Kadın karakterleri, geleneksel sinema ve televizyon dünyasında güzelliğiyle baştan çıkaran ancak zekasıyla da “erkeğin başına iş açan” femme fatale temsillerin haricinde, genellikle, anne veya kız kardeş gibi masum rollerde izlemeye ve bu temsillerin olumlanmasına alışkınız. Ancak, bu tekdüze alışkanlık, bizlere içerdikleri ilgi çekici, bir o kadar da güçlü antikahraman kadın karakterler sunan popüler dizilerin de desteği ile değişime uğramaya devam ediyor. Biz de bu noktadan hareketle kadın antikahramanların öne çıktığı 9 diziyi sizler için bir araya getirdik.

Katkıda Bulunanlar: Melis Öneren,

Zeynep Pınar Uçar, Furkan Yücel

Kadın Karakterlerin Antikahraman Olarak Öne Çıktığı 9 Dizi

UnReal

Rachel Goldberg (Shiri Appleby)

Dördüncü ve son sezonuyla geçtiğimiz aylarda final yapan UnReal, bir evlilik programının arka planında yaşananları anlatıyor, Hollywood’un ışıltılı dünyasına darbe vuruyordu. Sarah Gertrude Shapiro ve Marti Noxon’un yaratıcısı oldukları, çekimlerini Vancouver’da gerçekleştiren dizinin başrollerini ise, Everlasting’in yönetici yapımcısı Quinn King (Constance Zimmer) ve yapımcılarından Rachel Goldberg (Shiri Appleby) paylaşıyordu.

İzleyicisine Hollywood’un gerçek yüzünden kesitler sunmasıyla dikkat çeken dizi ile ilgili ilginç bir diğer nokta ise, başrollerinin, özellikle Rachel Goldberg’in aynı zamanda bağ kurulması oldukça zor olan, psikolojik problemlere sahip kişiliklere sahip olmaları. Bu kadınlar, oldukça güçlü ve kariyer sahibi olmalarına rağmen, iş ile ahlaki değerler arasında gidip gelmek zorunda kalıp, program aracılığıyla sunmaya çalıştıkları sahte ışıltıyı korumak için insanları manipüle ederken, yeri geldiğinde katil bile oluyorlar ve günün sonunda en çok da kendilerine zarar veriyorlar. Özellikle son sezonda yaşananlar doğrultusunda açıkça antikahramanlaştırılan Rachel Goldberg, yine de, sebep olduğu bütün kötü olaylara rağmen, herhangi bir erkeğe takılı kalmış veya sadece işkolik gibi kadınlara biçilen izlemeye alışık olduğumuz tekdüze kalıplardan ayrı olarak, kendi mücadelesini verdiği için sempati kazanmayı başarıyor. Zaten karakterin özünde de yatan fikir, insanlar üzerinde sahip olduğu ölçüsüz kontrolün yarattığı zehir ile mücadele eden Rachel’ın, manipüle edici kişiliği ve tartışmaya açık ahlaki güdülerini gölgede bırakarak herkesi büyüsü altında bırakan karşı konulamaz bir yapıya sahip olması.

Crazy Ex-Girlfriend

Rebecca Bunch (Rachel Bloom)

New York’ta prestijli bir hukuk bürosunda ortak statüsüne erişebilmiş başarılı avukat Rebecca Bunch (Rachel Bloom), tesadüfen bir gün çocukluk arkadaşıyla karşılaşır ve aniden her şeyi geride bırakıp West Covina’ya Kaliforniya’ya taşınmaya karar verir. Rachel Bloom ve Aline Brosh McKenna’nın yaratıcısı olduğu dizi, problemli aile geçmişinden gelen sevgi ihtiyacını sürekli olarak doldurmaya çalışan ve bu yolda diğer insanların hayatlarını büyük değişimlere uğratan Rebecca Bunch’ın, feminizm anlayışı çarpık ancak oldukça gerçek. Çünkü Rebecca Bunch, hepimiz gibi, önceden dayatılan belirlenmiş cinsiyet rollerini doğru olarak benimseyerek büyümüş, ancak, bu normların çarpık taraflarını gördükçe, kabullendiği her şeyi sorgulamaya başlamış bir karakter. Yani, doğrusunu bildiği davranışlar ile, bugüne dek doğru olarak kabullendiği “doğrular” arasında sıkışmış bir kadın. Rebecca’nın bu arada kalmışlığını en çok, cinsiyet rolleri çerçevesinde öğretilmiş hareketleri, dizi süresince zaman zaman dalga geçip eleştirirken önünde sonunda yine de uyguladığı anlarda izliyoruz.

Her ne kadar Rebecca, verdiği mantıksız ve aşırı tepkilerle çoğunlukla yanlış seçimler yapıyor olsa da, bu seçimler, bizlere bugüne dek normal olarak öğretilen ‘eski sevgili ardından akıl sağlığını yitiren kadın’ veya ‘obsesif kadın’ rollerini ekrana taşıyarak bizlere aslında nasıl göründüğünü gösteriyor ve üzerine düşünme şansı sunuyor. Dolayısıyla, müzikal türü unsurlarına yer veren hikayesiyle Rebecca Bunch, sonuç olarak, akıl sağlığının yerinde olmayışı ve yanlış seçimleri ile bağ kurması zor, ancak empatiye açık bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Sharp Objects

Camille Preaker (Amy Adams)

Yaratıcılığını Marti Noxon’un üstlendiği, Gillian Flynn’in aynı adlı romanından televizyona uyarlanan HBO’nun son bombası Sharp Objects sinematografisi ve oyuncu performanslarıyla yaz sezonuna iddialı bir giriş yaptı. Sekiz bölümden oluşan suç-gerilim dizisinin başrollerinde Amy Adams, Patricia Clarkson, Chris Messina gibi başarılı oyuncular yer alırken, yönetmen koltuğunda ise Dallas Buyers Club, Wild, Demolition gibi iyi filmlerin yanı sıra HBO’nun bir diğer ses getiren yapımı Big Little Lies’tan hatırladığımız Jean-Marc Vallée oturuyor.

Dikkat çeken bir oyuncu kadrosuna sahip Sharp Objects’in konusu ise şöyle: Geçmişinden kaynaklı psikolojik sorunlar yaşayan muhabir Camille Preaker (Amy Adams) Wind Gap isimli bir Amerikan kasabasında öldürülen iki genç kızın hikâyesi hakkında haber yapmak üzere kasabaya gönderilir. Bu kasaba sadece cinayetlerin işlendiği bir yer değil, aynı zamanda Camille’in doğup büyüdüğü memleketidir. Uzun zamandır görmediği annesi (Patricia Clarkson) ve üvey kız kardeşi (Eliza Scanlen) ile bir araya gelen Camille’in cinayetleri çözmek için kendi geçmişinden yararlanmasının ardından işler iyice sarpa sarar. Bir yandan geçmişinin travmalarıyla yüzleşirken öte yandan cinayetleri çözmeye çalışır. Camille kaybeden profili çizerken aynı zamanda cinayetlerin perde arkasını çözmeye çalışır. Herhangi bir ahlak dersi vermeden vicdanının sesiyle hareket eder, kendi defolarıyla yüzleşmek zorunda kalır.

Yayınlandığı ilk günden bugüne oldukça olumlu eleştiriler alan Sharp Objects şimdiden adını HBO’nun öne çıkan dizileri arasına yazmayı başardı gibi gözüküyor.

Babylon Berlin

Charlotte Ritter (Liv Lisa Fries)

1929 yılının Almanyası’nın Weimar döneminde bir fotoğraf üzerinden büyük bir skandalın perde arkasını çözmeye çalışan dönemin Ahlak biriminin komiseri Gereon ve yardımcısı Charlotte, kendilerini ordunun işin içine karıştığı başka bir olayın içerisinde bulurlar. Hitler öncesi dönemin zeminine ışık tutan siyasi polisiye dizisi, Almanya’nın bu önemli şehrinin arka sokaklarındaki sır dolu hayatlar ile dönemin buhranını gevelemeden ekrana direkt olarak yansıtır.

Charlotte (Liv Lisa Fries) fakir bir hayat sürerken komiser Gereon’un peşine takılarak skandalı çözmesine yardımcı olur. Ailesiyle birlikte fakir bir yaşam süren genç kadın, ek gelir için Berlin’in meşhur bir gece kulübünde para karşılığında erkeklerle birlikte olur. Charlotte, yaşamını sürdürmek ve ailesini geçindirmek için “ahlaki değerleri” bir tarafa kaldırırken bir yandan da kulüpteki çevresini iyi bir şeyler yapmak için kullanır. Komiser Gereon’a hem cinayeti çözmeye hem de skandalın perde arkasında kimlerin olduğunu bulmaya yardımcı olurken tüm zekasını ortaya koyar. Devrin kadın çalışanlarına olan ön yargılarını yıkar ve hayallerine kavuşur.

House of Cards

Claire Underwood (Robin Wright)

Robin Wright’ın canlandırdığı Claire Underwood için ne desek az kalır. İhtiraslı, başarılı, çekici, tuttuğunu koparan… Claire istediğine ulaşmak isterse ulaşır. Sevdiklerinden -ki var mı diziyi izlerken çok emin olamıyoruz- vazgeçebilir, onların üzülmesine, ölmesine göz yumabilir. Hedefi doğrultusunda ilerlemeye ant içmiştir. Ve hedefe giden her yol mübahtır. Dizinin bir diğer antikahramanı olan Frank Underwood’a hayat veren Kevin Spacey’nin yaşadığı taciz skandalından sonra dizinin yeni sezonunda tek başına göreceğimiz Robin Wright, Claire karakteriyle yine başımızı döndüreceğe benziyor.

Ozark

Wendy Byrde (Laura Linney)

Yaratıcılığını Bill Dubuque ve Mark Williams’ın üstlendiği Netflix Orijinali Ozark, Martin Bryde (Jason Bateman) isimli bir finans danışmanının ailesini de içine soktuğu suç girdabının hikâyesini anlatıyor. Martin ve Wendy (Laura Linney)’nin iki çocukları vardır. Martin, Meksikalı karteli Ozark’a gidip oradaki işletmeler üzerinden istediği miktardaki yüklü parayı aklayabileceğine ikna ettikten sonra ailesiyle birlikte bir anda Ozark’a yerleşir. Tüm aile olarak yeni yere uyum sağlamakta zorluk çekerlerken, Martin ve Wendy birlikte işe koyulurlar. Kangren olan ilişkilerini suç ortağı olarak ayakta tutmaya çalışırlar.

Wendy, kocasının düştüğü duruma kızsa da kısa sürede olaylara uyum sağlayarak Martin’in iş partneri olarak ön plana çıkar. Martin’in verdiği kararların ahlaki boyutlarını tartışırken konu kendi ailesi olunca aynı Martin’in yolundan gider. Hayatta kalma savaşının tam ortasında aklı sayesinde hem kocasına yardım eder hem de ailesinin kurtulmasında büyük rol oynar. Kocasını aldatmış olan Wendy, sergilediği duruş ile evliliğini de kurtarır. Netflix Orijinali dizinin 31 Ağustos’ta yayınlanacak ikinci sezonunda ise Wendy’i daha da ön planda göreceğiz gibi duruyor.

Homeland

Carrie Mathison (Claire Danes)

Homeland, terörle mücadele temalı dizilerin başında yer alan 24 adlı diziden sonra gelmiş en iyi yapımlardan bir tanesi diyebiliriz. 2001 yılında başlayan dizi geçtiğimiz mayıs ayında 7. sezonunu noktaladı. Günümüz küresel politikalardan Amerikan şovenizmine kadar uzanan ve gerçek olaylardan esinlenen sürükleyici bir konusu olmasına karşın dizinin belki de en öne çıkan detayı, Claire Danes’in canlandırdığı dizinin baş karakteri Carrie Mathison diyebiliriz. İlk sezonlarda esir düştüğü ülkeden kahraman olarak geri dönen Broody’nin bir terörist olduğuna inanan Carrie, Broody ile yer yer kedi-fare oyunu oynamış, yer yer görevini kenarıya bırakarak duygusal olarak yakınlaşmıştı. İnandıkları ve içgüdüleri uğruna hiçbir kural tanımayan Carrie, ilk sezonlarda psikolojik olarak çöküntüde olduğu gerekçesiyle bağlı olduğu teşkilat tarafından dışlanmış, Broody’nin masum olduğunu düşündüğü zamanlarda yine tüm kuralları hiçe sayarak onunla yakınlaşmıştı. Carrie, her ne kadar ülkesini ve ülkesinin menfaatlerini gözeten bir ajan olsa da verdiği hatalı kararlar ve asi kişiliği ile tam bir anti-kahraman!

Top of the Lake

Robin Griffin (Elisabeth Moss)

The Piano, The Portrait of a Lady ve Bright Star gibi başarılı filmlere imza atan Jane Campion, 2013 yılında Top of the Lake dizisiyle televizyon dünyasına geçiş yaptı. Başrolünde Elisabeth Moss’un yer aldığı Top of the Lake; Robin Griffin adındaki bir dedektifin ortadan kaybolan 12 yaşındaki bir kızı arayışını konu alır. Sırra kadem basan kızı arayan Griffin, bunun sıradan bir kayıp olmadığını anlar ve kendisini içinden çıkılması zor bir çatışmanın içinde bulur. Cinayet, istismar, kadına şiddet ve uyuşturucuyla örülü olaylar içerisinde Robin Griffin, bir yandan kaybolan kızı bulmak adına kasabanın karanlık sırlarına karşı göğüs gerer bir yandan da bunu yapabilmek adına etik sınırları bir hayli zorlar. The Handmaid’s Tale’deki performansıyla hayran bırakan Elisabeth Moss, Top of the Lake’teki karakteri Robin Griffin ile büyülemeye devam ediyor.

True Detective

Ani Bezzerides (Rachel McAdams)

Matthew McConaughey ve Woody Harrelson’lı ilk sezonuyla geniş hayran kitlesi yakalayan True Detective dizisinin ikinci sezonu, ilk sezonu kadar genel bir beğeni toplayamamasına rağmen çoğu kişinin beğenisini de kazanmıştı. Dizinin ikinci sezonunda Collin Farrel, Vince Vaughn, Rachel McAdams ve Taylor Kitsch gibi isimleri başrolde, ilk sezonundan biraz daha karmaşık bir olay örgüsünün içerisinde izlemiştik. Baş karakterlerin çoğunun dedektif olmasına karşın dizinin ikinci sezonu tam bir antikahramanlar geçidi gibiydi. Bunlardan bir tanesi de Rachel McAdams’ın harika performansıyla ekranda hayat bulan Ani Bezzerides’ti. Suç Araştırma Departmanı’nda şerif olan Ani Bezzerides, geçmişin harabeleri içerisinde kendisine yaşam kuramayan karakterlerden biri. Annesi babasını terk etmiş; babası ise kendisini mistisizmin kucağına bırakmış. Ani’nin özel hayatının da pek iyi gitmediğini görüyoruz; bir kez evlenmiş ve boşanmış, birkaç tane de ilerlemeyen ilişkisi olmuş. Dizi boyunca Ani, bir yandan içinde bulundukları karmaşık olay örgüsünü aydınlatmaya çalışırken bir yandan da kendi geçmişinin gölgesinden sıyrılmaya çalışır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi