Karanlık Sular'ın hikâyesi temelde iki kötü karakter barındırıyor. Bunlardan biri vahşi kapitalizm, diğeriyse ABD'li milyarder bir ailenin kendi soyisimleriyle maruf dev şirketi DuPont (Söz konusu aileyi 2014 yapımı Foxcatcher Takımı - Foxcatcher'dan da hatırlamanız mümkün). DuPont adlı şirket, 1951 yılında endüstriyel kimya alanında kullanılabilecek müthiş bir maddeyi alıyor envanterine. PFOA ya da C8 olarak şifreleyecekleri bu madde, vaktiyle tankların dış cephesini kaplamak için de kullanılan, ancak sonradan ev eşyalarında da kullanılabileceğine hükmedilen, bugün bildiğimiz adıyla teflonun ham maddesidir. Şirket, 60'lı yıllardan itibaren yaptığı iç araştırma ve soruşturmalar sonucunda bu maddenin ne kadar tehlikeli olduğunun farkına varıyor, ama ne gam, üretime devam etmesinin yanı sıra, ortaya çıkan binlerce ton tehlikeli atığı da doğal alanlara, nehirlere, tarım arazilerine saçıyor. Karanlık Sular: DuPont'un Günahları Filme de kaynaklık eden Nathaniel Rich'in The New York Times'a yazdığı makaleye göre, bilhassa 80'li yıllardan itibaren West Virginia eyaletine bağlı Parkersburg önemli bir noktaya dönüşüyor DuPont için. Çünkü şirket bilhassa bu bölgeyi kimyasal çöplüğü olarak kullanıp toprağı, suyu, havayı korkunç bir zehirle dolduruyor. Elbette bölgede etkin politikacıları, hukukçuları, medyayı ve işvereni konumunda olduğu halkı tam tersine ikna edip, yanına çekmeyi de başarıyor. Bir kişi hariç. Wilbur Tennant adlı bir çiftçi, hayvanları teker teker hastalanıp korkunç biçimde ölmeye başlayınca bunun sebebinin sudaki zehir olduğunu idrak ediyor ve hukuk savaşı başlatmaya karar veriyor. İşte bu noktada devreye hikâyemizin kahramanı, Nathaniel Rich'in makalesine ilham kaynağı olan avukat Rob Billot giriyor. Büyükannesinin yakın çevresinden tanıdığı Tennatlar'ın davası önüne geldiğinde Billot, kimya şirketlerinin davalarına bakan, yani cephenin diğer yanında çalışan bir avukat aslen. Ancak çevre hukuku hakkında bildikleri, Tennat'ın davasında kimden yana taraf tutması gerektiğine dair ona bir şeyler fısıldıyor. Filmde Mark Ruffalo'nun canlandırdığı Billot, önüne çıkan politik güçlüklere, işini, sağlığını kaybetme tehlikesine ve DuPont'un olabilecek her şekilde davacıları yıldırma politikasına rağmen, 110 bin sayfadan fazla belgeyi inceleyip, 70 bine yakın insandan kan örneği alınmasına vesile olmak suretiyle dev şirket DuPont'u köşeye sıkıştırmayı ve C8 adlı maddenin kullanımıyla ilgili bir bilinç yaratmayı da başarıyor. 1998 yılında devraldığı davaysa bugün bile devam ediyor. Todd Haynes'in imzasını taşıyan filmin ana karakteri Rob Billot'un verdiği insanüstü mücadeleye saygı duymamak imkânsız. Bununla beraber filmin, The New York Times yazarı Rich'in hikâyesinin gerisinde kalan bir anlatıma sahip olduğunu, hatta filmin ilerleyen safhalarında bu hikâye için doğru tercihin Todd Haynes olup olmadığını sorgulatan bir yanı olduğunu söylemek mümkün. Politik sinemanın ve gerilimin sularında gezen filmin senaryosu, yapısal olarak Haynes'in bugüne dek çektiği filmlerden çok ayrı duruyor. Ancak ilginç biçimde Karanlık Suları'ı izlerken yer yer Carol kadrajlarına, Cennetten Çok Uzakta - Far from Heaven'dakine benzer kompozisyonlara, Haynes'in imzasına dönüşen grenli, geniş perde görüntülerine denk gelmek de mümkün. Lakin filmin dünyasında Haynes'in dünyasından çıkıp gelen bu anlatım ögelerinin hiçbir karşılığı yok. Her şeyden önce Haynes, DuPont-Billot arasındaki mücadeleye ve Billot'un tüm davanın başlangıç noktası hüviyetindeki çiftçi Wilbur Tennant'la olan ilişkisine tam anlamıyla odaklanamıyor. Karanlık Sular, canlandırma bir belgeselin, belgesel kısımlarından arındırılmış hâli gibi ilerliyor. Sadece olayların canlandırıldığı kısımlar mevcut, ancak asıl detaylar ortada yok (gibi). Bu nedenle hemen her sahnede yer almasına rağmen Billot'un motivasyonuyla, DuPont'un karşı hamleleriyle, Wilbur Tennant'la kurduğu ilişkiyle…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Dark Waters'ı izlerken yer yer Carol kadrajlarına, Far From Heaven'dakine benzer kompozisyonlara, Haynes'in imzasına dönüşen grenli, geniş perde görüntülerine denk gelmek de mümkün. Lakin filmin dünyasında Haynes'in dünyasından çıkıp gelen bu anlatım öğelerinin hiçbir karşılığı yok.

Kullanıcı Puanları: 3.98 ( 10 oy)
50

Karanlık Sular’ın hikâyesi temelde iki kötü karakter barındırıyor. Bunlardan biri vahşi kapitalizm, diğeriyse ABD’li milyarder bir ailenin kendi soyisimleriyle maruf dev şirketi DuPont (Söz konusu aileyi 2014 yapımı Foxcatcher Takımı – Foxcatcher‘dan da hatırlamanız mümkün). DuPont adlı şirket, 1951 yılında endüstriyel kimya alanında kullanılabilecek müthiş bir maddeyi alıyor envanterine. PFOA ya da C8 olarak şifreleyecekleri bu madde, vaktiyle tankların dış cephesini kaplamak için de kullanılan, ancak sonradan ev eşyalarında da kullanılabileceğine hükmedilen, bugün bildiğimiz adıyla teflonun ham maddesidir. Şirket, 60’lı yıllardan itibaren yaptığı iç araştırma ve soruşturmalar sonucunda bu maddenin ne kadar tehlikeli olduğunun farkına varıyor, ama ne gam, üretime devam etmesinin yanı sıra, ortaya çıkan binlerce ton tehlikeli atığı da doğal alanlara, nehirlere, tarım arazilerine saçıyor.

Karanlık Sular: DuPont’un Günahları

Filme de kaynaklık eden Nathaniel Rich’in The New York Times‘a yazdığı makaleye göre, bilhassa 80’li yıllardan itibaren West Virginia eyaletine bağlı Parkersburg önemli bir noktaya dönüşüyor DuPont için. Çünkü şirket bilhassa bu bölgeyi kimyasal çöplüğü olarak kullanıp toprağı, suyu, havayı korkunç bir zehirle dolduruyor. Elbette bölgede etkin politikacıları, hukukçuları, medyayı ve işvereni konumunda olduğu halkı tam tersine ikna edip, yanına çekmeyi de başarıyor. Bir kişi hariç. Wilbur Tennant adlı bir çiftçi, hayvanları teker teker hastalanıp korkunç biçimde ölmeye başlayınca bunun sebebinin sudaki zehir olduğunu idrak ediyor ve hukuk savaşı başlatmaya karar veriyor. İşte bu noktada devreye hikâyemizin kahramanı, Nathaniel Rich’in makalesine ilham kaynağı olan avukat Rob Billot giriyor. Büyükannesinin yakın çevresinden tanıdığı Tennatlar’ın davası önüne geldiğinde Billot, kimya şirketlerinin davalarına bakan, yani cephenin diğer yanında çalışan bir avukat aslen. Ancak çevre hukuku hakkında bildikleri, Tennat’ın davasında kimden yana taraf tutması gerektiğine dair ona bir şeyler fısıldıyor. Filmde Mark Ruffalo’nun canlandırdığı Billot, önüne çıkan politik güçlüklere, işini, sağlığını kaybetme tehlikesine ve DuPont’un olabilecek her şekilde davacıları yıldırma politikasına rağmen, 110 bin sayfadan fazla belgeyi inceleyip, 70 bine yakın insandan kan örneği alınmasına vesile olmak suretiyle dev şirket DuPont’u köşeye sıkıştırmayı ve C8 adlı maddenin kullanımıyla ilgili bir bilinç yaratmayı da başarıyor. 1998 yılında devraldığı davaysa bugün bile devam ediyor.

Todd Haynes’in imzasını taşıyan filmin ana karakteri Rob Billot’un verdiği insanüstü mücadeleye saygı duymamak imkânsız. Bununla beraber filmin, The New York Times yazarı Rich’in hikâyesinin gerisinde kalan bir anlatıma sahip olduğunu, hatta filmin ilerleyen safhalarında bu hikâye için doğru tercihin Todd Haynes olup olmadığını sorgulatan bir yanı olduğunu söylemek mümkün. Politik sinemanın ve gerilimin sularında gezen filmin senaryosu, yapısal olarak Haynes’in bugüne dek çektiği filmlerden çok ayrı duruyor. Ancak ilginç biçimde Karanlık Suları’ı izlerken yer yer Carol kadrajlarına, Cennetten Çok Uzakta – Far from Heaven’dakine benzer kompozisyonlara, Haynes’in imzasına dönüşen grenli, geniş perde görüntülerine denk gelmek de mümkün. Lakin filmin dünyasında Haynes’in dünyasından çıkıp gelen bu anlatım ögelerinin hiçbir karşılığı yok. Her şeyden önce Haynes, DuPont-Billot arasındaki mücadeleye ve Billot’un tüm davanın başlangıç noktası hüviyetindeki çiftçi Wilbur Tennant’la olan ilişkisine tam anlamıyla odaklanamıyor. Karanlık Sular, canlandırma bir belgeselin, belgesel kısımlarından arındırılmış hâli gibi ilerliyor. Sadece olayların canlandırıldığı kısımlar mevcut, ancak asıl detaylar ortada yok (gibi). Bu nedenle hemen her sahnede yer almasına rağmen Billot’un motivasyonuyla, DuPont’un karşı hamleleriyle, Wilbur Tennant’la kurduğu ilişkiyle ilgili derinlemesine bir algı elde edemiyoruz. Film, tıpkı Rob Billot gibi hukuk firması TAFT’ta çalışan ancak doğum nedeniyle işini bırakmak zorunda kalan eşi Sarah Billot’un portresini çıkarırken de kurgusal problemler yaşıyor ve bu karakterle ilgili çok yüzeysel çıkarımlarda bulunuyor. Hikâye dâhilinde Billot’un ilk ikna etmesi gereken kişi olan eşi Sarah, filmin kötü kurgusu nedeniyle “iyi yürekli kocasına maddi sebepleri bahane ederek zorluk çıkartan kadın”a dönüştürülüyor. 20 yılı aşkın bir süreye yayılan hikâyesi içinde, davaya dair birçok detayı açıklamak zorunda kalan Haynes, Rob ve Sarah arasındaki ilişkiyi, Sarah’ın önceliklerini, bir karakter olarak neden eşiyle bu problemleri yaşadığını açıklamakta zorlanıyor ve ne yazık ki kolaya kaçıyor. Aynı şekilde Rich’in konuyla ilgili makalesini okuduğunuzda ayırdına varabileceğiniz, Billot’un bu davayı neden bu kadar büyük bir tutkuyla sahiplendiğini anlamanıza yarayacak karakter özelliklerine de filmde yer verildiği söylenemez. Bunları yansıtabilmesi için Haynes’in elindeki tek enstrüman Ruffalo’nun performansı, ki bu da tek başına yeterli olmadığı gibi, Ruffalo’yu da ciddi bir yükün altında bırakıp, eziyor.

Son kertede Karanlık Sular, bugün bile devam eden ve neredeyse her gün konuşulması, takip edilmesi elzem bir davaya dair bilgi sahibi olabilmek namına önemli bir çaba ortaya koyuyor. Ancak tüm bunlar ne yazık ki filmi iyi bir film yapmaya yetmiyor. Hele ki Haynes’in imzasını taşıyor oluşu, beklentiyi yükselten ancak hayal kırıklığını da artıran bir unsura dönüşüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information