Bu yıl 18. kez düzenlenecek Filmekimi, bu yıl da dünyanın en önemli festivallerinden ödülle dönen, çokça konuşulan filmleri bir araya getiren görkemli programıyla geri dönüyor. Biz de bu vesileyle Kerem Ayan ile bir araya gelerek Filmekimi seçkisinde yer alan filmleri, tartışma yaratan bilet fiyatlarını ve diğer merak edilenleri konuştuk. 

Söyleşi: Güvenç Atsüren

Fotoğraflar: Salih Üstündağ

Deşifre: Sıla Şahinöz

Güvenç Atsüren: Cannes’dan Altın Palmiye’li, son açıklanan Joker ile beraber Venedik’ten Altın Aslan’lı filmlerin olduğu görkemli bir seçki karşı karşıyayız bu yıl. 18. Filmekimi’nin programı sinemaseverlere neler vadediyor?

Kerem Ayan: Her zamanki gibi öncelikle ödüllü filmlere yoğunlaşıyoruz. Filmekimi’nin amacı da bu zaten. Cannes’dan, Venedik’ten gelen ödüllü filmleri göstermeye çalışıyoruz. En çok dikkat çeken filmleri, ödüllü olmasa da çok bahsedilen yapımları bir araya getiriyoruz. Bu sene de programda Cannes’dan ödülle dönen filmler var; Venedik’in de çoğu ödüllü filmini topladık. Toplayamadıklarımız da zaten daha Türkiye’den dağıtımcısı olmayanlar veya daha ileride vizyon görecek olan, belki de Nisan’a kalacak olanlar. Bunların dışında dört tane belgesel var bu sene; bir müzik bölümü gibi de o aslında. Ayrı bir bölüm yapmadık ama onları da biraz Nisan’a bırakmayalım şimdiden gösterelim istedik, bu sebeple programdalar. Bu yıl, ilk defa üç tane kısa metrajımız var. Yorgos Lanthimos ve Luca Guadagnino, ikisi de kısa metraj çektiler. Lanthimos, Locarno’da; Guadagnino, Cannes’daydı. Onun dışında Ceylan Özgün Özçelik’in yeni yaptığı kısa metrajı da ekledik. Böyle bir “Kısalar” bölümü yaptık.

Güvenç Atsüren: Böyle bir kısa metrajlar seçkisi aklınızda var mıydı yoksa Lanthimos ve Guadagnino gibi yönetmenlerin kısa filmler çekmesi sonucunda mı oluştu bu durum?

Kerem Ayan: Aynen o yüzden oldu. Lanthimos ve Guadagnino kısa film çekti diye koyduk. Filmekimi’ne illa kısa film koyalım istemiyoruz. Hatta belki de kısa filmlerden oluşan bir seans süresi toparlayamazsak, bunları başka filmlerin başına koyacaktık ama bu şekilde ayriyetten kısa filmlerin de olması hoşumuza gidiyor. Ceylan Özgün Özçelik de burada olacak, gelecek ve filmini sunacak.

“Atlas bizim için çok önemli bir sinema.”

Güvenç Atsüren: Festival sinemaları arasında bir süredir aktif olmayan Atlas Sineması’nı görüyoruz. Bu durum, Beyoğlu ve Türkiye’nin sinema gündemi için çok önemli bir haber aslında. Fakat Atlas Sineması’nın, Filmekimi’nden sonra kapanacağına ve gösterimlere devam etmeyeceğine dair bir söylenti var. Siz, hem festivalin Beyoğlu’nda kalması hem de Atlas’ın çok önemli ve büyük bir sinema olması açısından bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kerem Ayan: Evet, bu söylentiyi duyduk. Umarız böyle bir şey olmaz. Bir taraftan, dediğin gibi Atlas bizim için çok önemli bir sinema. Beyoğlu’nda şu an iki sinemamız kaldı: Biri Atlas, diğeri de Beyoğlu. Onlardan birini kaybetmek bizim için çok üzücü olur. Hep söylediğimiz gibi bütün bağımsız sinemalar için aynı şey geçerli; restore edilmeleri, daha iyi şartlarda film gösterebilmeleri lazım. Bu da destekle oluyor bir şekilde. Bu sinemaları daha da güzelleştirmek, sinema olarak devam etmelerini sağlamak kapanıp başka şeye dönüşmemelerini sağlamak gerekli. Atlas’la irtibatlı gidiyoruz, ne olup ne biteceğini bilmiyoruz ama umarız dayanır. Çünkü kalan son büyük sinema. Bir Atlas var bir de Rexx var. Biri 400 küsur, diğeri de 500 küsur koltukluk bir sinema. Başka büyük sinema da kalmadı.

Güvenç Atsüren: Zaten Atlas’ın kapanması durumunda, koltuk sayısı da çok düşecek. Diğer tarafta, Anadolu Yakası’nda önceki senelerde Filmekimi’nde olmayan Kadıköy Sineması’nı görüyoruz. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Kadıköy’e doğru bir kaymadan söz edebilir miyiz yoksa bu zorunluluktan doğan bir tercih mi?

 Kerem Ayan: Kadıköy’e doğru bir kayma var. Bunu herkes biliyor zaten. Çok fazla genç nüfus taşındı Kadıköy’e. Kadıköy Sineması’nı alıp almamayı daha önce de düşünmüştük. Bizim sorunumuz şu: Belli sayıda filmimiz var, belli sayıda seansımız var. Yeni bir sinema almak, o filmlerin sayısını arttırmak anlamına geliyor. Bu sene fazla film vardı ortada. O yüzden Kadıköy Sineması’nı bütün bir festival boyunca değil, sadece altı gün aldık. Seneye ne olur bilmiyorum açıkçası ama her durumda, görüldüğü gibi, Beyoğlu’ndaki sinemalar tehlikede ama Kadıköy’deki iki sinema gayet güzel gidiyor gibi bir durum var. Bizim tabii ki gönlümüz, festivalin başladığı Beyoğlu’nu canlı tutabilmekten yana. Kadıköy, tabii ki kalsın ama Beyoğlu da eski hâline gelsin.

Güvenç Atsüren: Beyoğlu ve Kadıköy tarafını kıyaslarsak, seyirci ilgisi ne durumda?

Kerem Ayan: Filmekimi’nde ikisi de süper. Beyoğlu da çok iyi gidiyor, karşı tarafta da çok iyi gidiyor ama şöyle bir durum var: Buranın seyircisi, karşıya geçmiyor; karşının seyircisi de buraya gelmiyor. Durum bundan ibaret.

Güvenç Atsüren: Programa baktığımız zaman iki tane Netflix filmi görüyoruz: Soderbergh’ün The Laundromat’i ve Noah Baumbach’ın A Marriage Story’si.  Netflix filmlerinin festivallerde gösterilip gösterilmemesine yönelik tartışma ilk kez Cannes’da ortaya çıkmıştı. Cannes’ın bu konudaki muhafazakârlığı devam etmesine rağmen, artık bu sınırın yavaş yavaş ortadan kalktığını görüyoruz.

Kerem Ayan: Bu artık bir tartışma konusu bile değil. Cannes’ın tavrını değiştirmesi lazım çünkü Venedik aldı yürüdü. Biz, geçen sene Roma’yı gösterdik. Netflix’siz bir sinema ortamından söz edemeyiz şu an. Üstüne üstlük, bu sene gördüğümüz kadarıyla Netflix filmlerinin kalitesi de gitgide artıyor. Yani Roma müthiş, Baumbach’ın filmi harika. Gitgide çıtayı da yükseltiyorlar kalite olarak.

Güvenç Atsüren: Sponsorluk meselesine gelelim. Nisan ayındaki İstanbul Film Festivali’nin bir ana sponsoru yoktu. Bu sene Filmekimi’nde sponsor olarak Turkcell Tv+’ı görüyoruz. Bu durum, festival yapmanın çok zor olduğu şartlarda elinizi ne kadar rahatlatıyor?

Kerem Ayan: Açıkçası tamamen elimizi rahatlatmıyor, o kesin. Harcamalarımız çok fazla ve Avro ile. Çünkü bu filmlerin bazılarını Türkiye’deki dağıtımcılarından, bazılarını da yurtdışından alıyoruz. Bir şekilde her şey Avro ile ilerliyor. O yüzden sponsorluk, işlerimizi bir miktar kolaylaştırıyor ama ne yazık ki elimizi tamamen rahatlatıyor denemez. Bir şekilde bizim de bir şeyler yapmamız gerekiyor ki bütçeyi tutturabilelim. Çünkü bir tek sponsordan gelen parayla bütçemiz tutmuyor. Biz de tabii ki isteriz çok milyonlar alalım, her şeyi tutalım ama öyle olmuyor. Türkiye’nin de bir gerçeği var.

“Enflasyon böyle gittiği sürece, bilet fiyatları da yükseliyor.”

Güvenç Atsüren: Buradan da konu ister istemez, sosyal medyada çok tartışılan bilet fiyatlarına geliyor.

Kerem Ayan: Ne yazık ki öyle. Bilet fiyatları konusu uzun uzun konuşuldu. İdeali bunun bilet fiyatlarının artmaması, sabit kalması ama bunun için sponsordan çok iyi bir paranın gelmesi lazım. Maalesef yapacak bir şey yok. Bir taraftan, normal zamanda salonlara gittiğinizde 34 lira tam, 31.5 lira öğrenci gibi fiyatlarla karşılaşıyorsunuz. Özellikle öğrenci bileti fiyatını çok yükseltmek istemedik. 16 liraydı, 18’e çıkarttık. Ne yazık ki, bu bizim de gerçeğimiz. Enflasyon böyle gittiği sürece, bizim fiyatlar da yükseliyor. Şu an için böyle, umarım ileride düzelir. Önümüzde İstanbul Film Festivali var ve şu an festivalin bir sponsoru yok. Umarız o zamana kadar harika bir sponsor bulunur ve fiyatlar daha aşağı çekilir. Ama bütün bunların hepsi birbirine bağlı.

Güvenç Atsüren: Bilet fiyatları sosyal medyada çok tartışıldıktan sonra, bu konudaki önerilerden biri film sayısının düşürülmesi. Ama en başta da söylediğiniz gibi, ortada çok fazla film var. Bu aslında genel olarak Filmekimi’nin kalitesini düşürecek bir şey, çünkü bu sefer de ”Bu filmler neden yok” üzerinden bir tartışma dönecek.

Kerem Ayan: Bu tartışma şu anda bile var. Örneğin Gaspar Noé’nin Lux Æterna filmi niye yok diye soruyorlar. Bunun nedeni Gaspar Noé’nin filmi yeniden montajlıyor olması. Bir de eskisi gibi değil artık. Biz, bu filmleri ekimde göstermezsek, nisana kalmıyor çünkü o arada korsana düşüyor, vizyona çıkıyor. Bizden bağımsız da bir sürü hareket de var. Mesela, bu sene Venedik’ten birçok filmi alabilmek için son ana kadar programı beklettik. Bu da bizi çok zorluyor. Venedik’ten sonra Toronto var, Toronto’dan sonra kararlar veriliyor, bu filmler Türk dağıtımcılara satılıyor ya da satılmıyor, bazıları satılmıyor ama belki ileride satarız diye bekletiliyor. Mesela Cannes’dan birçok film alıyoruz, bu sene program böyle kapanıyor derken bir anda Venedik programı çok iyi geliyor. Bu sene de durum aynı böyle. Dolayısıyla Venedik’ten de filmler alalım istedik. Bizim açgözlülüğümüz ama bir taraftan da iyi filmler göstermeyi arzu ediyoruz. Diğer taraftan da seyircinin tepkisi çok iyi. Bilet fiyatının artmasının sebebi film sayısı değil. Çünkü film sayısı artınca, gelir de artıyor aslında. Dolayısıyla sadece bu bir etki değil.

Güvenç Atsüren: !f İstanbul’un, Filmekimi’ninin önüne gelmesi ve genel olarak festival programının bu kadar sıkışık olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kerem Ayan: Gerçekten şu an Eylül – Ekim aylarında inanılmaz bir festival yığılması oldu. !f var, Adana var, Ayvalık var, biz varız, Antalya var, bizden sonra Kasımda Boğaziçi Film Festivali var. İnanılmaz bir yığılma bu. Sadece İstanbul’da art arda üç festival var. Öbür festivaller işin içine girince, bizim işimiz de zor oluyor. Çünkü film oraya mı gitti, kim alıyor, kim getiriyor gibi sorunlar doğuruyor bu durum. Eskiden şubatta !f vardı, normalde hazirana gelmesi gerekirken eylüle geldi. Bu, tatlı bir karmaşa yaratıyor.

Güvenç Atsüren: Dünyadaki bütün festivaller arasında tarihsel bir farklılık var. Filmekimi, zaten bir festival de değil.

Kerem Ayan: Biz kendimizi festival olarak konumlandırmıyoruz, çünkü yarışma yok.

Güvenç Atsüren: Zaten Filmekimi, bu ihtiyaçtan doğan ve o ihtiyacı gideren bir oluşum. Şimdi bu ihtiyacı karşılayan festival varken, aynı filmleri alabilecek, birbirinin önüne geçebilecek, seyirciye aynı şeyleri sunabilecek festivaller arasında tatlı bir rekabet varken, seyirciyi kimse düşünmüyor. Üstelik filmler çok pahalandı, sponsor bulabilmek çok zor ve bilet fiyatları çok yüksek. Filmekimi, adı ”ekim” olan bir festival, adını ya da da tarihini değiştiremeyeceğine göre, bu kadar yakın bir tarihe yeni bir festival koymak ne kadar etik sizce? Kendi aranızda, bu konularda konuşmuyor musunuz?

Kerem Ayan: Kendi aramızda konuşmuyouz, çünkü her şey oldu bittiye geliyor. “Ben geldim, koydum” oluyor. Çünkü Türkiye’de festivalleri düzenleyen bir yapı mevcut değil. Türkiye’de festivaller için izin alıyoruz, bu filmleri gösteriyoruz ama FIAPF gibi bunları tarih olarak organize eden bir kurum yok. Bu konu, oturulup konuşulur ama ne zaman konuşulur, nasıl konuşulur bilemem.

Güvenç Atsüren: Son olarak Filmekimi programından mutlaka izlenmesi gereken 5 tane film önerebilir misiniz?

Kerem Ayan: İlk 5’imi söylüyorum: Pedro Almodóvar’dan Acı ve Zafer, Noah Baumbach’tan Marriage Story, Bong Joon-Ho’dan Parazit, Kleber Mendonça Filho ve Juliano Dornelles’ten Bacurau ve son olarak Nicolas Bedos’tan Yeni Baştan.

Güvenç Atsüren: Bir de alternatif  bir beşli alabilir miyiz?

Kerem Ayan: Pekâlâ. Rodrigo Sorogoyen’den Anne, Albert Serra’dan Özgürlük, Shannon Murphy’den Süt Dişi, Lou Ye’den Tehlikeli Oyun ve Rashaad Ernesto Green’in yönettiği Çok Erken.

Güvenç Atsüren: Çok teşekkür ederim. 

Kerem Ayan: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi