2015 yılında Mustang filmi ile Fransa’nın Oscar adayı olan yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in Hollywood’da çektiği son filmi Kings, 1992 yılında gerçekleşen Los Angeles olaylarını merkeze alıyor. Birikerek ilerleyen her toplumsal sorunun bir patlama noktası vardır. Bu patlama anı, topluluk halinde yaşayan insanın sebep sonuca dayalı doğal davranışıdır, ortaya çıkacağı kesindir. Aslında burada sadece toplumu değil, bireysel insanı da örnek olarak ele alabiliriz. Örneğin uzun bir süre boyunca çeşitli sorunlarla boğuşan, stres altında bir insanın oldukça şiddetli bir şekilde aniden(!) patlayıp, ‘’normal’’ davranış çizgisinden ayrılmasına hepimiz tanık olmuşuzdur. Buna da en kaba tabir ile cinnet der, geçeriz. Üzeri örtülen, baskılanan tüm sorunlarda yaşanan bir durum olduğunu hemen kavrayamayız. Büyük çatışmalar, büyük isyanlar veya arkası gelmeyen olaylarla gelişen kaos anları da aslında bir toplumun yaşadığı cinnet anlarıdır. 1992 yılının Amerika’sında bir dava, böyle bir cinnet anını beraberinde getirmişti. Los Angeles sokaklarında 1800’lerin Amerikan çete savaşlarını anımsatan anlar yaşanmıştı. Los Angeles polisi tarafından aşırı hız yaptığı gerekçesiyle durdurulan ve ardından darp edilen Rodney King, Afro-Amerikan vatandaşlarının bir başka isyan sembolü haline gelmişti. Rodney King’i darp eden polislerin yargılanması ve tutuklanmadan serbest bırakılmasının ardından bölgenin Afro-Amerikan vatandaşları, davanın bu sonucunu sokaklarda şiddetli bir şekilde protesto etmişti. Böylesi her toplumsal başkaldırıda olduğu gibi, bu da aslında tek bir sebebe dayanmayan bir nedenler silsilesinin sonucuydu. Elbette şiddetin her türlüsü yanlıştı, fakat taşmış kalabalık bu noktada mantıklı düşünemiyordu. Rodney King’in darp edilmesi aslında üst üste biriken birçok adaletsizliğin son noktasıdır ve böyle olayların nedenlerinin araştırmasında bakılması gereken en son kısım işte bu son noktada yaşanılandır. Çünkü kitle eylemi her zaman bir ‘’taşma’’ halidir. Kings: Orantısız Güç, Orantısız Film Deniz Gamze Ergüven yönetimindeki film, Rodney King’in dava sürecini ve ardından gelen isyanı kısa bir zaman diliminde ele alıyor. Dava sürecini ve Rodney King’i sadece dönemin gerçek televizyon görüntüleriyle gösteren yönetmen, King’in kendisine de bir karakter olarak yer vermemeyi tercih ediyor. Böylece film sözde estetik anlamda gerçek bir temele oturmayı amaçlıyor. Film, öncelikle Los Angeles’ta yaşayan Afro-Amerikan vatandaşların ekonomik yetersizliklerini gösteriyor, ardından da bölgede diğer bir etnik kimlik olarak görülen Asya kökenli vatandaşlarla aralarında geçen şiddetli tartışmalarına odaklanıyor. Filmin buradaki yaklaşımı aslında baş karakterlerine yaklaşımlarından daha derinlikli de olmuyor. Halle Berry’nin canlandırdığı Millie karakteri sokak çocuklarını sahiplenen ve onları evine alıp bakımlarını üstlenen bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Ancak böylesi ekonomik zorlukların yaşandığı bir mahallede Millie’nin  sayıca bu kadar fazla çocuğa nasıl bakabildiği sorusu filmde mantık dilenen ve akıllarda süzülen sorulardan sadece biri. Senaryodaki eksiklik özellikle karakterlerin derinliğinde kendini belli ediyor. Bununla beraber Daniel Craig’in canlandırdığı "Afro-Amerikan mahallesindeki iyi yürekli beyaz adam" vurgulu Obie ise filmin vicdani yönünü vurgulamak için oldukça zorlama bir şekilde yerleştirilmiş karakter olarak görünüyor. Çok sinirli ama şefkatli, dayanışmacı ama yalnız. Ve bu karakterin de derinliği seyircinin önüne ancak bir sakız falı kadar seriliyor. Film sanki Annie ile Obie’nin duygusal ilişkisi adına feda etmiş kendisini. Bütün hikâye sanki onlar birleşsin diye kurulmuş gibi duruyor. Kings, böylesi köklü nedenler silsilesine dayanan toplumsal bir olayı birkaç çatışma sahnesiyle göstererek, paldır küldür yuvarlanan aceleye getirilmiş bir film kurgusuyla seyirciye sunup, bunu da son derece yüzeysel bir aşk hikâyesiyle…

Yazar Puanı

Puan - 30%

30%

Kings, böylesi köklü nedenler silsilesine dayanan toplumsal bir olayı birkaç çatışma sahnesiyle göstererek, paldır küldür yuvarlanan aceleye getirilmiş bir film kurgusuyla seyirciye sunup, bunu da son derece yüzeysel bir aşk hikâyesiyle birleştirerek hem filmi hem de olayın kendisini basitleştirmiş oluyor.

Kullanıcı Puanları: 2 ( 1 votes)
30

2015 yılında Mustang filmi ile Fransa’nın Oscar adayı olan yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in Hollywood’da çektiği son filmi Kings, 1992 yılında gerçekleşen Los Angeles olaylarını merkeze alıyor.

Birikerek ilerleyen her toplumsal sorunun bir patlama noktası vardır. Bu patlama anı, topluluk halinde yaşayan insanın sebep sonuca dayalı doğal davranışıdır, ortaya çıkacağı kesindir. Aslında burada sadece toplumu değil, bireysel insanı da örnek olarak ele alabiliriz. Örneğin uzun bir süre boyunca çeşitli sorunlarla boğuşan, stres altında bir insanın oldukça şiddetli bir şekilde aniden(!) patlayıp, ‘’normal’’ davranış çizgisinden ayrılmasına hepimiz tanık olmuşuzdur. Buna da en kaba tabir ile cinnet der, geçeriz. Üzeri örtülen, baskılanan tüm sorunlarda yaşanan bir durum olduğunu hemen kavrayamayız. Büyük çatışmalar, büyük isyanlar veya arkası gelmeyen olaylarla gelişen kaos anları da aslında bir toplumun yaşadığı cinnet anlarıdır.

1992 yılının Amerika’sında bir dava, böyle bir cinnet anını beraberinde getirmişti. Los Angeles sokaklarında 1800’lerin Amerikan çete savaşlarını anımsatan anlar yaşanmıştı. Los Angeles polisi tarafından aşırı hız yaptığı gerekçesiyle durdurulan ve ardından darp edilen Rodney King, Afro-Amerikan vatandaşlarının bir başka isyan sembolü haline gelmişti. Rodney King’i darp eden polislerin yargılanması ve tutuklanmadan serbest bırakılmasının ardından bölgenin Afro-Amerikan vatandaşları, davanın bu sonucunu sokaklarda şiddetli bir şekilde protesto etmişti. Böylesi her toplumsal başkaldırıda olduğu gibi, bu da aslında tek bir sebebe dayanmayan bir nedenler silsilesinin sonucuydu. Elbette şiddetin her türlüsü yanlıştı, fakat taşmış kalabalık bu noktada mantıklı düşünemiyordu.

Rodney King’in darp edilmesi aslında üst üste biriken birçok adaletsizliğin son noktasıdır ve böyle olayların nedenlerinin araştırmasında bakılması gereken en son kısım işte bu son noktada yaşanılandır. Çünkü kitle eylemi her zaman bir ‘’taşma’’ halidir.

Kings: Orantısız Güç, Orantısız Film

Deniz Gamze Ergüven yönetimindeki film, Rodney King’in dava sürecini ve ardından gelen isyanı kısa bir zaman diliminde ele alıyor. Dava sürecini ve Rodney King’i sadece dönemin gerçek televizyon görüntüleriyle gösteren yönetmen, King’in kendisine de bir karakter olarak yer vermemeyi tercih ediyor. Böylece film sözde estetik anlamda gerçek bir temele oturmayı amaçlıyor. Film, öncelikle Los Angeles’ta yaşayan Afro-Amerikan vatandaşların ekonomik yetersizliklerini gösteriyor, ardından da bölgede diğer bir etnik kimlik olarak görülen Asya kökenli vatandaşlarla aralarında geçen şiddetli tartışmalarına odaklanıyor.

Filmin buradaki yaklaşımı aslında baş karakterlerine yaklaşımlarından daha derinlikli de olmuyor. Halle Berry’nin canlandırdığı Millie karakteri sokak çocuklarını sahiplenen ve onları evine alıp bakımlarını üstlenen bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Ancak böylesi ekonomik zorlukların yaşandığı bir mahallede Millie’nin  sayıca bu kadar fazla çocuğa nasıl bakabildiği sorusu filmde mantık dilenen ve akıllarda süzülen sorulardan sadece biri. Senaryodaki eksiklik özellikle karakterlerin derinliğinde kendini belli ediyor. Bununla beraber Daniel Craig’in canlandırdığı “Afro-Amerikan mahallesindeki iyi yürekli beyaz adam” vurgulu Obie ise filmin vicdani yönünü vurgulamak için oldukça zorlama bir şekilde yerleştirilmiş karakter olarak görünüyor. Çok sinirli ama şefkatli, dayanışmacı ama yalnız. Ve bu karakterin de derinliği seyircinin önüne ancak bir sakız falı kadar seriliyor.

Film sanki Annie ile Obie’nin duygusal ilişkisi adına feda etmiş kendisini. Bütün hikâye sanki onlar birleşsin diye kurulmuş gibi duruyor. Kings, böylesi köklü nedenler silsilesine dayanan toplumsal bir olayı birkaç çatışma sahnesiyle göstererek, paldır küldür yuvarlanan aceleye getirilmiş bir film kurgusuyla seyirciye sunup, bunu da son derece yüzeysel bir aşk hikâyesiyle (Millie ve Obie) birleştirerek hem filmi hem de olayın kendisini basitleştirmiş oluyor.

Sonuç olarak Deniz Gamze Ergüven yönetimindeki Kings, 1992 Los Angeles olaylarına ‘’kuş bakışı’’ bakmayı tercih ediyor ve olayın derinliklerine girmeyen, basmakalıp sloganlara sığınarak kendi çözümüne varıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi