“Bir arada film izlemek mümkün” sloganıyla 6 yıl önce başlayan Engelsiz Filmler Festivali’nin hep birlikte yoluna devam eden, engelli patikaları birlikte aşmaya gayret eden festival ekibiyle geçtiğimiz günlerde buluştuk. Kıvanç Yalçıner ve Ezgi Yalınalp ile festivalin dünü, bugünü, heyecanları ve biriktirdikleri üzerine sohbet ettik.

Söyleşi: Zekican Sarısoy

Deşifre: Zekican Sarısoy, Ekin Bozkurt

Fotoğraflar: Burkay Doğan

Zekican Sarısoy: Bu seneki festivalin içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Ezgi Yalınalp: İlk olarak şunu söylemek gerekiyor, festivalde bütün filmler erişilebilir olarak gösteriliyor. Bütün filmlerde göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için de işaret dili ve ayrıntılı altyazı seçeneği oluyor. Festivalin en çok takip edilen bölümlerinden biri olan “Engelsiz Yarışma” bu sene de gerçekleşiyor. Yarışmada bu sene 5 film var: Yol Kenarı (Tayfun Pirselimoğlu), İşe Yarar Bir Şey (Pelin Esmer), Sofra Sırları (Ümit Ünal), Kar (Emre Erdoğdu) ve Kelebekler (Tolga Karaçelik). Bu filmlerin ekipleri festival boyunca bizimle oldu. Bunun dışında yarışma dışı bir Türkiye Sineması film seçkisinin gösterimi yapılıyor. Bu seçkide iki film izleyiciyle buluşuyor: Kedi (Ceyda Torun) ve Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok (Onur Ünlü). Her sene olduğu gibi bir kısa film seçkimiz var: “Uzun Lafın Kısası”. Çocukların sinemaya erişimini mümkün kılacak bir bölümümüz var: “Çocuklar İçin”. Engel Tanımayan Filmler. Bu bölümde izleyicilerle bir yandan da engellilik üzerine algılarımızı sorguluyoruz aslında. Bir de bu sene ilk kez yaptığımız “Zebra” diye bir seçki var. Geçtiğimiz seneden itibaren yurt dışındaki festivallerle iş birliği yapmaya başladık. Bunlardan biri Hamburg’da gerçekleşen bir festival. Yine İngiltere’de faaliyet gösteren Oska Bright Film Festivali ile bir iş birliğimiz oldu. Bu festival Engelsiz Filmler Festivali için bu sene 7 filmlik bir seçki hazırladı. Seçki ve hemen arkasından bu festivallerin yürütücüleriyle gerçekleşecek bir panel katılımcılarımızla buluşacak. Filmlerde ve panelde özellikle kültürel hayata eşit katılım üzerinde duracağız. Panelin önemli bir tarafı olduğunu düşünüyorum, çünkü kültür endüstrisine eşit katılım Türkiye’de konuşulagelen bir mesele değil. Paneli duyurduğumuz an, panele katılmak için sosyal medya üzerinden ve telefon yoluyla bize çok fazla insan ulaştı. Bu bizi oldukça heyecanlandırıyor! Yan etkinliklerde ise geçtiğimiz sene ilk kez programa koyduğumuz “Sanal Gerçeklik Deneyimi” ve Işık Dikmen’in katılacağı Canlandırma Atölyesi gerçekleşiyor. İşitme engelli çocukların sinemayla ilişkilenmesi ve onların bir animasyon yapım sürecini deneyimlemesini istiyoruz. Dünya sinemasından çeşitli filmleri göstereceğimiz “Dünyadan” bölümü ve sinemanın tarihine odaklanan seçki “Sinema Tarihinden” ile ise katılımcılarımıza bir sinema tarihi perspektifi sunmak istiyoruz. Son olarak “Otizm Dostu Gösterim” adlı bölümümüzde loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak, film öncesi reklam ya da tanıtıcı bir şey göstermeden, otizmli bireylerin ihtiyaç ve taleplerini gözeten, onlarla bir filmi birlikte izleyebileceğimiz bir alan açmak istiyoruz.

“’Buyrun önden izleyin’  demek bir çözüm değil.”

Zekican Sarısoy: Bu sene festival hangi şehirlere uğrayor?

Ezgi Yalınalp: Üç şehre uğruyor festival bu sene. İstanbul’da SineBU ile 8-10 Ekim’de gerçekleştirildi. Sonrasında 12-14 Ekim’de Eskişehir Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi Kırmızı Salon ve hemen ardından 17-21 Ekim’de Ankara’daki gösterimleriyle son buluyor. Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da oluyor gösterimler. 20 Ekim’de gerçekleşecek Ödül Töreni ile festival bu seneki misyonunu tamamlamış olacak. 

Zekican Sarısoy: Peki, erişilebilir bir salonun ne olduğunu, nasıl olduğunu biraz açabilir misiniz?

Ezgi Yalınalp: Tabii. İlk etapta mekân ve salon girişinin tekerlekli sandalyeli izleyiciler için uygun olması gerekiyor. Yanı sıra tuvaletlerin yine engelli bireylerin erişebileceği bir şekilde tasarlanması önemli. Örneğin, tuvaletin içine engelli bireyler için uygun bir kabin yerleştirmek bir çözüm değil, o kişi zaten oraya ulaşamıyor bile. Sonrasında salonların içinin engelli bireylerin faydalanacağı şekilde dizayn edilmesi şart. Genelde sinema salonlarının ilk sırasını bu amaçla tasarlıyorlar. Ama oradan bir filmi seyretmek pek mümkün değil.

Kıvanç Yalçıner: Aslında en ön sırayı da bu amaçla yaptıklarını söyleyemeyiz. O bölüm kendiliğinden belli bir sinema salon standartına göre boş bırakılması gereken bir alan. Perdenin önünden bahsediyoruz burada. Orası bir filmi izlemek için zaten uygun değil. 

Ezgi Yalınalp: Bu meselenin bir salon için önceden düşünülmüş ve uygulanmış olması gerekiyor. “Buyrun önden izleyin”  demek bir çözüm değil.

Kıvanç Yalçıner: Ankara’da nispeten Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara bu ihtiyacı karşılıyor. Bizler de bunu zaman içinde tecrübe ediyoruz. Örneğin, ilk yıl açılışımızı yaptığımız Cer Modern’de kokteyl başladı. Ama hazırlanan kokteyl masalarının yüksek kalması, engelli bireyler için uygun olmayan, bizi de üzen bir deneyim oldu. “Biz bunu nasıl düşünemedik”in kendisi de bu festivalin hikâyelerinden biri oluyor.

Zekican Sarısoy: Festivalin bu genel hatlarından ziyade biraz da sizin için geldiği noktayı merak ediyorum. Festivalin dününe baktığınızda, bu festival bugün nerede duruyor?

Ezgi Yalınalp: Bir festivali gerçekleştirmek için kaynak yaratmanın ayrı bir mesele, organizasyonu gerçekleştirmenin başka bir mesele olarak karşımıza çıktığı noktada, bizim ilk yıllarda en önemli amacımız “Biz bu festivali kurumsal bir yapıya nasıl dönüştürebiliriz?” olmuştu. İlk yıllarda buradan doğru kurduğumuz festivalde, bir yandan da bu meseleye çokça odaklanıp, festival tek atımlık bir festival olsun hiç istemedik.

Festivali kurgularken bizim için önemli olan şey “Bu festival bir ihtiyaca cevap vermeli” oldu. Ama bunu yaparken de “Festivalin şöyle de bir reçetesi olur” tuzağına düşmekten uzak durduk. Çünkü bizden önce belirlenen kuralların bizlere yetmediği bir noktada bu festivalin ağını örüyoruz. İlk üç sene boyunca bir yandan bunlarla uğraşırken, bir dil oluşturmaya çalışırken, bu bilgilerin kurumsallaşması yönünde aslında çabaladık. Örneğin şu an iş birliği yaptığımız kurumların pek çoğu ilk birkaç sene yoktu. Sonraları bu kurumlar paydaşlarımız arasında yerini aldı. Bir yandan çok geniş bir yelpazeyi konuşuyoruz, onları bir araya getiriyoruz. Programa baktığımızda artık aynı mesele üzerine tartışma alanı yaratan başka başka ülkelerle de iş birliği yapıyoruz. Oradan sadece bir ya da birkaç film almanın ötesinde kendi çantamızda taşıdıklarımızı da orada sunuyoruz. Mesela yakın zamanda şöyle bir fikir doğdu: Avrupa’da aynı alanda faaliyet gösteren festivallerle ortak bir platform kurabilir miyiz? Dahası ortak ne üretebiliriz? Bu festivalde gerçekleştireceğimiz panelde belki bu fikrin ilk adımını oluşturacak. Özetle, gördükçe, duydukça yenileniyoruz. Otizm Dostu Gösterim programımızda daha evvel yoktu. Ancak bunu İngiltere’de bir festivalde görüp, “Biz neden bunu yapmıyoruz?” dedik. Ya da sanal gerçeklik fikri böyle gelişti. Her sene üzerine bir şeyler koyarak ilerlemeye gayret ediyoruz.

Zekican Sarısoy: Festivalin meselesini bu noktada biraz açabilir misiniz?

Kıvanç Yalçıner: “Sinema Tarihinden” bölümü üzerinden hareket edersek şöyle söyleyebiliriz. Bölüm iki filmden oluşuyor. Peki iki filmlik bölüm mü olur? Yani, bence olur. Çünkü bu festival için olur. Sonuçta meselelerinden birisi bu festivalin, engelli bireyler için kültür alanında engelleri mümkün olduğunca ortadan kaldırmak. Buradan hareket ettiğimizde biz engeli olmayanlar için defalarca gördüğümüz filmler, engelli bireyler için çok yeni kalıyor. Hem izleyicilerimiz hem de bizim için belki de en önemli motivasyon birlikte sinema tarihine bir adım daha yaklaşmak oluyor.

“Festivalde bir aradalık vurgusunu elden bırakmak hiç istemiyoruz.”

Zekican Sarısoy: Buradan hareketle bu festivalin ana akımı erişilebilir kılmak gibi bir meselesi vardır, diyebilir miyiz?

Kıvanç Yalçıner: Ana akımı erişilebilir kılmak. Aslında festival tam olarak işte orada konumlanıyor. Bir yandan ana akımı erişilebilir kılmak, öte yandan o filmler vasıtasıyla engelli-engelsiz herkesi bir araya getirmek, birlikte film izleyebilmek. Festivalin sadece görmeyen, duymayan izleyicisi yok; ağırlıklı olarak gören, duyan, engeli olmayanlar takip ediyor festivali. Ücretsiz olması meselesi de işi farklılaştırıyor. Özellikle Ulucanlar semtinde festivali gerçekleştirdiğimiz sene şunu fark etmiştik: Aynı filme mahallenin aynı çocukları tekrar tekrar geliyor. Arkadaşlar siz bu filmi izlemediniz mi deyince şöyle bir karşılık aldık: “İzledik abi ama başka yerde sinemaya gidemiyoruz” demişlerdi. Böyle de bir hoşluğu var festivalin.

Festivalin uğradığı çevrelerin çeşitliliğini göz önünde tutarsak, bu gibi çevrelerde akşam çocuğuyla ya da eşiyle gelen, alım gücü düşük, yoksul insanlar da var. O anlamda da festivalin erişilebilir bir tarafı var. Bizim kitlemiz görmeyen, duymayan kişiler ile ortopedik engeli olan kişiler temelde. Ama festivalde bir aradalık vurgusunu elden bırakmak hiç istemiyoruz. Engeli olsun ya da olmasın herkes bir arada bir filmi izleyebilmeli. Engelli insanlar yaşadıkları sosyal hayatın onlara sunduklarını göz önünde bulundurursak çok fazla evden dışarı çıkmıyor ve izole bir hayat sürüyor. Özellikle duyamayanlar ve göremeyenler için yaşadıkları yerin erişim problemi başat bir mesele. Mesela otobüse binmek istese binemiyor. Bir noktadan bir noktaya gitmek için kaldı ki kimseyle iletişim kurulamıyor. Bunun elbette başka başka çok fazla nedeni var. Yüzdeye vurduğun zaman seyircinin kaçının engeli var, kaçının yok noktasında rakamlar bize azcık da olsa bir şeyler fısıldıyor. Yüzde yirmisi engeli olan, yüzde sekseni engeli olmayan bir izleyici gözlemliyoruz burada.  

Ezgi Yalınalp: Ama biz bunun böyle olacağını daha ilk seneden biliyor gibiydik, tahmin edebiliyorduk. Hemen bir şeylerin değişmesi mümkün değil. Özellikle duyamayan kişiler çok geliyor. Çünkü onlarla bambaşka dilleri konuşuyoruz. İşaret dilini bambaşka bir dil gibi düşünebilirsiniz. Başka dili konuşuyoruz ve birbirimizin dilini bilmiyoruz. Mesela basın üzerinden ulaşmak ya da internet üzerinden ulaşmak da mümkün değil onlara. Basın ne kadar erişilebilir ki? Burada söz konusu bu engeli birebir dernekler üzerinden aşıyoruz örneğin. Başka türlü olmuyor çünkü. Sen ne kadar reklam yaparsan yap, çeşitli çeşitli mecraları istediğin kadar kullan, yine de olmuyor. Başka türlü bir iletişim gerekiyor o insanlar için. Bunun kurgusunu, çıkış yolunu her geçen gün düşünüyoruz. Biz bu ağı nasıl örebiliriz?

Zekican Sarısoy: İzleyici kitleniz için nasıl bir geri dönüşü var festivalin? 

Kıvanç Yalçıner: Otizmli çocuklar geliyor film izlemeye örneğin. Otizm alanında çalışan derneklerden ve vakıflardan festivale ulaşıyorlar. “Biz bu kadar kişi geleceğiz.” diyerek toplu geldikleri oluyor. Yirmi, otuz çocuk ve onlara eşlik eden öğretmenleri… Biz bu kitle gelsin, şu kitle gelsin diye aslında özel bir çaba sarf etmiyoruz. Bu beni şaşırtıyor işte! Bir yerden duyuyorlar ve bir otizm derneği “Şu kadar kişi geleceğiz.” diyor. Burada ücretsiz olmasının payı elbette büyük ama hiçliğin ortasında onların faydalanacağı bir şey olduğunda bu gruplar onu çok içten sahipleniyor. Festival bu yönüyle bizlerin hep birlikte gerçekleştirdiği bir şey. 

Zekican Sarısoy: İçinde bulunduğumuz ekonomik süreç Engelsiz Filmler Festivali’ni etkiledi mi?

Ezgi Yalınalp: Matbaanın konuştuğumuz zamandan geldiğimiz noktaya iki katına çıkmış olduğunu öğrendik. Bütün festivaller gibi kaynak yaratmakta sıkıntı yaşıyoruz zaten. Bir ana sponsorumuz ne yazık ki yok. Açık Toplum Vakfı ana destekçimiz ama daha ne kadar devam eder, onu ön göremiyoruz. Her sene devam edemeyeceğini biliyoruz çünkü hibe koşulları gereği bir noktada bitecek. Aslında her sene sıfırdan başlıyoruz diyebiliriz bir yandan. Bu sene de işin içine bir de ekonomik durumlar dahil oldu. Öte yandan bir filme birden fazla dil seçeneği aktarmak durumunda olduğumuzu düşünürsek epey masraf çıkıyor karşınıza. Bu sene bir şekilde atlattık görünüyor ama gelecek sene yine sıfırdan başlayacağız. Zaten vaktimizin ve enerjimizin büyük bir kısmı partner aramakla geçiyor. Festivalin organizasyon kısmı nispeten daha basit oluyor diyebiliriz. 

Kıvanç Yalçıner: Aslında bütün her şey planlanmıştı. Hamburg ve Brighton’dan gelecek konuklarımız vardı. Durumları kesindi, zaten iptal etmek gibi bir şansımız yoktu. Kriz meseleleri son iki aydır kendini hissettiriyor. Öncesinde de okuduğumuz, izlediğimiz şeylerdi ama bir plan ve program yapmıştık artık. O plandan, programdan çok da geri adım atmak istemedik. Bu ekonomik çalkantıdan dolayı ilk yıldan beri çalıştığımız matbaayı değiştirmek zorunda kaldık örneğin. Ama okuduğum, gördüğüm kadarıyla bir çıkmazın başındaymışız. Bir yandan bu festivali bu zamana kadar yüksek bütçeli bir sponsor bularak yapabilmiş değiliz. Eylülde başlıyoruz hazırlığa. Dokuz, on ay festival için çalışıyorsak bunun dört, beş ayı sponsor aramakla, tanıtım dosyası hazırlamakla, bunları göndermekle, takip etmekle geçiyor. Pek çok sponsor zaten geri döndü, yani o çaba da bir noktada tıkanıyor. Festivale gelince zaten çekirdek bir ekiple üç kişi çalışıyoruz. Eksilecek bir şeyler söz konusu olamaz. Ama festival sırasında eklenen arkadaşlar var. Çok bir şey değişmedi yani o bakımdan.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi