Göçün Nedenleri ve Göç Süreci

bir-avuc-cennet-filmloverss

Kırsaldan kente göçün nedenleri bahsettiğimiz üzere farklı dönemlerde farklı motivasyonlar ve dış faktörlerle değişti. Bunlardan ilki ve en önemlisi şehrin çekiciliğinin verdiği ‘umut’lardı. Göç üzerine işlenen ilk film Gurbet Kuşları’nda ailenin varını yoğunu satıp ‘taşı toprağı altın’ İstanbul’dan faydalanmaya gelişi buna en önemli örnektir. Göç edenlerin en büyük arzu nesnesi şehrin kendisinin olduğu bu zamanlarda filmdeki ailenin Haydarpaşa’nın merdivenlerinde, ‘haybeci’ olarak adlandırılan karakterin de vapurla Boğaz’ı – metaforik olarak da şehir eşiğini – geçerken samimiyetle altını çizerek belirttiği gibi, gelen herkesin İstanbul’a şah – kral olma ümidi en büyük motivasyonlarıydı. İstanbul’un çekiciliği ve arzulanırlığı göç edilen kırsalın iticiliğinden çok daha etkiliydi göç sürecince (Güçhan, 1993; 105). Tahir ve ailesi İstanbul’a taşınırken, Maraş’taki hemşehrilerinden daha üst konuma geleceklerini düşünürler. Her ne kadar Tahir’in geri dönüp herkese rakı ısmarlama gibi hayalleri olsa da şehirli kıyafetlerinin fiyakasının ön planda tutulması göç edenlerin kırsalı kentten nasıl aşağı konumlandırdığını gösterir niteliktedir.

Gurbet Kuşları’nda aile her şeylerini satarak geldikleri İstanbul’da ellerindeki yeterli parayla bir tamirci dükkanı açıp ekmeklerini kazanma planlarını yapabilmişken, Bir Avuç Cennet’teki aile traktör üstünde adım attıkları şehirde vefat ettiğini dahi bilmedikleri memleketlilerin yanına az bir parayla gelip geleceklerine bakmak zorunda kalırlar. Göçün en yoğun olduğu dönem 1980’lerde artık şehrin verebileceklerine yönelik umut giderek azalmıştır. Buna rağmen tadı kalmayan köyde yaşamaktansa, kalacak yer ve çalışma ortamı garantisi olmadığı halde başı sokacak bir yer bulunduğu takdirde şehrin kırsaldan çok daha üst bir konumda olduğunu savunmaya devam eden göç edenler için, şehir hala tutunulması gereken bir yerdir. Bir Avuç Cennet’teki aile de geldikleri gibi sokakta kalmaya mecbur bırakıldıkları şehirde önce bir sokak lambası altına kıvrılır, sonra buldukları minibüsü umudun mavisine boyayarak yuvaları yapar onu da kaybettikten sonra çadır kurar fakat başlarını sokacak yer bulduklarına şükrederek kırsala geri dönmeyi asla düşünmezler. 2000’lerde ise kente göç hala devam ederken şehirli kavramı değişmiş ve memleketi farklı insanların bir arada yaşadığı bir yer haline gelmiştir. Uzak’ta köydeki fabrika çıkartmaları yüzünden babası ve kendisi işsiz kalınca İstanbul’a akrabasının yanına, cruise gemisinde iş bulana kadar kısa süreliğine kalmaya gelen Yusuf, ümitlerinin tükendiği noktada akrabası Mahmut’tan iş istediğinde onun aşağılamasına maruz kalır:

Oğlum gurur diye bir şey vardır… Kolay mı sanıyorsun sen bu işleri?… Taşradan geliyorsunuz, işiniz gücünüz torpil aramak. Bir vasıf bulmak filan gibi bir derdiniz yok. Amcaydı, dayıydı, bakandı, milletvekiliydi, cart curt. Her şeyi hazır bulmaya çalışıyorsunuz. Ben bu işe başladığımda kimse yardım etmedi bana. İstanbul’a geldiğimde cebimde otel parası bile yoktu. Bi’ bok öğrenmeden plansız programsız kalkıp geliyorsunuz İstanbul’a.” (Uzak, 2002)

Göç etme şekilleri ve anlayışları değişmişse de şehir her zaman umutla bakılan bir yer olmuştur fakat göç hikayelerinde gördüğümüz üzere şehrin gelene verebilecekleri her zaman beklentileri karşılamaz. Yine de Gurbet Kuşları’nda denildiği gibi, İstanbul her dokunulanın altına döndüğü bir yerken kırsal kesimde ekonomik sıkıntılar yaşayanlar için her zaman gelip şansın denenebileceği bir yer olarak görülmüştür.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi