İngiliz filozof Simon Critchley, futbolun fenomenolojisini yapmaya soyunduğu kitabı “Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz?”de Sartre’ın örgütlenme üzerine düşünürken futbola yönelmesini, organize olma fikri üzerinden açıklar. Bu fikre göre tek vücut olarak hareket eden oyuncuların iş birliği, bireysel performansları aşarak bir futbol takımının gücünü daha üst bir seviyeye taşır. Critchley, devamında bu fikri ileri taşır ve ekler: “Futbolun has siyasi hâli sosyalizmdir”. Çünkü ona göre başarı, bireysel düzeyde değil, ancak organize hareket edilmesi hâlinde deneyimlenebilir. Bireyselliğe dayalı takımlar er ya da geç başarısızlığa mahkûmdur. Futbol, tribünde ya da saha içinde -hatta hayatta- omuz omuza durmaktır. 

Kariyerini, işçi sınıfına ve sosyalist anlatılara adayan İngiliz yönetmen Ken Loach’un filmlerinde sık sık futbola rastlanması şaşırtıcı değil. Kendi de çoğu İngiliz gibi sıkı bir futbolsever olan Loach, dünyanın en popüler sporunun hikâye anlatımını zenginleştirme potansiyelini etkin bir biçimde pratiğe döker filmlerinde. İkinci uzun metrajlı kurmacası Kes’te aile ya da okul gibi otoriter kurumlar tarafından ehlileştirilmeyi reddeden başarısız öğrenci Billy üzerinden işçi sınıfının içinde bulunduğu çıkışsızlığı resmeder. Filmin içerisine yerleştirilen futbol sekansı, sistemin şekillendirdiği hayatların keskin bir metaforu olarak iş görür. Billy ve arkadaşlarının bir beden eğitimi dersinde ikiye ayrılarak yaptığı futbol maçında oyunun adil yapısı, takımlardan birine öğretmenin katılımıyla bozulur. Artık sahanın hâkimi, bu beden eğitimi öğretmenidir. Zira aynı zamanda bir oyuncu olduğu maçın hakemi de kendisidir. Kuralların bir oyuncu tarafından koyulduğu bu oyunun kazananı daha en başından bellidir. Tamamı bir maden kasabası olan Barnsleyli işçi ailelerinden gelen çocukların oluşturduğu öğrenci grubu, ne yaparsa yapsın bu maçı kazanamaz. Otoritenin sahadaki yansıması olan öğretmen, kendi lehine penaltı verir; gol olana kadar penaltı vuruşunu tekrarlatır. Buradan, kural koyucular karşısında mağlubiyete mahkûm olma durumuyla işçi sınıfı arasındaki paralelliğe atıfta bulunur Loach. Alt sınıf mensupları, hayatları boyunca benzer duvarlara tekrar tekrar çarpıp dururlar. Çünkü işçi sınıfı için hayatın düdüğü her zaman otoritenin elindedir.

Ken Loach Sinemasında Futbol: İşçi Sınıfının Balesi

Kes, Ken Loach’un yolunun futbolla kesiştiği ilk yapım değil aslında. Yönetmen bir yıl önce, 1968’de BBC için çektiği televizyon filmi The Golden Vision’da kamerasını bir grup Everton taraftarına çevirir. Loach’un, odaklandığı sınıfın hayatına nüfuz edebilme becerisinin ilk örneklerinden biridir bu docu-drama. Adını Everton’un efsane futbolcusu Alex Young’ın lakabından alan filmdeki karakterlerin hayatları, Kes’te gördüklerimizden farklı değildir. Koşulların zorlaştırdığı hayatlarında Everton’la kurdukları ilişkiyle tutunur karakterler. Bu tutkulu ilişki, onlar için her şeyden daha önemlidir; ailelerinden de, eşlerinde de, tanrıdan da. Kurmaca sahnelerin arasına belgesel bölümler yerleştirir Loach. Bu sahnelerde Everton’ın teknik direktörü ve aralarında Alex Young’ın da bulunduğu oyuncular kişisel hayatlarından, futbolla kurdukları ilişkiden bahsederler. Bu sahnelerde anlatılanlar, günümüz futbolunun yıldız figürlerinin kahramanlık hikâyelerinden çok farklıdır. Young gibi, taraftarın gözünde bir tür ilah olan bir yıldız bile işçi sınıfına dayanan geçmişinden bahsettikçe sıradan bir insan olarak perdeye yansır. Bu şekilde The Golden Vision’ın kurmaca karakterlerinin günlük işleriyle, bir futbolcunun kariyeri arasındaki fark en aza iner. Bu tercih, işçi sınıfının futbolla kurduğu ilişkinin sebepleri üzerine bir tür akıl yürütmedir aynı zamanda. Günümüzde endüstriyelleşen futbol atmosferinde kişilerin taraftardan çok müşteri olmaya kayan konumuyla, futbolla kökten, başarı odaklı olmayan ya da ekonomiden uzak bir bağ kuran bireyler arasındaki farkı burada görmek mümkündür. Futbol, işçi sınıfının hayatının tam merkezinde yer alır. Futbol o kadar önemlidir ki; filmin hem komik hem de ziyadesiyle gerçekçi finalinde olduğu gibi, bir nikah töreni bile başlamak üzere olan maça yetişmek için aceleye getirilebilir.

Ken Loach 2009 tarihli Looking for Eric’te futbol temasına geri döner. Filmin ana karakteri Eric, hem özel hem de mesleki hayatı tepetaklak gitmekte olan orta yaşlı bir postacıdır. O da çoğu işçi sınıfı mensubu gibi sıkı bir futbolseverdir. Koyu bir Manchester United taraftarıdır, duvarları kulüp efsanesi Eric Cantona’nın posterleriyle kaplıdır. Eric, problemleriyle baş edemeyecek duruma geldiğinde Eric Cantona fantastik bir şekilde hayatına dahil olur. Böylece bir tür masala dönüşen bu anlatıda Cantona, Eric’in mentoru olur ve adaşına, eşiğine geldiği yol ayrımlarında yapacaklarına dair önerilerde bulunur. Spor tarihinin en nevi şahsına münhasır karakterlerinden olan, futboldan ekonomiye birçok konuda aykırı fikirlere sahip ‘Kral’ Eric Cantona’nın personası filmde önemli bir yer kaplar. Eric, oğlunun başını belaya sokan çete liderine haddini bildirirken arkadaşlarını Cantona figürü etrafında organize eder. Adına Cantona Operasyonu dedikleri bir plan yapan Eric ve arkadaşları, bu plan dahilinde çete liderinin evini basıp etrafı yerle bir ederken yüzlerinde Cantona maskeleri vardır. Looking for Eric’te Ken Loach, The Golden Vision’da çizdiği türden bir sınıf temsili sunar: Yalnızca kıt kanaat geçinmelerine yetecek işlere sahip, publarda bira içen, futbolu hayatlarının merkezine yerleştirmiş bireyler… Loach’un The Golden Vision’da sergilediği sınıfın günlük hayatını yakalama becerisi, Looking for Eric’te futbolun harekete geçirici etkisiyle harmanlanarak zenginleşir. Başta da Critchley’den alıntılayarak belirtmeye çalıştığım üzere; futbol birlik olmakla, organize olmakla doğrudan ilgilidir. Filmografisini bu kavramlar üzerine temellendiren yönetmen, büyüklere masal olarak nitelendirilebilecek filminde futbola bu açıdan yaklaşır. İşçi sınıfının hayatında futbol çok önemlidir. İşçi sınıfı hak ettiklerini almak için organize olmak zorundadır. Peki öyleyse neden futbol etrafında organize olmayalım?

Kamerasını işçi sınıfının yaşadığı zorluklara ve bu zorluklara karşı giriştiği mücadeleye çeviren Loach’un sinemasının sığ bir didaktikliğe saplanmamasının en önemli nedenlerinden biri sınıfın gündelik dinamiklerine fazlasıyla hâkim olmasıdır. Hayatın akışında önemli bir yer kaplayan futbol olgusunun doğasından gelen dramanın, her dönemdeki yaşam şartlarıyla kesiştiği pek çok nokta vardır ve Ken Loach -pek çok başka olgu üzerinde de yaptığı gibi- bu noktalardan hareketle günlük hayatın zerafetini ortaya koyar. Ne derler, “Futbol işçi sınıfının balesidir”.

Kaynakça

Critchley, Simon (2018) Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi