6. Network – Sidney Lumet (1976)

network - filmloverss

Reyting oranlarını yükseltmek adına türlü yollar ve hileler deneyen TV ve medya dünyasının oldukça güçlü bir eleştirisini ortaya koyan Network bir Sidney Lumet klasiği. Peter Finch, William Holden, Faye Dunaway ve Robert Duvall’dan oluşan yıldızlar geçidiyle özellikle medya dünyası içindeki kirli gerçekleri ortaya koyan Network; bir televizyon şebekesinin, kaybetmiş olduğu reyting oranlarını geri kazanmak için kaçık bir eski haber spikerinden -anchorman- nasıl istifade ettiğini gözler önüne koyuyor. Sidney Lumet’nin kendi hayatından da izler taşıyan Network’ün kara komedi ve dram ögelerini harmanlayarak ortaya enfes bir bileşen çıkardığını üzerine basarak söylemek gerek.

Howard Beale uzun yıllardır UBS Akşam Haberleri isimli programda haber spikerliği yapmaktadır. Reytingleri günden güne düşmekte olan Beale çalışma arkadaşlarının birinden iki hafta içerisinde kanaldan kovulacağı bilgisini alır. Aldığı bu haberle depresyona giren Beale, ertesi akşamki canlı yayında, gelecek Salı günü gerçekleştirilecek canlı yayında intihar edeceğini duyurur.

Network’te Amerikan medyası için çizilen tablonun bugün tüm dünya genelinde ve özellikle de ülkemizde aynı şekilde döndüğüne şahit olmak ve gerçeklerden tamamen arındırılmış bir simülasyon dünyasının akıl sağlığımızı ne hale getirdiğini görmek; kitle iletişim araçlarının çok sayıda olduğu ama kamu yararına hiç olmadığı dünyamızda belki bizlere yeni ufuklar açabilir.

7. Eraserhead – David Lynch (1977)

eraserhead - filmloverss

David Lynch denince aklımıza rüyalar, kabuslar, halüsinasyonlar, gerçeküstü ögeler gelmesi elbette ki en doğalı. Blue Velvet, Lost Highway, Twin Peaks, Mulholland Drive gibi birbirinden kültleşmiş filme imzasını atan David Lynch’in 1977 yapımı Eraserhead filminin bu dosyaya girmesi ise elbette kendinden menkul bir deliliği resmetmesinden dolayı. Lynch’in kendi babalık korkularından ilham alarak çektiğini dile getirdiği Eraserhead; deforme olmuş şekilde doğmuş çocuğuna bakmayı reddeden bir adamın hikayesini anlatıyor.

Geçmişteki bir ilişkisi esnasında kız arkadaşı Mary’nin hamile kaldığını öğrenen Henry Spencer onu kendi küçük evine getirmeye karar verir. Burada mutant türünde, sürüngenimsi bir yaratık dünyaya getiren Mary’nin evden kaçmasıyla Spencer evde bu yaratık bebekle, radyatörün arkasında hayali bir biçimde gördüğü bir kadınla ve kendisini baştan çıkarmaya çalışan karşı komşusu ile baş başa kalacaktır. Birçok rahatsız edici imge, seyircinin algısını ters yüz eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, izleyiciyi bir tür deneysel sinema yolculuğuna davet eden Eraserhead, deliliğin sınırlarında gezinen yapısıyla analiz edilmesi gereken kültleşmiş bir eser.

David Lynch’in sonraki filmlerinde de baskın olan karanlık ve kaotik dünyasının bir tür erken dönem habercisi olan Eraserhead’i izlemekten uzak durmayınız.

8. The Shining – Stanley Kubrick (1980)

gercek-hikayelerden-esinlenmis-10-korku-filmi-the-shining-filmloverss

Dahi yönetmen Stanley Kubrick’in başyapıtlarından biri olan The Shining’in tüm zamanların en ikonik korku filmlerinden biri olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Türkçe’ye Cinnet olarak çevrilen filmin, dosya konumuzla birebir ilişkisi olan cinnet ve delirme meselesiyle yüksek seviyelerde alakası oluşu; The Shining’i, bu dosyanın belki de deliliği en net biçimde görebileceğimiz filmi hizasına sokar. Başrollerinde Jack Nicholson, Shelly Duvall, Danny Lloyd ve Scatman Crothers’ı buluşturan filmin, Stephen King’in aynı isimli romanından sinemaya uyarlandığını da dipnot olarak düşmek gerek.

Jack Torrance kış aylarında kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenerek, karısı ve küçük oğlu ile birlikte bu otele yerleşir. Medyum yetenekleri olan Torrance’ın küçük oğlu Danny, bu otelde birtakım kötü ruhların olduğunu hissetmeye başlar. Jack Torrance, yıllar önce bu otelde karısı ve iki kızını öldüren otelin eski kış bakıcısı Grady Philip Stone’un hayaletiyle tanıştığında işler iyice çığrından çıkar. Küçük Danny, babasının bu kötü ruhlar tarafından ele geçirildiğini ve yavaş yavaş aklını kaybetmeye başladığını fark eder. Jack’in kana susamış ve aklını yitirmiş bir biçimde elinde bir baltayla oğlunu ve karısını avlamaya çalışması; The Shining’in sinema tarihine girmiş efsanevi sahnelerinden biri olacaktır.

Şüphesiz biçimde, Jack Nicholson’ın kariyerindeki en iyi oyunculuk performanslarından birini sergilediği The Shining; uzun takip sahnelerinin çekimi için steadicam kameranın bu kadar uzun süre kullanıldığı ilk film olma özelliğine de sahiptir.

9. Amadeus – Milos Forman (1984)

amadeus - filmloverss

Çek asıllı yönetmen Milos Forman’ın klasikleşmiş başyapıtlarından biri olan Amadeus; başarılı bir besteci olan Antonio Salieri ile Salieri’nin saplantıya varır derecesinde bağlı olduğu maestro Wolfgang Amadeus Mozart arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir tarihi drama. 8 Akademi Ödülü ile de taçlandırılan film, Salieri’nin aşırı saplantısından dolayı akıl sınırları dışına çıkmaya başlayan haleti ruhiyesini geri dönüşlerle (flashback) destekleyerek anlatıyor.

Viyana’da imparatorun baş bestecisi olan Salieri, kendisine bu mutluluğu yaşattığı ve böyle bir yetenek verdiği için Tanrı’ya sürekli şükreder. Bir gün bir davette Mozart ile tanışma fırsatı yakalayan Salieri, bu kaba davranışlar sergileyen adamın nasıl olur da bu kadar yaratıcı besteler yapabildiğini sorgular. Mozart’ın Salieri’yi birkaç kez küçük düşürmesiyle birlikte Salieri, Tanrı’nın kendisine ihanet ettiğini çünkü Mozart’la kıyaslandığında onun kadar yetenekli bir besteci olamadığını düşünür.  Bu düşüncelerle birlikte çılgına dönmeye başlayan Salieri, hem Tanrı’ya olan inancını yitirir hem de Mozart’ı yok etmeye ant içerek Tanrı’dan alacağı intikamın planlarını yapmaya başlar.

Delilik yolunda operasal bir yolculuğa çıkaran, muhteşem koreografisi ve besteleriyle gönlümüzü çalan ve iki başrol karakterinin unutulmaz performansıyla sinemasal doruklara ulaşan Amadeus’un gerçek bir sanat yapıtı olduğu su götürmez bir gerçek.

10. Teyzem – Halit Refiğ (1986)

teyzem - filmloverss

Karakterlerin Çıldırdığı 15 Muhteşem Film isimli bir dosyada Türkiye Sineması’ndan oldukça değerli bir filme yer vermemek olmazsa olmazdı. Sinemamızın en dahiyane yönetmenlerinden biri olan Halit Refiğ imzalı ve 1986 yılında Milliyet Senaryo Yarışması’nda Ümit Ünal’a en iyi senaryo ödülü kazandıran Teyzem; başrolündeki Müjda Ar’ın harikulade performansıyla Roman Polanski’nin Repulsion filmine benzer bir delilik ve çıldırma hikayesini konu alıyor. Bu anlamda Teyzem filminin, Türkiye Sineması’nın ürettiği delilik ve kadın temalı en iyi filmlerden biri olduğunu belirtmek gerek.

Teyzem, yeğeni Umur’un gözünden ve hatıralarından teyzesi Üftade’yi anlatmaktadır. Umur ve ailesi, babası siyasi görüşü sebebiyle polis tarafından arandığı için Ankara’dan İstanbul’a anneannesinin evine gizlenmeye gelirler. Anneannesi ve dedesinden göremediği yakınlığı aynı evde yaşayan teyzesinden görmeye başlayan Umur, teyzesine güç geçtikçe bağlanmaya başlar. Fakat teyzesinin hayatı Umur’un tahmin edemeyeceği kadar trajik bir haldedir. Yıllar sonra İzmir’den gelen Umur, teyzesine ait defterdeki yazılardan hem geçmişi hem de teyzesinin gördüğü halüsinasyonların etkisiyle akıl sağlığını yitirişine tanık olacaktır.

Toplumsal ve aile içi baskıyı, toplumda kadın olmanın zorluğunu, üvey baba tacizini ve sonunda deliliğe varan bir şizofreniyi oldukça eleştirel ve sarsıcı bir anlatımla ortaya koyan Teyzem’i kesinlikle kaçırmayınız.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi