Daniel Dafoe’nun Robinson Crusoe romanı, 25 Nisan 1719’da yayınlandığından edebiyat hatta insanlık tarihinde kaplayacağı yer tahmin edilmiyordu muhtemelen. Romana adını veren bir denizcinin, 28 yıl boyunca yaşadığı ıssız bir adada önce hayatta kalma, sonra kendi medeniyetini kurma macerasını anlatan metin, tüm insanlığın ortak bir mirasına dönüşmesinin yanından gerçekçi roman geleneğinin başlangıcına işaret ediyor olmasıyla da tarihe geçti. Alexander Selkirk isimli İskoç denizcinin yaşadıklarından uyarlandığı düşünülen ve sömürgeci Britanya İmparatorluğu’nun bir yansıması olması sebebiyle zaman zaman eleştirilen bu romanın yolunun, tarih boyunca edebiyatla içli dışlı olmuş sinemayla kesişmesi de kaçınılmazdı elbette. Öyle ki, sadece Anglo-Sakson ülkelerinde değil, Japonya’dan Sovyetler Birliği’ne birçok farklı ülkede sinemaya uyarlanmış romana yeni açılımlar getiren 6 Robinson Crusoe uyarlamasını bir araya getirdik.

Kaynak Aldığı Romana Yeni Açılımlar Getiren 6 Robinson Crusoe Uyarlaması

Miss Robin Crusoe (1954)

Eugene Frenke’nin yönettiği Miss Robin Crusoe’da romanın ana karakterleri Robinson Crusoe ve Cuma’nın yerlerini kadınların aldığını görürüz. Filmde Robin isimli genç kadın, kaptan olan babasıyla birlikte denize açılır ve yine sonucunda ıssız bir adada bulur kendini. Anlatının devamında “vahşiler”in elinden kurtardığı Cuma da yine bir kadındır. Bu bağlamda Miss Robin Crusoe, özellikle ilk yarısında orijinal metne olay örgüsü açısından oldukça sadıktır. Fakat ikinci yarıda anlatıda bir kırılma yaşanır ve kazadan kurtulmuş, Jonathan isimli bir erkeğin daha olduğu ortaya çıkınca hikâye farklı bir yöne girer. Her ne kadar sinematik anlamda çok yüksek bir seviyede olmasa da Miss Robin Crusoe, karakterin cinsiyetlerini değiştirerek klasikleşmiş bir romana yeni bir açılım getirmesi ile ilgiyi hak ediyor.

Robinson Crusoe (1954)

Bu uyarlama için gerçeküstücü sinemanın kurucularından Luis Buñuel’in, dönemin Hollywood’una ya da ana akım sinemaya en yakın duran filmi denilebilir kolaylıkla. Yönetmen, otobiyografisinde de kaleme aldığı üzere bu projeye en başta mesafeli yaklaşsa da üzerinde çalışmaya başladıktan sonra metne ısınmış ve sonuçta ortaya çıkan eserden oldukça memnun kalmıştır. Filmin içeriğine baktığımızda bunun doğrudan bir Buñuel filmi olduğunu söylemek zor. Zira, 1954 tarihli Robinson Crusoe Daniel Defoe’nun romanına oldukça sadık bir uyarlamadır; dolayısıyla oldukça gerçekçi bir tonda seyreder. Yine de birtakım rüya (ya da kabus) sahnelerinin varlığı, bu yapımdaki Buñuel dokunuşunu görünür kılar. Ana karakteri canlandıran oyuncu Dan O’Herlihy’nin En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday olduğunu bu yapımı, tüm zamanların kaynak aldığı metne en sadık ve en derli toplu uyarlamalarından biri olarak kolaylıkla gösterebiliriz. 

Robinson Crusoe on Mars (1964)

Bilimkurgu sineması tarihinden çok önemli bir yerde duran, 1953 yapımı Dünyalar Çarpışıyor – The War of the Worlds’ün yönetmeni olarak da hatırlayacağımız Byron Haskin’in imzasını taşır Robinson Crusoe on Mars. Söz konusu film, Defoe’nun romanının insanlık tarihine ne kadar etki ettiğini, hayal gücü dediğimiz olguyu nasıl tetiklediğini görmek için de bulunmaz bir fırsat adetâ. Zira kaynağını Defoe’nun romanından alan film, ıssız bir adaya düşen ve burada hayatta kalmak için mücadele eden denizcinin hikâyesini, Mars’ta bir maymunla birlikte mahsur alan bir astronotun hikâyesine dönüştürür. Tür ustası ve görsel efekt dehası Haskin’in tüm hünerlerini sergilediği bu görece az bilinen bilimkurgu klasiği, Techniscope ve Technicolor kullanılarak yaratılmış görsel dünyasıyla da çok yoğun bir deneyim sunuyor. Robinson Crusoe aynı zamanda modern romanın ilk örneği sayılan kaynak metni bir bilimkurgu anlatısına dönüştürmesi sebebiyle de ilgi çekiciliğini koruyor.

Dobrodruzství Robinsona Crusoe, námorníka z Yorku (1982)

İngilizce ismi, Adventures of Robinson Crusoe, a Sailor from York olan yapım, bu konuda güçlü bir geleneğe sahip olan Çekoslovakya yapımı bir stop-motion kukla filmi. Ana karakterin maceralarını aktardığı güncesini kaleme alma süreci üzerinden akan anlatı, flashback sahnelerinde iki boyutlu animasyona dönüyor. Buradan hareketle farklı animasyon teknikleri bir araya getirmesiyle son derece özgün bir deneyim sunduğunu söyleyebileceğimiz yapım, yer yer ironik ve satirik bir dile de başvurarak komedi tonuna yaklaşıyor. Fakat Dobrodruzství Robinsona Crusoe, námorníka z Yorku’nun diğer uyarlamalardan ayrıldığı en önemli nokta, Crusoe’nin düştüğü adada yaşadıkları kadar, kazayla sonuçlanan yolculuk öncesi ve adadan sonra “normal” hayatına dönüş sürecine de önemli ölçüde yer vermesi. Son olarak Stanislav Látal’ın yönettiği filmin, sinema tarihinin restore edilmeyi bekleyen gizli hazinelerinden biri olduğunu da belirtelim.

Man Friday (1975)

İngiliz sinemacı Jack Gold’un imzasını taşıyan Man Friday, Daniel Defoe’nun anlatısını ters yüz etmesiyle öne çıkıyor. Zira bu filmde, efsanevi oyuncu Peter O’Toole’un canlandırdığı Robinson Crusoe ve Cuma’nın orijinal romandaki konumları yer değiştirmiş şekilde yer alıyor. Film başında, alıştığımız üzere uygarlığın simgesi olarak görünen Crusoe, adada geçirdiği zamana paralel şekilde “yabani”leşiyor, şiddet dolu davranışlarda bulunuyor. Bunun zıttı olarak Cuma, her zaman sakin, kibar, anlayışlı olarak görüyoruz. Bu bağlamda Man Friday’in, Defoe’nun romanının beyaz adamı kutsayıcı yaklaşımını, değişmekte olan dünya düzeniyle birlikte dönüştürdüğünü, buradan siyah ve beyaz arasında süre giden karmaşık ilişki üzerine ürettiği fikirlerle benzerlerden ayrıldığını söyleyebiliriz. Adrian Mitchell’ın aynı adlı oyunundan beyazperdeye uyarlanan film, o yıl Cannes’da Altın Palmiye için yarışmıştı.

Robinson no niwa (1987)

Japon sinemasından kendine has, bağımsız bir dil geliştirmeyi başarmış yönetmenlerden Masashi Yamamoto’nun yönettiği, İngilizce’de Robinson’s Garden olarak bilinen Robinson no niwa, Dafoe’nın romanını modern zamanlar Tokyo’suna taşır. Filmin başkarakteri Kumi, hippi görünümlü genç bir kadındır. Bu genç kadın, şehrin dışında bitkilerin yetiştiği, neredeyse fantastik görünen harabeler keşfeder. Bu bölgenin güzelliğine kendini fazlasıyla kaptıran Kumi, burada endüstriyelleşmiş Tokyo’nun griliğinden ve boğuculuğundan uzak, yepyeni bir hayat kurar. Yamamoto’nun romana getirdiği yorumda modern dünyada hayatta kalmak ile ıssız bir adada hayatta kalmak arasında bir fark yoktur. Romana getirdiği özgün bakışla öne çıkan ve 80’ler Japonyo’sına dair güçlü eleştiriler getiren Robinson no niwa, katıldığı Berlin Film Festivali’nden de ödülle dönmüştü.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi