İngiliz gizli servisinin sistemine izinsiz giriş yapılarak ajanların kimlikleri ortaya çıkarılıyor. Hâl böyle olunca tek çare, eski bir ajana, en baş belası olanına, Johnny English'e (Rowan Atkinson) ulaşmak oluyor. Johnny English Tekrar İş Başında, ana karakteri modern dünyanın sorunlarıyla en eski taktikleri kullanarak savaşmaya çalışırken tezatlıkları ve sakarlıklarıyla güldüren ancak bütün yöntemleriyle demode kalan bir aksiyon komedi filmi. İngiltere’nin en Müfettiş Clouseau ruhlu James Bond’u Johnny English, Rowan Atkinson'ın (Mr.Bean) beden yaşının ötesindeki oldukça başarılı oyunculuğuyla bir kez daha suç ile savaşmak için dönüyor. Senaryosunu Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?'in yazarlarından William Davies'in kaleme aldığı filmde, cep telefonu kullanmaya bile inanmayan ve bu işi ‘eski usül’ yöntemlerle çözme konusunda kararlı olan eski MI7 ajanı English, yeni mesleği olan öğretmenliğe ara verip teknoloji dahisi bir siber suçlu olan Jason (Kevin Eldon) ile mücadele ediyor. Serinin üçüncü filmi olma özelliği taşıyan Johnny English Tekrar İş Başında’nın yönetmen koltuğunda David Kerr oturuyor. Johnny English Tekrar İş Başında: Orta Çağ Milenyum Çağına Karşı 63 yaşındaki Rowan Atkinson, klasik Aston Martini’si, karışık kasetleri, eski usül araçları ve başarılı performansı ile Mr.Bean karakteriyle gönüllerini kazandığı sevenlerine yeteneklerini bir kez daha hatırlatıyor. Öğrencilerini birer gizli ajan gibi yetiştiren Johnny English, James Bond kadar profesyonel bir ajan olamamasına karşın, şapşallıkları ve yeri geldiğinde kendisini dans pistine atarak çılgınca dans edişi ile eğlenceli dakikalar sunuyor. O, MI7’nin en başarılısı olmasa da, bütün sakarlıklarına rağmen görevini yerine getirebilen bir ajan. Bir anlamda insanlığın gelişen teknoloji ile mücadelesini anlatan film, komedi duygusunu bütün sakarlıklara ek olarak, Johnny English’in demode yöntemlerini içine düştüğü modern dünya düzenine ve teknolojisine uydurma çabası ile yakalıyor ve aksiyon türünün ağırlığını mizah ile dengeliyor. Üstelik bunu yaparken English’in beyin uçuran jelibonları, mıknatıslı botları gibi klişeleşmiş demode teknikleri ile dalga geçmeyi de ihmal etmiyor. Görsel gerçeklik teknolojisi ile imtihanını Londra’yı alt üst ederek veren Atkinson’ın başarılı oyunculuğuna, bir de toniksiz ve buzsuz votka toniği ile Emma Thompson eklenince, siber suçlularla savaşmak eğlenceli bir hâl alıyor. Jake Lacy'yi (Carol, The Office) Silikon Vadisi’nden gelen şeytani dahi Jason rolüne hayat verirken izlediğimiz filmin kadrosunda gerçek James Bond’a yapılan küçük bir göndermeyi andıran bir şekilde Rus ajan Ophelia karakteriyle, başarılı oyuncu Olga Kurylenko (Quantum of Solace) da yer alıyor. Uydurma içki siparişi London Lemming ile bir kez daha güldüren English, elbetteki Ophelia’nın cazibesine karşı koyamıyor. Film genel anlamda, başta sıkça Müfettiş Clouseau’yu andıran, garson kostümü içerisinde abartılı sakarlığıyla çıkardığı yangın gibi fazla büyük hareketleriyle Atkinson olmak üzere bünyesinde bulundurduğu yeteneklerin başarısını, canlandırdıkları karakterlerle sahip oldukları potansiyele ulaştıramadan gölgede bırakıyor. Olga Kurylenko’yu en az dalga geçtiği kadar demode bir şekilde, baştan çıkarıcı ‘femme fatale’ çerçevesinden gösterip hikâye içerisinde var oluşuna çok da önemli bir anlam katmayışı ise, bu durumun tekrarlandığı örnekler arasında yer alıyor. Jeremy Bough (Ben Miller) deniz kuvvetleri ajanı eşinden bahsettiğinde kahkahalara katılacak kadar eski kafalı English’in sakarlıkları her ne kadar filmin komedi duygusu için önemli bir yere sahip olsa da, bir noktadan sonra yeteneksizliğe doğru ilerliyor ve bu durumun tahmin edilebilir bir hâl alan film tarafından fazlaca kullanıldığını düşündürüyor. Aksiyon türünü komedi ile birleştirmeyi hedefleyen filmde, English’in abartılı sakarlıkları çıkarıldığında komedi…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Johnny English Tekrar İş Başında, modern dünyanın sorunlarıyla en eski taktikleri kullanarak savaşmaya çalışırken tezatlıkları ve sakarlıklarıyla güldüren ancak bütün yöntemleriyle demode kalan bir aksiyon komedi filmi.

Kullanıcı Puanları: 3.45 ( 1 votes)
45

İngiliz gizli servisinin sistemine izinsiz giriş yapılarak ajanların kimlikleri ortaya çıkarılıyor. Hâl böyle olunca tek çare, eski bir ajana, en baş belası olanına, Johnny English’e (Rowan Atkinson) ulaşmak oluyor. Johnny English Tekrar İş Başında, ana karakteri modern dünyanın sorunlarıyla en eski taktikleri kullanarak savaşmaya çalışırken tezatlıkları ve sakarlıklarıyla güldüren ancak bütün yöntemleriyle demode kalan bir aksiyon komedi filmi.

İngiltere’nin en Müfettiş Clouseau ruhlu James Bond’u Johnny English, Rowan Atkinson’ın (Mr.Bean) beden yaşının ötesindeki oldukça başarılı oyunculuğuyla bir kez daha suç ile savaşmak için dönüyor. Senaryosunu Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?’in yazarlarından William Davies’in kaleme aldığı filmde, cep telefonu kullanmaya bile inanmayan ve bu işi ‘eski usül’ yöntemlerle çözme konusunda kararlı olan eski MI7 ajanı English, yeni mesleği olan öğretmenliğe ara verip teknoloji dahisi bir siber suçlu olan Jason (Kevin Eldon) ile mücadele ediyor. Serinin üçüncü filmi olma özelliği taşıyan Johnny English Tekrar İş Başında’nın yönetmen koltuğunda David Kerr oturuyor.

Johnny English Tekrar İş Başında: Orta Çağ Milenyum Çağına Karşı

63 yaşındaki Rowan Atkinson, klasik Aston Martini’si, karışık kasetleri, eski usül araçları ve başarılı performansı ile Mr.Bean karakteriyle gönüllerini kazandığı sevenlerine yeteneklerini bir kez daha hatırlatıyor. Öğrencilerini birer gizli ajan gibi yetiştiren Johnny English, James Bond kadar profesyonel bir ajan olamamasına karşın, şapşallıkları ve yeri geldiğinde kendisini dans pistine atarak çılgınca dans edişi ile eğlenceli dakikalar sunuyor. O, MI7’nin en başarılısı olmasa da, bütün sakarlıklarına rağmen görevini yerine getirebilen bir ajan. Bir anlamda insanlığın gelişen teknoloji ile mücadelesini anlatan film, komedi duygusunu bütün sakarlıklara ek olarak, Johnny English’in demode yöntemlerini içine düştüğü modern dünya düzenine ve teknolojisine uydurma çabası ile yakalıyor ve aksiyon türünün ağırlığını mizah ile dengeliyor. Üstelik bunu yaparken English’in beyin uçuran jelibonları, mıknatıslı botları gibi klişeleşmiş demode teknikleri ile dalga geçmeyi de ihmal etmiyor. Görsel gerçeklik teknolojisi ile imtihanını Londra’yı alt üst ederek veren Atkinson’ın başarılı oyunculuğuna, bir de toniksiz ve buzsuz votka toniği ile Emma Thompson eklenince, siber suçlularla savaşmak eğlenceli bir hâl alıyor. Jake Lacy’yi (Carol, The Office) Silikon Vadisi’nden gelen şeytani dahi Jason rolüne hayat verirken izlediğimiz filmin kadrosunda gerçek James Bond’a yapılan küçük bir göndermeyi andıran bir şekilde Rus ajan Ophelia karakteriyle, başarılı oyuncu Olga Kurylenko (Quantum of Solace) da yer alıyor. Uydurma içki siparişi London Lemming ile bir kez daha güldüren English, elbetteki Ophelia’nın cazibesine karşı koyamıyor.

Film genel anlamda, başta sıkça Müfettiş Clouseau’yu andıran, garson kostümü içerisinde abartılı sakarlığıyla çıkardığı yangın gibi fazla büyük hareketleriyle Atkinson olmak üzere bünyesinde bulundurduğu yeteneklerin başarısını, canlandırdıkları karakterlerle sahip oldukları potansiyele ulaştıramadan gölgede bırakıyor. Olga Kurylenko’yu en az dalga geçtiği kadar demode bir şekilde, baştan çıkarıcı ‘femme fatale’ çerçevesinden gösterip hikâye içerisinde var oluşuna çok da önemli bir anlam katmayışı ise, bu durumun tekrarlandığı örnekler arasında yer alıyor. Jeremy Bough (Ben Miller) deniz kuvvetleri ajanı eşinden bahsettiğinde kahkahalara katılacak kadar eski kafalı English’in sakarlıkları her ne kadar filmin komedi duygusu için önemli bir yere sahip olsa da, bir noktadan sonra yeteneksizliğe doğru ilerliyor ve bu durumun tahmin edilebilir bir hâl alan film tarafından fazlaca kullanıldığını düşündürüyor. Aksiyon türünü komedi ile birleştirmeyi hedefleyen filmde, English’in abartılı sakarlıkları çıkarıldığında komedi yönü gelişmiş anlar da yok oluyor, yapılan şakalar ve ilerleyişi kolayca çözülebilecek hikâye kuru ve derinlikten yoksun kalıyor. Zaten film boyunca, yaşanan G12 zirvesi hariç, aksiyon ve gerilime dair pek de fazla bir ana rastlamıyoruz. Tahmin edilmesi basit olay akışı yüzünden sarsılan denklemine bir de Elon Musk ve Mark Zuckerberg gibi isimleri andıran oldukça zeki, bir o kadar da kötü olmayan suçlusu Jason eklenince dünyanın yok olma tehlikesi bizleri olabilecek en az derecede telaşlandırıyor ve aksiyon seviyesi yetersiz, hafif bir casusluk hikâyesi olarak karşımıza çıkıyor. Böylece, ortada Bond serisinin şık havası ve nefes kesen aksiyon dolu dövüş sahnelerinin benzerlerine sahip olmayan filmde, sıradan yöntemlerle oluşturulan orta seviye komedi anları haricinde sıra dışı herhangi bir özellik kalmıyor.

Serinin geri dönüşü niteliğini taşıyan film, izleyicisine keyifli anlar yaşatmayı başarsa da bu sıfatın gerekliliklerini karşılayamıyor. Austin Powers ve Melissa McCarthy’nin Spy isimli filmi gibi yapımları hatırlatsa da Johnny English, tahmin edilebilir hikâye yapısı ve klişe teknikleri ile benzerleriyle yarışamıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi