Girl, Lukas Dhont’un ilk defa 71. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü seçkisinde gösterilen ilk uzun metrajı. İçinde bulunulan hapishaneden ve hapsedilmiş ruhun özgürleşmesine yardım edecek süreçten gücünü alan filmin bir ilk filme göre oldukça olgun olan dili ve anlatısını sinemanın görüntülerle aracılığıyla konuşmasıyla yaratmış yönetmenliği Dhont’u daha kariyerinin başında gözde isimlerden biri yapıyor. Girl: Bu Benim Dansım! Girl, 15 yaşında ergenliğinin ortasında bir genç kız olan Lara’nın hikâyesi. Balerin olmak için oldukça fazla çalışan ve trans geçiş süreci için hormon tedavilerine devam eden Lara’nın hayatında ona sabretmesi gerektiğini söyledikleri birçok konu var. Bu sabır durumu, Lara’nın çevresinde iyi kalpli, anlayışlı addettiğimiz çoğu insan için Lara’nın dünyasını görmeye çalışırken kimi kapıları açmaya çaba göstermemekle eş anlamlı neredeyse. Ergenlik sürecini yaşayan, çocukluk ve yetişkinlik arasında sıkışmış olan Lara, aynı zamanda ona ait olmayan ve içinde doğmak zorunda kalmış olduğu erkek bedenine de hapsolmuş durumda çünkü. Tüm bu hapsedilmişliğe rağmen yüzündeki olumlu ifadeden asla ödün vermeyen Lara için sürekli sabır kelimesini kullanarak telkin yoluna gitmek filmin de gidişatını belirleyen önemli özelliklerden biri oluyor böylelikle. Filmin ritmi belirli bir rutin içinde devam ediyor. Babası ve küçük erkek kardeşiyle yeni evlerine taşınan Lara, en yetkin dans okullarından birine kaydını aldırıp orada bale çalışmalarına devam ediyor. Ve günlerini ev, okul, dans çemberinde belirli bir tekrarla izliyoruz. Lara’ya söylenilen çoğu şeyin onun kendini sonsuz bir döngü içine çekmesi, bu tekrarın içinde kendini belli eden kimi durumlarla gerçekleşiyor. “Normal” denilen kavramın ne olduğuna dair de sözleri olan bu kurgu Lara’nın çevresini anlamamız bakımından önemli. Her gün kardeşini hazırlayıp, okula götürüp, dersine yetişip, çok fazla çalışarak sınıfın temposuna ayak uydurması beklenen Lara’nın karşısındaki diğer otorite figürleri bunların herhangi birinin eksik olması durumunda tahammül sınırlarını genişletirken oldukça zorlanıyorlar örneğin. Lukas Dhont bu farklılığı film içinde bir anlayışlı/anlayışsız karakter ikilemi çizerek göstermiyor. Lara’nın hislerine ve kafasının içinden geçenlere kamerasını doğrultmuş yönetmenliği, onun hâl ve hareketlerinden bir çevre portresi de ortaya çıkarıyor. Lara’ya baktığımızda hem kendi iç dünyasını hem de iletişime geçtiği diğer insanların dünyasını görebiliyoruz. Çünkü birçok farklı konumu, hissiyatı, insanı bir arada tutmak zorunda bırakılıyor o. Heteronormatif düzendeki “normal” diye belirtilen bireyler için dans sadece günlük yaşamın parçalarından biri gibi gözükebiliyor çünkü. Söyleyecek ve dansla haykıracak sözlerinin olmadığını sınıftaki bale egzersizleriyle anlayabiliyoruz biz de. Herkes belirli bir çabayla -teknikleri Lara’dan daha da iyi olabilir hatta- sınıfta belirli direktifler doğrultusunda dans ederlerken, kameranın belirginleştirdiği yegâne birey Lara oluyor. Diğer öğrencilerin bedenleri ve yüzleri onun çevresinde belli belirsiz geçip giderken, onun pike yaparken bile çıkardığı rüzgar perdeden bizlere kadar ulaşabiliyor. Yönetmenliğin Lara’nın dünyasına temas etme konusunda oldukça titiz çalıştığını belirtmekte fayda var bu yüzden. O, kendini ve hislerini bu heteronormatif düzene anlatsa bile anlaşılan yerlerin eksik olacağını bildiği için eforunu sadece kendisine ayırmayı seçmiş. Lara’nın sahnelerinde, özellikle dans salonunda onunla bu kadar baş başa kalmamız da, dansıyla kendi sesini duyurduğu içini döktüğü özel anlar olduğu için oldukça kıymetli. Vücudunun artık hormonların yardımıyla değişim göstermesini bekleyen, bu değişimi süreci uzadıkça ruhunun git gide boğulduğunu hisseden Lara’nın tek nefes alma yolu bedenini istediği şekilde kullanmak. Bale bir bakıma onu dinleyen ve kendiyle…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

Girl, cinsiyet rollerine, kimliklere, kimliklerin zıttı olarak queer teorinin açıkladığı noktada queer kavramının inşasına, heteronormatif ve heteroseksist düzenin yıkıcılığına dair hislerin yoğunluğuna odaklanan sahneleriyle uzun yıllar hatırlanacak bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.38 ( 2 votes)
78

Girl, Lukas Dhont’un ilk defa 71. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü seçkisinde gösterilen ilk uzun metrajı. İçinde bulunulan hapishaneden ve hapsedilmiş ruhun özgürleşmesine yardım edecek süreçten gücünü alan filmin bir ilk filme göre oldukça olgun olan dili ve anlatısını sinemanın görüntülerle aracılığıyla konuşmasıyla yaratmış yönetmenliği Dhont’u daha kariyerinin başında gözde isimlerden biri yapıyor.

Girl: Bu Benim Dansım!

Girl, 15 yaşında ergenliğinin ortasında bir genç kız olan Lara’nın hikâyesi. Balerin olmak için oldukça fazla çalışan ve trans geçiş süreci için hormon tedavilerine devam eden Lara’nın hayatında ona sabretmesi gerektiğini söyledikleri birçok konu var. Bu sabır durumu, Lara’nın çevresinde iyi kalpli, anlayışlı addettiğimiz çoğu insan için Lara’nın dünyasını görmeye çalışırken kimi kapıları açmaya çaba göstermemekle eş anlamlı neredeyse. Ergenlik sürecini yaşayan, çocukluk ve yetişkinlik arasında sıkışmış olan Lara, aynı zamanda ona ait olmayan ve içinde doğmak zorunda kalmış olduğu erkek bedenine de hapsolmuş durumda çünkü. Tüm bu hapsedilmişliğe rağmen yüzündeki olumlu ifadeden asla ödün vermeyen Lara için sürekli sabır kelimesini kullanarak telkin yoluna gitmek filmin de gidişatını belirleyen önemli özelliklerden biri oluyor böylelikle. Filmin ritmi belirli bir rutin içinde devam ediyor. Babası ve küçük erkek kardeşiyle yeni evlerine taşınan Lara, en yetkin dans okullarından birine kaydını aldırıp orada bale çalışmalarına devam ediyor. Ve günlerini ev, okul, dans çemberinde belirli bir tekrarla izliyoruz. Lara’ya söylenilen çoğu şeyin onun kendini sonsuz bir döngü içine çekmesi, bu tekrarın içinde kendini belli eden kimi durumlarla gerçekleşiyor. “Normal” denilen kavramın ne olduğuna dair de sözleri olan bu kurgu Lara’nın çevresini anlamamız bakımından önemli. Her gün kardeşini hazırlayıp, okula götürüp, dersine yetişip, çok fazla çalışarak sınıfın temposuna ayak uydurması beklenen Lara’nın karşısındaki diğer otorite figürleri bunların herhangi birinin eksik olması durumunda tahammül sınırlarını genişletirken oldukça zorlanıyorlar örneğin. Lukas Dhont bu farklılığı film içinde bir anlayışlı/anlayışsız karakter ikilemi çizerek göstermiyor. Lara’nın hislerine ve kafasının içinden geçenlere kamerasını doğrultmuş yönetmenliği, onun hâl ve hareketlerinden bir çevre portresi de ortaya çıkarıyor. Lara’ya baktığımızda hem kendi iç dünyasını hem de iletişime geçtiği diğer insanların dünyasını görebiliyoruz. Çünkü birçok farklı konumu, hissiyatı, insanı bir arada tutmak zorunda bırakılıyor o. Heteronormatif düzendeki “normal” diye belirtilen bireyler için dans sadece günlük yaşamın parçalarından biri gibi gözükebiliyor çünkü. Söyleyecek ve dansla haykıracak sözlerinin olmadığını sınıftaki bale egzersizleriyle anlayabiliyoruz biz de. Herkes belirli bir çabayla -teknikleri Lara’dan daha da iyi olabilir hatta- sınıfta belirli direktifler doğrultusunda dans ederlerken, kameranın belirginleştirdiği yegâne birey Lara oluyor. Diğer öğrencilerin bedenleri ve yüzleri onun çevresinde belli belirsiz geçip giderken, onun pike yaparken bile çıkardığı rüzgar perdeden bizlere kadar ulaşabiliyor. Yönetmenliğin Lara’nın dünyasına temas etme konusunda oldukça titiz çalıştığını belirtmekte fayda var bu yüzden. O, kendini ve hislerini bu heteronormatif düzene anlatsa bile anlaşılan yerlerin eksik olacağını bildiği için eforunu sadece kendisine ayırmayı seçmiş. Lara’nın sahnelerinde, özellikle dans salonunda onunla bu kadar baş başa kalmamız da, dansıyla kendi sesini duyurduğu içini döktüğü özel anlar olduğu için oldukça kıymetli. Vücudunun artık hormonların yardımıyla değişim göstermesini bekleyen, bu değişimi süreci uzadıkça ruhunun git gide boğulduğunu hisseden Lara’nın tek nefes alma yolu bedenini istediği şekilde kullanmak. Bale bir bakıma onu dinleyen ve kendiyle bağlantı kurma yolunda elini sorgusuz sualsiz uzatan tek yardımcısı. Filmin kimi ufak ayrıntılarla biçimlenen yapısı, bu tek yardımcı durumunu da açıklıyor. O an için belli belirsiz hisleri ortaya çıkarmayı seçip Lara’nın içinde bulunduğu durumun genel tablodaki yerini daha net görebilmemiz için bizlere ufak işaretler veriyor Dhont’un yönetmenliği. Henüz 6 yaşındaki küçük erkek kardeşinin Lara’ya itiraz ederken onun canını acıtmak için bile bile Victor ismini kullanması, çevrede küçükten büyüğe çoğu insanın kendi gibi görmediği bireylere kılıçlarını tüm acımasızlığıyla çekeceğinin bir örneği gibi karşımızda duruyor. Lara’nın sınıfında onun başarısına paralel olarak yavaş yavaş saf tutmaya başlayan arkadaş grubunun Lara’nın bedenine yönelik manevi şiddet eylemleri ise eril tahakkümün toplumun her bölümünde görülür olduğunun bir yansıması. Lara tüm bunların yanında hem hâlâ içinde yaşamak zorunda olduğu bedeni değiştirmeye çalıştığı döngüyle, hem de bu bedeni kendi dilini oluşturduğu dansa adapte ettiği döngüyle mücadele ediyor. Babasının çoğu noktada iyi niyetli görünen ama bu sürece sadece dışarıdan müdahil olup artık bir zorlamaya dönüşen soruları bile Lara’nın dünyasını git gide gölgelemeye başlıyor böylece. Beden denilen enstrümanı kendini bulduğu alanda kullanması ama doğru enstrümana ulaşmak için daha beklemek zorunda olması Lara’yı filmin sonuna ulaştıran ve rutine kendi müdahalesiyle bir son vermek zorunda bırakan sürecin de resmini çiziyor.

Girl, cinsiyet rollerine, kimliklere, kimliklerin zıttı olarak queer teorinin açıkladığı noktada queer kavramının inşasına, heteronormatif ve heteroseksist düzenin yıkıcılığına dair hislerin yoğunluğuna odaklanan sahneleriyle uzun yıllar hatırlanacak bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi