Polisiye ve gerilim türlerinin iç içe geçtiği hemen her filmde izlediğimiz, açığa çıkan, çıkması beklenen bir saklı gerçek durumudur. Bu saklanan gerçeği genelde filmin sonunda veya sonlarına yaklaşırken görürüz. Ancak görme yitimine simgesel anlam yükleyen bir filmde beklediğimiz gerçeklik bize aydınlıkla değil, karanlıkla gelecektir. Bu karanlık hem fiziksel olarak ışığın olmaması durumu olarak görülebilir, hem de umutsuzluğun, beklenmeyenin, dışarı itilenin bir benzetmesi olarak karşımıza çıkabilir. Başrolünde Game of Thrones’dan tanıdığımız Natalie Dormer’ın bulunduğu Karanlıkta - In Darkness, metaforik düzeyde karanlığın birçok anlamını içinde barındıran bir film. Filmin bir sahnesinde Titian’ın ünlü The Death of Actaeon adlı tablosunu görürüz. Bu tablo aynı isimdeki ünlü mitolojik hikâyeyi anlatmaktadır. Kutsal Artemis’in çıplak vücudunu gören avcı Akteon, Artemis tarafından geyiğe çevrilerek cezalandırılır ve geyiğe dönüşen Akteon kendi av köpekleri tarafından yenilir. İstemeden de olsa Akteon, Artemis’i çıplak gördüğü için cezalandırılmıştır. Onun tek suçu görmektir. Bu hikâye, görmeye nasıl bir anlam yüklediğimizi kanıtlamak adına filme bilinçli bir şekilde konulur. En somut anlamıyla görmek, fiziksel yaşanan bir anı, durumu görme organlarıyla izlemektir. Ancak burada Akteon, bilinçli bir şekilde Artemis’i gözetlememiş, ormanda ona denk gelmiştir. Oysa ki her görsel temsil gerçeği yansıtsaydı insan çok daha az sahtekâr olurdu ve belki de Titian böyle bir resim yapmazdı. Görmenin karanlıkla bağlantısı tam da bu nedenle kendini daha da belli ediyor. Çoğu zaman karanlık, görmenin zıttı olarak ‘’görülür’’. Karanlık, belki de sadece bu sebeple kötü kavramlarla yan yana gelir. Oysa ki karanlık, içinde daha büyük bir bilgeliği, gücü barındırır. Zira çoğunluk görülmekte ve görmektedir. Ve bu da gerçeği bulmaya gidilen yolda insanı tembelleştirmektedir. Sırf bu sebeple bile görme işlevini kaybetmiş veya doğuştan kör olan insanların dış dünyaya olan algısı daima açıktır. Filmde Natalie Dormer’ın canlandırdığı Sofia karakteri işte tam da bu niteliklere sahip. Bosna Savaşı’nda yaptığı katliamlarla anılan ve İngiltere’de siyasi koruma altında olan Milos Radic (Jan Bijvoet), Sofia’nın üst kat komşusu olan Veronique (Emily Ratajkowski)’in babasıdır. Bir gece Verenique’in üst kattan aşağı atlayarak intihar etmesinin ardından gerçekleşen olaylarla Sofia’nın da Bosna Savaşı ile alakalı geçmişi yavaş yavaş aydınlanmaya başlar. Onun nasıl kör olduğunu, savaş sırasında yaşadıklarını öğrendiğimiz zaman bu filmin Sofia ile alakalı bir intikam öyküsü olduğunu anlamaya başlarız. In Darkness: Karanlıkta Görmek Üzerine Bir Film Filmde çoğunlukla sığ alan derinliğine sahip yüz çekimlerini izliyoruz. Konuyla bağlantılı olarak tercih edilen bu biçim bir anlamda yaşanan olaylardaki toplumsal arka planı, bireyden ayırma işlevi üstleniyor. Yalnız ve bağlamından kopuk olan bireyin arkası çoğunlukla flu olarak gösteriliyor. Aynı zamanda Bosna Savaşı üzerinden de böylesi acıların yaşandığı bir zaman diliminin karanlıkta kaybolması, toplumda unutulması anlatılıyor. Bu bakımdan filmin görmeye yüklediği anlam aynı zamanda politik bir anlamdır. Anthony Byrne yönetmenliğindeki Karanlıkta, kurban/katil ikilemini sürekli olarak değiştirerek seyirciyi ters köşeye yatırmaya çalışıyor. Bu zorlama sürpriz çabası da filmin gerilim atmosferini daha da düşürüyor. Sürekli olarak hissetmemiz gereken şüphe yerine sadece Sofia’nın şüphelendiği konuları onun gözünden dar bir bakış açısıyla izliyoruz. Özellikle filmin amaçladığı sürpriz final sahnesi, kendi adıma söyleyecek olursam oldukça kolay tahmin edilebilecek düzeydeydi. Özetle In Darkness, karanlıkta görmek üzerine bir film. Türünün klişelerini kullanarak zorlama bir gerilim yaratsa da görmeye yüklediği politik eleştiriyle…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

In Darkness, türünün klişelerini kullanarak zorlama bir gerilim yaratsa da görmeye yüklediği politik eleştiriyle izlenmeye değecek bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 3.73 ( 3 votes)
60

Polisiye ve gerilim türlerinin iç içe geçtiği hemen her filmde izlediğimiz, açığa çıkan, çıkması beklenen bir saklı gerçek durumudur. Bu saklanan gerçeği genelde filmin sonunda veya sonlarına yaklaşırken görürüz. Ancak görme yitimine simgesel anlam yükleyen bir filmde beklediğimiz gerçeklik bize aydınlıkla değil, karanlıkla gelecektir. Bu karanlık hem fiziksel olarak ışığın olmaması durumu olarak görülebilir, hem de umutsuzluğun, beklenmeyenin, dışarı itilenin bir benzetmesi olarak karşımıza çıkabilir. Başrolünde Game of Thrones’dan tanıdığımız Natalie Dormer’ın bulunduğu Karanlıkta – In Darkness, metaforik düzeyde karanlığın birçok anlamını içinde barındıran bir film.

Filmin bir sahnesinde Titian’ın ünlü The Death of Actaeon adlı tablosunu görürüz. Bu tablo aynı isimdeki ünlü mitolojik hikâyeyi anlatmaktadır. Kutsal Artemis’in çıplak vücudunu gören avcı Akteon, Artemis tarafından geyiğe çevrilerek cezalandırılır ve geyiğe dönüşen Akteon kendi av köpekleri tarafından yenilir. İstemeden de olsa Akteon, Artemis’i çıplak gördüğü için cezalandırılmıştır. Onun tek suçu görmektir. Bu hikâye, görmeye nasıl bir anlam yüklediğimizi kanıtlamak adına filme bilinçli bir şekilde konulur. En somut anlamıyla görmek, fiziksel yaşanan bir anı, durumu görme organlarıyla izlemektir. Ancak burada Akteon, bilinçli bir şekilde Artemis’i gözetlememiş, ormanda ona denk gelmiştir. Oysa ki her görsel temsil gerçeği yansıtsaydı insan çok daha az sahtekâr olurdu ve belki de Titian böyle bir resim yapmazdı. Görmenin karanlıkla bağlantısı tam da bu nedenle kendini daha da belli ediyor. Çoğu zaman karanlık, görmenin zıttı olarak ‘’görülür’’. Karanlık, belki de sadece bu sebeple kötü kavramlarla yan yana gelir. Oysa ki karanlık, içinde daha büyük bir bilgeliği, gücü barındırır. Zira çoğunluk görülmekte ve görmektedir. Ve bu da gerçeği bulmaya gidilen yolda insanı tembelleştirmektedir. Sırf bu sebeple bile görme işlevini kaybetmiş veya doğuştan kör olan insanların dış dünyaya olan algısı daima açıktır. Filmde Natalie Dormer’ın canlandırdığı Sofia karakteri işte tam da bu niteliklere sahip.

Bosna Savaşı’nda yaptığı katliamlarla anılan ve İngiltere’de siyasi koruma altında olan Milos Radic (Jan Bijvoet), Sofia’nın üst kat komşusu olan Veronique (Emily Ratajkowski)’in babasıdır. Bir gece Verenique’in üst kattan aşağı atlayarak intihar etmesinin ardından gerçekleşen olaylarla Sofia’nın da Bosna Savaşı ile alakalı geçmişi yavaş yavaş aydınlanmaya başlar. Onun nasıl kör olduğunu, savaş sırasında yaşadıklarını öğrendiğimiz zaman bu filmin Sofia ile alakalı bir intikam öyküsü olduğunu anlamaya başlarız.

In Darkness: Karanlıkta Görmek Üzerine Bir Film

Filmde çoğunlukla sığ alan derinliğine sahip yüz çekimlerini izliyoruz. Konuyla bağlantılı olarak tercih edilen bu biçim bir anlamda yaşanan olaylardaki toplumsal arka planı, bireyden ayırma işlevi üstleniyor. Yalnız ve bağlamından kopuk olan bireyin arkası çoğunlukla flu olarak gösteriliyor. Aynı zamanda Bosna Savaşı üzerinden de böylesi acıların yaşandığı bir zaman diliminin karanlıkta kaybolması, toplumda unutulması anlatılıyor. Bu bakımdan filmin görmeye yüklediği anlam aynı zamanda politik bir anlamdır.

Anthony Byrne yönetmenliğindeki Karanlıkta, kurban/katil ikilemini sürekli olarak değiştirerek seyirciyi ters köşeye yatırmaya çalışıyor. Bu zorlama sürpriz çabası da filmin gerilim atmosferini daha da düşürüyor. Sürekli olarak hissetmemiz gereken şüphe yerine sadece Sofia’nın şüphelendiği konuları onun gözünden dar bir bakış açısıyla izliyoruz. Özellikle filmin amaçladığı sürpriz final sahnesi, kendi adıma söyleyecek olursam oldukça kolay tahmin edilebilecek düzeydeydi.

Özetle In Darkness, karanlıkta görmek üzerine bir film. Türünün klişelerini kullanarak zorlama bir gerilim yaratsa da görmeye yüklediği politik eleştiriyle izlenmeye değecek bir yapım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi