Babaları gizemli bir şekilde öldürülen üç kardeşin, anneleri ile dedelerinden kalma Anahtar Ev’e yerleşmesiyle yaşananları konu alan Locke & Key’e kaynaklık eden çizgiromanın yaratıcılarından Joe Hill, Netflix’in beğenilen dizisine dair soruları yanıtladı.

Locke & Key için nereden ilham aldınız?

Joe Hill: Başarısız bir romancıydım. Üç veya dört kitap yazdım ama bunlar satmadı. Bu kitaplar Amerika’da satılmadı, sonra Londra’da da satılmayınca cesaretim iyice kırıldı. Kitaplarımın Kanada’da satılmaması iyice dibe vurduğumun kanıtıydı. Ben bunları yaşarken, kısa öykülerimden bazılarını okumuş olan bir yetenek avcısı, çizgiroman yazmayı denemek isteyip istemeyeceğimi sordu ve Spider-Man’in bir sayısını yazmamı teklif etti.

Çizgiroman okuyarak büyümüştüm. Devamlı okurdum; Neil Gaiman ve Alan Moore’un çizgiromanları, özellikle Swamp Thing ve Sandman gibi tuhaf korku öyküleri, bana büyürken gerçekten ilham vermiştir. Bu yüzden bu fırsatı değerlendirmek istedim. 11 sayfalık Spider-Man öyküsünü yazdım ve ardından daha fazla yazma isteği duydum. Birkaç farklı girişimim oldu. Büyülü anahtarlarla dolu, canlı denebilecek bir eve dair bir korku hikâyesi fikrim vardı.

Her bir anahtar farklı bir kapıyı açacak ve doğaüstü bir gücü harekete geçirecekti. Marvel ilgilenmedi, ama ben bu fikirden vazgeçmedim. Sürekli bunu düşünüyordum. O zamanlar çiçeği burnunda bir babaydım. Gece 11’de arabaya binip yarı uyur ve sersem bir hâlde bebek bezi almaya giderdim. Ve aklıma yeni bir anahtar fikri gelirdi. Veya yeni bir karakter fikri. Bu fikir, tepeden aşağı yuvarlanan bir kar topu gibi giderek büyümeye başladı. Sonunda kısa öykülerden oluşan bir kitabımı sattım. IBW Publishing adlı bir şirket benimle temasa geçerek kısa öykülerimden bazılarını çizgiroman olarak uyarlamamı teklif etti. Ben de şöyle dedim: “Durun, durun elimde daha da iyi bir şey var.” Onlara Locke & Key’yi gönderdim ve her şey böyle başladı.

Çizgiromanın hayata geçirilmesinde sizi en çok ne heyecanlandırdı?

Joe Hill: Locke & Key serisinin tamamında ortağım Gabriel Rodríguez ile birlikte çalışmak çok keyifliydi. O, çizgiroman dünyasının en parlak sanatçılarından biridir. Onun vizyonu sayesinde karakterler, ev ve anahtarlar son derece özgün, canlı, etkileyici, şaşırtıcı ve ilham verici bir biçimde şekillendi. Gabe’in hayal ettiği dünyanın zenginliği, hikâyenin her bir sayfası için bana esin kaynağı oldu. Dolayısıyla, bu çizimlerden bazılarının dizide hayata geçirildiğini görmek inanılmaz derecede heyecan verici. Locke & Key dizisinin ardındaki ekibin bu çizimleri olabilecek en tatminkâr ve en heyecan verici biçimde hayata geçirdiğini düşünüyorum. İster Kafa Anahtarı ister Hayalet Anahtarı veya Kibrit Anahtarı olsun, bu anahtarları kullanılırken görmek her seferinde müthiş bir heyecan veriyor.

Gabriel Rodríguez ile aranızdaki ilişkiden biraz daha bahsedebilir misiniz?

Joe Hill: Gabriel Rodríguez en yakın arkadaşlarımdan biridir. İnsanlar genellikle çizgiromanların nasıl yaratıldığını anlamıyor. Yazarın öyküyü yazdığını, çizerin ise birkaç hoş resim çizdiğini zannediyorlar. İşin aslı kesinlikle böyle değil. Bu benim öyküm değil, bizim öykümüz. Gabriel’in çizimleri sayesinde karakterlerle ilgili pek çok şey öğrendim; öyküyü ve olay örgüsünün tüm ayrıntılarını birlikte geliştirdik. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız için yıllardır evli bir çift gibi olduk. Birbirimizin cümlelerini tamamlıyoruz. Birkaç yıl önce evlendim ve alyansımı Gabriel tasarladı. Bu benim için çok önemli olduğundan, hayatımdaki bu önemli birlikteliği temsil edecek olan yüzüğü, güzellikten anlayan birinin yaratmasını istedim. Ve bu kişi Gabe olmalıydı. Biz bir bakıma aynı beynin iki yarısı gibiyiz.

Çizgiromandaki hangi unsurun dizide mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini düşündünüz?

Joe Hill: Bence her bir karakterin kendine özgü bir ruhu olması, dizinin en önemli özelliği. Hikâye, karakterlerin eşsiz özellikleriyle hayat buluyor. Korku ve karanlık fantezi tamamen yanlış anlaşılan türler. Birçok kişi, korku veya karanlık fantezinin insanı yerinden zıplatan sahneler ve kameraya sıçrayan kanlardan ibaret olduğunu düşünüyor. Kanlı sahnelere itirazım yok. Ayrıca insanı yerinden zıplatan sahneleri ben de çok severim, ama sonuçta korku, gerilim ve karanlık fantezi, özünde acıma duygusu ve empati olduğu zaman etkili oluyor. Karakterleri sevdiğinizde, onları önemsediğinizde ve onlarla birlikte eğlendiğinizde, komik olduklarını düşündüğünüzde ve dünyaya bakış açılarını beğendiğinizde bir anlam kazanıyor. Onlarla vakit geçirmekten keyif alıyorsunuz. Tehlikede oldukları zaman çok endişeleniyorsunuz. Bu tehlikeyi atlatıp atlatamayacakları, zarar görüp görmeyecekleri sizin için önemli oluyor.

Bu yüzden karanlık fantezi ve korku öyküleri yazarken ilk hedefiniz, özgün ve eşsiz olduğu kadar insanların kendilerinden bir şeyler de bulabileceği, önemseyeceği, destekleyeceği ve duygusal olarak bağ kurabileceği evrensel karakterler yaratmaktır.

Roman ekrana uyarlanırken siz bu sürece ne kadar dâhil oldunuz?

Joe Hill: Locke & Key’nin ekrana uyarlanması çok uzun sürdü. Locke & Key’nin ilk sayısı 2008’de piyasaya çıktı ve başlangıç, orta ve son bölüm olmak üzere toplam 37 sayı yayınlandı. Çok şanslıydık çünkü daha en başından itibaren tutkulu bir hayran kitlemiz oldu ve öyküyle okurlar arasında gerçekten bir bağ oluştu. Hikâyelerin devamı geldikçe okur sayısı da arttı. Bu her zaman rastlanan bir şey değildir. Locke & Key çizgiromanları, okurlar arasında elden ele dolaşarak ikinci ve üçüncü kez hayat buluyordu. Okurlar şöyle diyordu: “Çizgiromanlardan hoşlanmadığını düşünüyorsan bir de şunu dene!” Bu da müthiş bir şeydi. Sanıyorum bu olumlu ve coşkulu tepkilerden yola çıkarak Fox Television 2010 yılında bir pilot bölüm çekmeye karar verdi. Ve ortaya çıkan sonuç pek çok açıdan müthişti. Oldukça Kubrickvari ve ürpertici bir havası vardı. İzleyiciyi belirli bir mesafede tutuyordu. Ama bir yandan da tamamen kendine özgü bir tarzda heyecan vericiydi.

Fox, dizinin bu versiyonundan vazgeçti ve böylece dizi, üzücü bir şekilde ölüme terk edilerek unutuldu. Ama hayranlar hâlâ oradaydı. Ayrıca hikâyenin görsel anlamda heyecan uyandırdığı ve ekrana uyarlanması gerektiği duygusu devam ediyordu. Bu nedenle yıllar sonra Hulu bir deneme yaptı. Ancak çeşitli sebeplerden ötürü Hulu da projeye devam etmeme kararı aldı. Ve bir kez daha bunun gerçekleşmeyeceğini düşündük. Öte yandan, bu hikâyeyi bir şekilde ekrana uyarlama isteği ve heyecanı devam ediyordu. Netflix devreye girerek şansını denemek istedi. Çizgiromanın en iyi taraflarını ele alarak “Bunları ilk sahneden ve ilk bölümden sonuna kadar nasıl aktarabiliriz?” sorusunu sordular. Onların odak noktası buydu. Bu karakterleri en tatmin edici ve en heyecan verici biçimde ekrana taşımak. Anlaşılan o ki üçüncü seferde keramet vardır. İçerikle gerçekten bağ kurabildiler. Artık dizi çekildi ve yayında. Ve sonuç da çok parlak görünüyor.

“Çizgiromanın da Spielbergvari bir merak duygusu yarattığını düşünüyorum.”

Kafa Anahtarı’ndan bahsedebilir misiniz? Bu anahtarın ilham kaynağı nedir ve dizide nasıl hayata geçiriliyor?

Joe Hill: Gabe ile birlikte çizgiromanda yeni bir anahtar yaratırken tek amacımız sadece havalı bir şey bulmak değildi. Anahtarların ilginç sorular sormasını istedik. Örneğin Kafa Anahtarı, insanların içlerinde taşıdığı düşünce dünyasını açmanızı sağlıyor. Ve kendi kafanızın içindekileri kurcalayabilmenize olanak tanıyor.

Ben, Spielberg‘ün şu üç filmini izleyerek büyüdüm: Bela – Duel, Üçüncü Türden Yakınlaşmalar – Close Encounters of the Third Kind ve Jaws. Daha sonra da E.T. Benim için bunlar sinema dünyasının kutsal yapıtlarıdır. Babam eve DVD’nin eski versiyonu olan bir lazer disk oynatıcı getirmişti. Üzerinde filmlerin kayıtlı olduğu büyük gümüş plakaları vardı. Plakanın her yüzünde yaklaşık 20 dakikalık görüntü bulunuyordu. Tron’un fırlattığı disklere benziyorlardı. Bu disklerde Bela, Jaws ve Üçüncü Türden Yakınlaşmalar kayıtlıydı. Bu filmleri tekrar tekrar izlerdik ve bir süre sonra hepsi birbirine karışırdı. Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’ın 20 dakikasını sonra da Jaws’un 20 dakikasını seyrederdik. Ama bu önemli değildi. Kendimizi tamamen kaptırırdık. Şimdilerde, sevdiğimiz bir filmi yeniden izleyebilme fikri bize gayet normal geliyor. İndirebilirsiniz veya çevrimiçi izleyebilirsiniz. Ama 1980 yılında video oynatıcımızı ilk satın aldığımızda bu çok tuhaf bir şeydi. Bir filmi yeniden izleyebiliyorduk. Eskiden bir filmi sinemada izlerdiniz ve eğer televizyonda tekrar kurgulanmış olarak yayınlanmazsa bir daha asla izleyemezdiniz. Dolayısıyla, çizgiromanın da Spielbergvari bir merak duygusu yarattığını düşünüyorum. Spielbergvari bir fantezi hissi. Gözleri fal taşı gibi açılmış bir hâlde etraflarındaki evrenin büyüklüğünü keşfeden çocuklar. Bu beni duygusal olarak olumlu yönde harekete geçiriyor. Bu duyguyu çok seviyorum ve hemen tepki veriyorum.

Kafa Anahtarı’ndan biraz daha bahsedebilir misiniz? Bu anahtarın ilham kaynağı neydi?

Joe Hill: Anahtarların her zaman ilginç sorular sormasını istedik. Büyük meseleleri incelemesini hedefledik. Kafa Anahtarı ile kendi beyninizi açıp düşüncelerinizi irdeleyebiliyor veya anılarınızı son derece canlı bir biçimde yeniden yaşayabiliyorsunuz. Ayrıca bazı şeyleri değiştirebiliyorsunuz. Kendi anılarınızı, düşüncelerinizi ve dürtülerinizi gayet ciddi bir biçimde kurcalayabiliyorsunuz. Çok uzun bir süre endişe ve gerginlik duygusuyla yaşayan Kinsey , Kafa Anahtarı’nı kendi korkularını yok etmek için kullanıyor. Tek isteği bu korkulardan kurtulmak. Ergen yaştaki çoğu kişinin yaşadığı bu deneyimi bu şekilde kaleme aldım. Ergenlik çağındaki birçok gencin çılgınca riskler almaya başladığı, uzak durmaları gereken şeylerle ilgilendiği ve kendilerini tehlikeye attıkları bir dönem vardır. Gençlerin “Bana bir şey olmaz” şeklindeki pervasızlığını irdelemek istedim. Fakat bu bir biçimde fantastik ve büyülü oldu. Ve bence, Locke & Key’deki bütün anahtarlar için geçerli. Hepsi müthiş bir şey yapıyor. Aynı zamanda, karakterlerin bir psikolojik durumu veya bir ruh hâli keşfetmelerini de sağlıyorlar. Örneğin Bode, Hayalet Anahtarı’nı keşfediyor ve kapıyı açıp içeri adım attığında bedeni ölüp yere yıkılıyor. Ve ruhu özgürce süzülüyor. Bode’nin babası vahşi bir cinayete kurban gitti. Üstelik o, ölüm kavramını ve öldükten sonra ne olduğunu henüz anlamayan küçük bir çocuk. Ruhunuz nereye gider? Benliğiniz nereye gider? Bu mutlak bir son mudur? Sadece karanlık mı yoksa başka bir şey mi vardır? Benim açımdan onun Hayalet Anahtarı ile yaptığı denemeler, kaybetme duygusu ve  kederle baş çıkmanın bir yolu. Bunun izleyici için de ilginç bir keşif olacağını umuyorum.

“Korku duygusu fiziksel bir şekle bürünse neye benzeyeceğini hayal etmeye çalıştığınızda, bunun ne kadar korkutucu olabileceği konusunda sınır yoktur.”

Kinsey’nin korku canavarından bahsedebilir misiniz?

Joe Hill: Locke & Key, içinde korku unsurları da barındıran bir karanlık fantezi. Zaman zaman korkutucu olmasını bekliyorsunuz. Bu nedenle canavarın arada bir yatağın altından çıkıp bize dişlerini göstermesi gerekiyor. Bu canavarlardan biri, Kinsey’nin korkularını temsil ediyor. Korku duygusu fiziksel bir şekle bürünse neye benzeyeceğini hayal etmeye çalıştığınızda, bunun ne kadar korkutucu olabileceği konusunda sınır yoktur. 80’li ve 90’lı yıllarda korku filmleri izleyerek büyüyen biri olduğum için, bu tür unsurların görsel olarak hayata geçirildiğini görmek hoşuma gidiyor. En iyisi bu.

Dodge’ın antagonist olarak yansıtılmasından bahsedelim.

Joe Hill: Herhangi bir fantezi, gerilim veya korku öyküsünün iyi olması, antagoniste bağlıdır. Destekleyebileceğiniz karakterler yaratmalı ve onlara uğruna savaşacakları bir şey vermelisiniz. Ayrıca savaşacakları güçlü bir düşmanları olması gerekir. Zorlu, korkutucu ve karizmatik bir düşman. Karanlık fantezi ve korku türündeki en iyi yapımları düşündüğümde, her zaman kötü kahramanları düşünüyorum. Aklıma hep Drakula ve onun buz beyazı gelinleri geliyor. Veya Amazon’daki bataklıklarda yüzen Kara Gölün Canavarı. 1980’lerde Frederick Krueger üzerimde güçlü bir etki bırakmıştı. Burada bazı benzerlikler var çünkü Dodge da gerçekliği, zamanı ve mekânı bükmek için sürekli anahtarları kullanıyor. O biraz da kâbus gibi ve bu özelliğini Freddie Krueger’a benzetiyorum. Çizgiromanda, Elm Sokağında Kâbus ile ilgili birkaç espri var.

C. S. Lewis’in öykülerindeki Beyaz Cadı’yı düşünüyorum. O, dünyayı dondurup her şeyi değiştirmek istiyor. İnsanları taşa dönüştürmek istiyor. Dodge’ın da insanlarla ilgili, eşit derecede ürkütücü bir amacı var. İzleyicilerin Dodge’dan nefret etmekten hoşlanacaklarını umuyorum. İsteğimiz bu. Müthiş bir antagonist öykünün itici gücüdür. Böyle bir antagonist yarattığınızda fişek gibi ilerleyen sağlam bir hikâyeniz olur.

Carlton’la birlikte çalışmaktan bahsedebilir misiniz? Çizgiromanı uyarlayabilecek doğru kişi niçin oydu?

Joe Hill: Carlton’la Locke & Key için birkaç yıldır birlikte çalışıyoruz. Ne kadar benzer olduğumuzu son birkaç haftadır fark etmeye başladım. Aynı dizileri seviyoruz ve bir öyküyü ustalıkla işleme ve izleyicilerin ilgisini çekme konusunda aynı anlayışa sahibiz. Bunu daha önce fark etmeliydim çünkü birbirimizden hemen hoşlanmıştık. Carlton’la çalıştığım için çok şanslıyım. O müthiş bir dâhi ve Lost, The Strain, Bates Motel ve Jack Ryan gibi dizileri yaratmış olan çok yetenekli bir yazar. Gerilim ve karakter konusunda keskin içgüdülere sahip. Böylesine üstün yetenekli biriyle çalışmak sizin için de itici bir güç oluyor. O kapıdan içeri adım atmanız gerekiyor. Tüm muhteşem dizi sorumluları ve yaratıcıları gibi o da muazzam bir sükûnete sahip. Onun asabını bozmanız mümkün değil. Psikolojik ve duygusal açıdan çok sağlam biri ve bu işte böyle özellikler gerekiyor. Carlton, teknenin alabora olmasını engelleyen salma gibi. Bu benim için çok değerli çünkü duygusal patlamaların kamera önünde yaşanmasını tercih ederim.

Kafanızda yarattığınız dünyanın hayata geçirilmesi hakkında konuşabilir misiniz?

Joe Hill: Sanki biri Kafa Anahtarı’nı benim üzerimde kullanmış ve kendi hayal dünyama adım atmışım gibi hissediyorum.Hikâyesi uyarlanan her yazar şöyle düşünmüştür: “Bunları hayalimde canlandırmak için küçücük bir odada yıllarca çalıştım ve şimdi hepsi gerçek oldu.” Bunlar yazarların söylediği klişe sözler, ama hepsi doğru. Bu işin insanın zihnini karıştıran bir tarafı var. Hayal gücünüzle baş başa, yapayalnız çalışıyorsunuz. Kendi kafanızın içine dalıp haftalarca, aylarca, yıllarca aynı hayalin içinde yaşıyorsunuz. Locke & Key’yi yazarken benim yanımda yoldaşlarım vardı. Gabriel Rodriquez ve Chris Ryall yanımdaydı. Ama çoğu zaman yalnız oluyorsunuz. Sonra şans yüzünüze gülüyor ve biri eserinizden dizi yapmaya karar veriyor. Ve bu noktaya geliyorsunuz. Hayalinizde canlandırdığınız kişiler bir anda ete ve kemiğe bürünüyor. Ve hayal ettiğiniz dünyanın içine girmek mümkün oluyor. Bu inanılmaz derecede heyecanlı ve ilham verici bir durum. Gerçekten benzersiz bir deneyim.

Oyuncu kadrosundan bahsedebilir misiniz?

Joe Hill: Locke ailesinin üyeleri arasında doğal bir uyum var. İlişkileri çok sıcak. Birlikte çok eğleniyorlar. Bunun olmasını ümit edersiniz, ama önceden planlayabileceğinizi sanmıyorum. Fakat çekimler bitip birlikte oturduklarında hâlâ bir aile gibiydiler. Sete ilk gittiğimde ilk gördüğüm kişilerden biri, Bode karakterini canlandıran Jackson idi. Uzun bir çekimin ardından dinleniyordu. Nina’yı canlandıran Darby, onun yanına oturdu. Ve birbirlerinin ellerini tuttular. Bir anda, bir anneyle çocuğunu izlediğim hissine kapıldım. Üstelik bu, dizinin bir sahnesi değildi. Prova yapmıyorlardı. Sadece oturuyor ve birlikte olmanın keyfini çıkarıyorlardı. Paylaştıkları o küçük mutluluk anlarını görebiliyordunuz. Gerçekten eşsizdi. Bir grup yabancıyı bir araya getirip bir oyuncu kadrosu oluşturduğunuzda böylesine iyi anlaşacaklarını tahmin edemezsiniz. Bunun olmasını ümit edersiniz ama önceden planlayamazsınız.

İnsanların bu diziyi izlediğinde ne hissetmesini umuyorsunuz?

Joe Hill: Birinci sezonu son bölümüne kadar izledikleri zaman merak içinde kalmalarını umuyorum. Çünkü bir sonraki sezon için altı ila dokuz ay beklemeleri gerekecek. Kendilerini öyküye iyice kaptırıp bir solukta izlemelerini ve devamını merak etmelerini istiyorum. Bir öykü yazarının temel amacı budur; okuru bu ruh hâlinde tutmak veya izleyicileri merak içinde bırakmak. Bu ruh hâlinden nasıl çıkacaklar? Dizinin izleyicileri heyecanlandırmasını ve bittiğinde ise devamını dört gözle beklemelerini umuyorum.

Favori anahtarınız hangisi?

Joe Hill: İstediğin Yer Anahtarı’na sahip olmak müthiş olurdu. Uçak bileti masraflarından epeyce tasarruf edebilirdim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information