Kariyerine gazeteci olarak başlayan Anastasia Mikova, Yann Arthus-Bernard (İnsan - Human) ile bir araya gelerek elli farklı ülkeden iki bin kadına ses veren Kadın belgeselini yönetti. Kadın belgeseli izleyicisine yaşadığımız toplumda kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu bütün şeffaflığıyla yapılan röportajlar aracılığıyla anlatıyor. Belgeselde yer alan kadınlar yaşamları boyunca karşılaştıkları ayrımcılıklardan, sözlü ve fiziksel şiddet hikâyelerinden, özetle kadın olmaktan bahsediyor. Kadın belgeseli, geçtiğimiz yıl yarışma bölümünde kadın yönetmenlerin yönettiği filmlerden sadece iki tanesine yer veren Venedik Film Festivali’nin yarışma dışı seçkisinde de gösterilmişti. Filmin yönetmenlerinden Anastasia Mikova Kadın’ın, Yann Arthus-Bernard’ın İnsan isimli belgeselini çektikleri sırada dinledikleri hikâyelerin yol açtığı hislerin bir sonucu olarak, kadınların anlatmaya ve daha çok da duyulmaya ihtiyaçlarının olduğunu düşünmeleriyle ortaya çıktığını anlatıyor. #MeToo ortaya çıkışından yaklaşık iki yıl önce yapımına başlanan filmin en büyük amacı, kadınların toplum içinde güçsüz görülmesine bir son vermek. Hayatın birçok evresi arasında yumuşak geçişler yapan belgesel, bu amacı yer verdiği kadınların gerçek hikâyelere, tüm şeffaflığıyla yapılan samimi röportajlar aracılığıyla yer vererek gerçekleştirmeyi hedefliyor. Imany’nin imzasını taşıyan müziğiyle film, seyircisine günümüzde kadın olmayı ve içinde yaşadığımız dönemde, bu döneme rağmen kadın olmanın getirdiği tüm zorlukları en samimi hâliyle anlatıyor ve bizden sadece dinlememizi bekliyor.  Kadın: Elli Farklı Ülkeden İki Bin Ses Filmin röportajlarındaki samimiyet, yer verdiği kadınlara bir güven ortamı sağlayarak hikâyelerini ve en korkunç anılarını detaylarıyla anlatmalarını sağlıyor. Bu durum da, filmin samimiyetini ve izleyicisi ile kurduğu bağı sağlamlaştırıyor. Zaten filmin en önemli ve en güçlü yardımcısı dil, din, ırk fark etmeksizin herkesi etkisi altına almayı başaran samimiyeti ve gerçekliği. Elli farklı ülkeden, farklı kültürlerden ve geçmişten gelen iki bin kadının anlattıklarına film tarafından belirlenmiş konu başlıkları rehberlik ediyor. Konu başlıkları arası geçişler oldukça yumuşak tutuluyor ve röportajlar arasında emekçi kadınların fotoğraf karelerini andıran görüntüleri yer alıyor. Tecavüze uğramış, yüzlerine asit atılmış, kürtaj için ülke değiştirmesi gerekmiş bu kadınlar, hayatları boyunca kendilerine dayatılan toplumsal baskılar sebebiyle bastırdıkları güdülerini ve gördükleri cinsel, sözlü ya da fiziksel şiddet gibi utanç verici anılarını izleyicinin gözünün içine bakarak, onlara kaçacak, görmezden gelecek alan tanımadan ve en önemlisi kimseden korkmadan anlatıyor. Film bu tavrıyla, bizlere duymayı reddettiğimiz ya da tercih etmediğimiz sesleri duyuruyor ve ataerkil bir dünya düzeninde kadın olmanın yarattığı korkuları ve doğurduğu utanç duygusunu aktarıyor. Ancak, bunu yaparken, kadın olmanın güzelliklerinden ve bunun getirdiği güçten de bahsetmeyi ihmal etmiyor. Kadın belgeseli oldukça samimi ve gerçek anlar sunduğu için izleyicisiyle güçlü bir bağ kuruyor ve anlatılan hikâyeler arasındaki düzen sayesinde belli bir ritim tutturuyor, ancak filmin tamamen röportajlardan oluşuyor olması, süresi açısından bir tehdit oluşturuyor. Farklı bireylere ve dolayısıyla farklı hayatlara, başka mekânlardan ya da dinamik görüntülerden beslenmeden, tıpkı İnsan belgeselinde olduğu gibi sadece röportajlar yoluyla yer verdiği için Kadın, bir noktadan sonra bir sinema filmi olarak temposunu kaybederek takip edilmesi güç bir hâl alıyor. Anlatılan hikâyeler ve hayatlar sinema perdesine taşınırken aynı bir önceki belgesel İnsan’da olduğu gibi siyah bir fonun önünde yakın planda verilen insanlar aracılığıyla anlatılıyor ve bu durum filmin samimiyetini arttırıyor ama, İnsan’ın üzerine görsel tercih anlamında bir şey koymadığı gibi izleyicinin dikkat süresini de test ediyor. Film, elli farklı ülkeden,…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Film, hikâyelerine yer verdiği kadınların yaşadıkları zorlukları ve her şeye rağmen dimdik ayakta durabildiklerini anlatırken, izleyiciye samimiyetiyle dokunuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.51 ( 4 votes)
70

Kariyerine gazeteci olarak başlayan Anastasia Mikova, Yann Arthus-Bernard (İnsan – Human) ile bir araya gelerek elli farklı ülkeden iki bin kadına ses veren Kadın belgeselini yönetti. Kadın belgeseli izleyicisine yaşadığımız toplumda kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu bütün şeffaflığıyla yapılan röportajlar aracılığıyla anlatıyor. Belgeselde yer alan kadınlar yaşamları boyunca karşılaştıkları ayrımcılıklardan, sözlü ve fiziksel şiddet hikâyelerinden, özetle kadın olmaktan bahsediyor.

Kadın belgeseli, geçtiğimiz yıl yarışma bölümünde kadın yönetmenlerin yönettiği filmlerden sadece iki tanesine yer veren Venedik Film Festivali’nin yarışma dışı seçkisinde de gösterilmişti. Filmin yönetmenlerinden Anastasia Mikova Kadın’ın, Yann Arthus-Bernard’ın İnsan isimli belgeselini çektikleri sırada dinledikleri hikâyelerin yol açtığı hislerin bir sonucu olarak, kadınların anlatmaya ve daha çok da duyulmaya ihtiyaçlarının olduğunu düşünmeleriyle ortaya çıktığını anlatıyor. #MeToo ortaya çıkışından yaklaşık iki yıl önce yapımına başlanan filmin en büyük amacı, kadınların toplum içinde güçsüz görülmesine bir son vermek. Hayatın birçok evresi arasında yumuşak geçişler yapan belgesel, bu amacı yer verdiği kadınların gerçek hikâyelere, tüm şeffaflığıyla yapılan samimi röportajlar aracılığıyla yer vererek gerçekleştirmeyi hedefliyor. Imany’nin imzasını taşıyan müziğiyle film, seyircisine günümüzde kadın olmayı ve içinde yaşadığımız dönemde, bu döneme rağmen kadın olmanın getirdiği tüm zorlukları en samimi hâliyle anlatıyor ve bizden sadece dinlememizi bekliyor. 

Kadın: Elli Farklı Ülkeden İki Bin Ses

Filmin röportajlarındaki samimiyet, yer verdiği kadınlara bir güven ortamı sağlayarak hikâyelerini ve en korkunç anılarını detaylarıyla anlatmalarını sağlıyor. Bu durum da, filmin samimiyetini ve izleyicisi ile kurduğu bağı sağlamlaştırıyor. Zaten filmin en önemli ve en güçlü yardımcısı dil, din, ırk fark etmeksizin herkesi etkisi altına almayı başaran samimiyeti ve gerçekliği. Elli farklı ülkeden, farklı kültürlerden ve geçmişten gelen iki bin kadının anlattıklarına film tarafından belirlenmiş konu başlıkları rehberlik ediyor. Konu başlıkları arası geçişler oldukça yumuşak tutuluyor ve röportajlar arasında emekçi kadınların fotoğraf karelerini andıran görüntüleri yer alıyor. Tecavüze uğramış, yüzlerine asit atılmış, kürtaj için ülke değiştirmesi gerekmiş bu kadınlar, hayatları boyunca kendilerine dayatılan toplumsal baskılar sebebiyle bastırdıkları güdülerini ve gördükleri cinsel, sözlü ya da fiziksel şiddet gibi utanç verici anılarını izleyicinin gözünün içine bakarak, onlara kaçacak, görmezden gelecek alan tanımadan ve en önemlisi kimseden korkmadan anlatıyor. Film bu tavrıyla, bizlere duymayı reddettiğimiz ya da tercih etmediğimiz sesleri duyuruyor ve ataerkil bir dünya düzeninde kadın olmanın yarattığı korkuları ve doğurduğu utanç duygusunu aktarıyor. Ancak, bunu yaparken, kadın olmanın güzelliklerinden ve bunun getirdiği güçten de bahsetmeyi ihmal etmiyor.

Kadın belgeseli oldukça samimi ve gerçek anlar sunduğu için izleyicisiyle güçlü bir bağ kuruyor ve anlatılan hikâyeler arasındaki düzen sayesinde belli bir ritim tutturuyor, ancak filmin tamamen röportajlardan oluşuyor olması, süresi açısından bir tehdit oluşturuyor. Farklı bireylere ve dolayısıyla farklı hayatlara, başka mekânlardan ya da dinamik görüntülerden beslenmeden, tıpkı İnsan belgeselinde olduğu gibi sadece röportajlar yoluyla yer verdiği için Kadın, bir noktadan sonra bir sinema filmi olarak temposunu kaybederek takip edilmesi güç bir hâl alıyor. Anlatılan hikâyeler ve hayatlar sinema perdesine taşınırken aynı bir önceki belgesel İnsan’da olduğu gibi siyah bir fonun önünde yakın planda verilen insanlar aracılığıyla anlatılıyor ve bu durum filmin samimiyetini arttırıyor ama, İnsan’ın üzerine görsel tercih anlamında bir şey koymadığı gibi izleyicinin dikkat süresini de test ediyor. Film, elli farklı ülkeden, farklı yaşta, farklı eğitim geçmişinden gelen iki bin kadına yer veriyor, ancak Türkiye’den sadece benzer yaş gruplarından iki kadına, diğerlerine oranla oldukça kısa zaman tanıyor. Bu durum, cinsiyet ayrımı konusunda gelişime ve değişime ihtiyaç duyan Türkiye’nin böyle bir yapımda sesini daha yüksek ve net bir şekilde duyamamanın eksikliğini hissettiriyor buradan bakınca.

Kadın, erkeklere karşı cinsiyetçi ya da bağnaz bir bakış açısı tutturmayan, hayata ve bu hayatta kadın olmaya dair samimi ve içten bir sohbet. Belgeselin süresi ve temposu sinema salonunda izlemek için uzun hissettirebilecek olsa da, anlatılan hikâyeler içten, samimi ve insanı, insanla, insanca anlatan türden. Film, yer verdiği güçlü kadınların yaptığı gibi, görmezden geldiğimiz her şeyi ve medeniyete dair sahip olduğumuz bütün eksiklikleri izleyicinin gözlerinin içine bakarak hatırlatıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information