Aksiyon sinemasının en parlak günlerini yaşamadığı aşikâr. Mad Max: Fury Road gibi hem biçimsel hem de tematik anlamda istisnai bir noktada duran bir filmi dışarıda bırakırsak; çizgiroman uyarlamalarının domine ettiği ve özellikle Marvel Sinematik Evreni'nin kendi kurallarını dayattığı türün son büyük başyapıtının geçtiğimiz yüzyılda çekilen The Matrix olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla "aksiyon türü = çizgiroman uyarlamaları" gibi bir algı oluşmuş durumda özellikle orta seviye sinema izleyicileri nezdinde. Böyle bir ortamda, ilk filmi 2014 yılında gösterime giren John Wick serisinin başarısı elbette ki tesadüf değil. Tam da bu yüzden son filmi -tam adıyla- John Wick: Chapter 3 - Parabellum'a geçmeden önce, serinin geneline ve başardıklarına bakmakta fayda var. Hollywood'da uzunca bir süredir, 2000'li yılların başından itibaren, plan süreleri kısalmakta. Anlatı sinemasının genel "kural"larının ortaya çıkmaya başladığı 1930'lu yıllarda ortalama plan süresi, yaklaşık 12 saniye iken, günümüzde 2 saniye civarına düşmüş durumda. Bu durum da filmlerdeki aksiyon hissini elbet artırıyor, ama kolaycı bir yöntemle. John Wick'in 2000'ler aksiyon sinemasında istisnai bir noktada durmasının temel nedenlerinden biri, -yaptığım araştırmada kesin bir rakama ulaşamamış olsam da- plan sürelerinin görece uzun olması. Yani John Wick serisinin neredeyse hiç durmayacakmış gibi hissettiren aksiyonunun kökeni, kısa planlar içermesinde değil, planların içinin ne şekilde doldurulduğundadır. Güçlü dövüş ve aksiyon koreografileri içeren planlar ve sekanslar, iyi bir zanaatkârlığın birincil kanıtı olarak dikkat çekerken John Wick serisinin yoğun bir sinema duygusu taşımasının en önemli nedeni belki de. Serinin bu türden bir his taşımasında da aslan payının Chad Stahelski'de olduğunu söyleyebiliriz. John Carpenter imzalı Los Angeles'tan Kaçış - Escape from L.A. ve Jean-Pierre Jeunet'nin yönettiği Yaratık: Diriliş - Alien: Resurrection gibi önemli 90'lar aksiyonlarında dublör olarak çalışmış, ilk The Matrix filminde efsanevi Neo karakterine hayat veren Keanu Reeves'in dublörlüğünü yaptıktan sonra, serinin devamında bu alanda koordinatörlük yapan Stahelski, John Wick'e o eski usul aksiyon duygusunu yedirmeyi başarıyor. Öte yandan, John Wick serisinin günümüz sinema tüketim alışkanlıklarına da oldukça yakın duran bir yanı var. Serinin filmlerinde, güçlü bir dramatizyona, derinlikli karakterlere ya da metne rastlamak mümkün değil. Kaldı ki ne yönetmen Stahelski'nin ne de serinin yaratıcısı ve senaristi Derek Kolstad'ın böyle bir gayesi var. Ekibin tek yaptığı, akılda kalıcı karakterlerin yer aldığı, iyi aksiyon sahneleriyle dolu, iyi çekilmiş filmler yapmak gibi gözüküyor ve bunu başarıyorlar. Akılda kalıcılık konusuna ayrı bir parantez açmakta fayda var. Zira filmde duygusal anlamda ilişki kurulabilecek bir karakter ya da olay örgüsü olmadığından, tüm kişiler ya da mekânlar çok belirgin, karakteristik özelliklerle donatılmış durumda. Baş karakter Wick, eşiyle huzurlu bir hayat yaşamak adına, mensubu olduğu mafyadan ayrılmışken, yolu yeniden mafyayla kesişiyor. Mafya elemanları, ölüm döşeğindeki eşinin Wick'e yadigar bıraktığı köpeği öldürüyorlar ve amansız intikam hikâyesi başlıyor. Tüm olayların çıkış noktasının köpek olması hem diyaloglarla hem de serinin diğer filmlerinde başka köpeklerle seyirciye tekrar tekrar hatırlatılıyor. Böylece Wick'in serinin ilk 20 dakikasında aktarılan kişisel hikâyesi devamında buhar olup uçarken, köpek(ler) bu maceranın lokomotifi olarak anlatıyı peşinde sürüklüyor. Seride seyircinin olan bitenle ve karakterle ilişkisi sürekli fiziksel ve somut kavramlar üzerinden kuruluyor. Kaybıyla hikâyeyi başlatan köpeğin yanına, detaylı bir şekilde tasarlanmış bir otel, vücudu dövmelerle kaplı ve ağır aksanlı kişiler, aksiyonun…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

John Wick 3: Parabellum, serinin önceki ayaklarından hoşlananların yine çok hoşlanacağı, mesafeli duranların yine bu konumlarını koruyacakları bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 3.49 ( 11 votes)
55

Aksiyon sinemasının en parlak günlerini yaşamadığı aşikâr. Mad Max: Fury Road gibi hem biçimsel hem de tematik anlamda istisnai bir noktada duran bir filmi dışarıda bırakırsak; çizgiroman uyarlamalarının domine ettiği ve özellikle Marvel Sinematik Evreni’nin kendi kurallarını dayattığı türün son büyük başyapıtının geçtiğimiz yüzyılda çekilen The Matrix olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla “aksiyon türü = çizgiroman uyarlamaları” gibi bir algı oluşmuş durumda özellikle orta seviye sinema izleyicileri nezdinde. Böyle bir ortamda, ilk filmi 2014 yılında gösterime giren John Wick serisinin başarısı elbette ki tesadüf değil. Tam da bu yüzden son filmi -tam adıyla- John Wick: Chapter 3 – Parabellum’a geçmeden önce, serinin geneline ve başardıklarına bakmakta fayda var.

Hollywood’da uzunca bir süredir, 2000’li yılların başından itibaren, plan süreleri kısalmakta. Anlatı sinemasının genel “kural”larının ortaya çıkmaya başladığı 1930’lu yıllarda ortalama plan süresi, yaklaşık 12 saniye iken, günümüzde 2 saniye civarına düşmüş durumda. Bu durum da filmlerdeki aksiyon hissini elbet artırıyor, ama kolaycı bir yöntemle. John Wick’in 2000’ler aksiyon sinemasında istisnai bir noktada durmasının temel nedenlerinden biri, -yaptığım araştırmada kesin bir rakama ulaşamamış olsam da- plan sürelerinin görece uzun olması. Yani John Wick serisinin neredeyse hiç durmayacakmış gibi hissettiren aksiyonunun kökeni, kısa planlar içermesinde değil, planların içinin ne şekilde doldurulduğundadır. Güçlü dövüş ve aksiyon koreografileri içeren planlar ve sekanslar, iyi bir zanaatkârlığın birincil kanıtı olarak dikkat çekerken John Wick serisinin yoğun bir sinema duygusu taşımasının en önemli nedeni belki de. Serinin bu türden bir his taşımasında da aslan payının Chad Stahelski’de olduğunu söyleyebiliriz. John Carpenter imzalı Los Angeles’tan Kaçış – Escape from L.A. ve Jean-Pierre Jeunet’nin yönettiği Yaratık: Diriliş – Alien: Resurrection gibi önemli 90’lar aksiyonlarında dublör olarak çalışmış, ilk The Matrix filminde efsanevi Neo karakterine hayat veren Keanu Reeves‘in dublörlüğünü yaptıktan sonra, serinin devamında bu alanda koordinatörlük yapan Stahelski, John Wick’e o eski usul aksiyon duygusunu yedirmeyi başarıyor.

Öte yandan, John Wick serisinin günümüz sinema tüketim alışkanlıklarına da oldukça yakın duran bir yanı var. Serinin filmlerinde, güçlü bir dramatizyona, derinlikli karakterlere ya da metne rastlamak mümkün değil. Kaldı ki ne yönetmen Stahelski’nin ne de serinin yaratıcısı ve senaristi Derek Kolstad’ın böyle bir gayesi var. Ekibin tek yaptığı, akılda kalıcı karakterlerin yer aldığı, iyi aksiyon sahneleriyle dolu, iyi çekilmiş filmler yapmak gibi gözüküyor ve bunu başarıyorlar. Akılda kalıcılık konusuna ayrı bir parantez açmakta fayda var. Zira filmde duygusal anlamda ilişki kurulabilecek bir karakter ya da olay örgüsü olmadığından, tüm kişiler ya da mekânlar çok belirgin, karakteristik özelliklerle donatılmış durumda. Baş karakter Wick, eşiyle huzurlu bir hayat yaşamak adına, mensubu olduğu mafyadan ayrılmışken, yolu yeniden mafyayla kesişiyor. Mafya elemanları, ölüm döşeğindeki eşinin Wick’e yadigar bıraktığı köpeği öldürüyorlar ve amansız intikam hikâyesi başlıyor. Tüm olayların çıkış noktasının köpek olması hem diyaloglarla hem de serinin diğer filmlerinde başka köpeklerle seyirciye tekrar tekrar hatırlatılıyor. Böylece Wick’in serinin ilk 20 dakikasında aktarılan kişisel hikâyesi devamında buhar olup uçarken, köpek(ler) bu maceranın lokomotifi olarak anlatıyı peşinde sürüklüyor. Seride seyircinin olan bitenle ve karakterle ilişkisi sürekli fiziksel ve somut kavramlar üzerinden kuruluyor. Kaybıyla hikâyeyi başlatan köpeğin yanına, detaylı bir şekilde tasarlanmış bir otel, vücudu dövmelerle kaplı ve ağır aksanlı kişiler, aksiyonun tavan yaptığı anlarda dahi siyah takım elbisesinden vazgeçmeyen bir kahraman kalıyor. Yani seyirci hissettikleri değil, bildikleri üzerinden kuruyor John Wick’le ilişkisini. Maceranın devamında neler yaşayacağına dair merak duygusu, ana karakterin duygusal dönüşümüyle değil, hikâyenin nereye varacağına, hatta Wick’in kaç kişi öldüreceğine dair öğrenme arzusu üzerinden gelişiyor. Bu da ister istemez, karakterlerin fiziksel özellikleriyle, macera içinde attıkları adımlarla hatırlandığı çizgiroman uyarlamalarını, 22 filmde ilk kez yoğun bir duygusal atmosfer yaratan Marvel filmlerini akla getiriyor. Hâl böyleyken John Wick evreni -andırdığı- çizgromanlarla ve bir televizyon dizisiyle gelişmeye devam ederken, yapımcılar da çağımızın sinema izleme pratiklerinden faydalanmayı sürdürüyorlar. İlk filmi 20 milyon dolar gibi Hollywood standartlarında mütevazi bir bütçeyle kotarılmış John Wick’in bugün geldiği nokta, bu serinin ne denli özenle yaratılmış bir seri olduğunu kanıtlar nitelikte. Yani toparlayarak söyleyecek olursak John Wick, aksiyon sinemasının en kalifiye örneklerinin çıktığı döneme referansla hayata geçirilmiş ama çağımızın tüketim pratiklerinin de farkında olan, gücünü bu ikisi arasında kurduğu denge ile yakalamış bir seri.

John Wick 3: Parabellum: Wick, Bildiği Sularda

Bu yazının, sadece John Wick 3: Parabellum yerine, serinin genelinden uzun uzun bahsediyor oluşu, filmin, John Wick evreninden hiçbir noktada ayrılmıyor oluşundan ileri geliyor. Karşımızdaki, serinin önceki ayaklarından hoşlananların yine çok hoşlanacağı, mesafeli duranların yine bu konumlarını koruyacakları bir yapım zira. İkinci filmde yaşananların ardından John Wick’in başına koyulan ödülle, şehrin orta yerinde at sırtında gitmesiyle ve ilk ölümlerinden birini klasik bir altı patlarla gerçekleştirmesiyle western’e yakın duracak şekilde başlayan film, devam ettikçe bu noktadan uzaklaşıp bildiği sulara dönüyor. Yine köpekler, yine abartılı şekilde tasarlanmış mekânlar, yoğun aksanlar, ilginç objelerle gerçekleştirilen öldürmeler, durmaksızın patlayan silahlar ve takım elbisesiyle kötülere haddini bildiren bir ana kahraman ve yine duygusal anlamda bir etki yaratamayan bir anlatı… John Wick 3: Parabellum, serinin önceki filmlerinden farklı bir yola girmiyor olmaması, risk almaması sebebiyle bir miktar kolaycı olmakla itham edilebilir. Ama hâlâ yapmak istediklerini her anında yapabilmesiyle iyi bir seyirlik aynı zamanda. Çünkü John Wick serisinin sunduğu yapı hâlâ tazeliğini bir şekilde koruyor.

Kaynakça:

https://www.birgun.net/haber-detay/yeni-bir-kurgu-anlayisina-dogru-157302

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi