu. İnsanlar, güvenlik ve statü beklentileri uğruna adeta bir açık hava hapishanesine kapatılmışçasına yaşıyorlar. Çocuklar oynayabilecekleri ferah bir alan bulamıyorlar, tel örgülerle çevrili sınırlı bir alanda ebeveyn kontrolünde oynuyorlar. Seslerin yarattığı karmaşa her an hissediliyor. Tıpkı yapılar gibi sesler de iç içe geçmiş durumda. Bu durumun insanlar üzerinde yarattığı duygu ise şüphesiz iç sıkıntısı. Bundan kurtuluşun yolu olarak uyuşturucu kullanmak ilk akla gelen yöntem. Fiziki güvenlik ağı yetmediği için insani unsuru satın alarak güvenliği güçlendirmek ilave bir tedbir oluyor. Sokağın güvenliğini orada yaşama olanağı olmayan alt sınıftan insanlar sağlıyor. Tüm bunların bir maliyeti var elbet, hiçbir hizmet karşılıksız değil. Tüm bunlara rağmen şiddetten ve tehlikeden uzak güvenli bir hayat yaşanabiliyor mu? Filmin ilerleyen dakikalarında buna sürpriz bir cevap buluyoruz. Neoliberal ekonominin eşitsiz gelişme dinamikleri, dünyanın her yerinde ölçüsü değişen biçimlerde benzer sorunları üretiyor. Sınıfsal fark, mekânsal ayrışma, işsizlik, yoksulluk, sefalet ve bunların bir getirisi olarak şiddet ve suç olgusu. Her biri arasında nedensel bir bağ var. Bahsettiğimiz dönüşümü yaşayan bir örnek olarak Brezilya da benzer sorunları şiddetli biçimde yaşıyor. İnsanlar gelir durumuna göre artan güvenlik ve sınıfsal ihtiyaçları doğrultusunda ne kadar iç mekânlara çekilseler de yaşanmakta olan sorunlardan kaçamıyorlar. Mendonça Filho, durumun göz ardı edilse de kaçınılmayacak durumunu etkileyici anlatımıyla gözler önüne seriyor.

Komşu Sesler, dünyanın pek çok kentinin ve insanlarının yaşadığı bir sorunu Brezilya özelinde anlatıyor. Ambalajlı bir kavram olan kentsel dönüşümün salt bir pazarlama stratejisi doğrultusunda uygulanması hâlinde ortaya çıkan sonuçlar konusunda hepimizi uyarıyor. Parçası olduğumuz şeylerin ne kadar ötesine kaçsak da bu kaçışın bir çözüm olmadığını incelikli bir dille söylüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi