Sinemanın farklı dönemlerinde yalnızca Fransa’ya değil, tüm dünyaya kendini kabul ettirmiş, kendi dönemlerinin ötesine geçerek sinemanın, önemli filmlerin ikonik yüzleri, karakterleri hâline gelebilmiş pek çok Fransız aktris var. Sinemanın unutulmaz Jeanne d’Arc’ı Renée Jeanne Falconetti ve Arletty’den Anna Karina’ya, Catherine Deneuve’den Juliette Binoche ve Marion Cotillard’a düşündüğümüzde pek çok farklı ismi anmak mümkün. Bu isimlerden biri de şüphesiz ki Jeanne Moreau. Özellikle 60’ların hareketli dönemine, Yeni Gerçekçilik sonrası İtalyan sinemasından, Fransız Yeni Dalgası’na kadar pek çok önemli hareketin içindeki önemli filmlerde bulunmuş olan Jeanne Moreau, eğer yaşasaydı bugün 91 yaşına girecekti. Bu önemli oyuncu sevdiğimiz pek çok yönetmenin filminde oynadı, yirminci yüzyılı yirminci yüzyıl yapan sinema anlarında yer aldı. Jeanne Moreau’yu hakkında basit bir biyografik yazı ile anmak yerine, onun yer aldığı iki ikonik sahneyi karşılaştırmak istiyorum.

Bu iki sahne de Jeanne Moreau’nun şehir içinde yaptığı iki yürüyüş. İlk, Moreau’yu üne kavuşturan filmlerden biri. Louis Malle’in yönettiği ve Miles Davis’in şahane müzikleri ile bezeli İdam Sehpası – Ascenseur pour l’échafaud (1958) isimli film. Diğeri ise Michelangelo Antonioni’nin üçlemesinin ortanca filmi Gece – La notte (1961). İlk yürüyüş Paris’te geçerken, ikinci yürüyüş Milano’da geçer.

İlk Yürüyüş

Sıkı bir kara film gibi başlar İdam Sehpası filmi. Louis Malle’in geleceğini müjdeler şekilde usturuplu bir biçimde, ağır ağır ilerler. Her kara filmde olduğu gibi de talihsizlikler silsilesi peşini bırakmaz karakterlerin. “Kusursuz cinayet” yoktur çünkü. Julien ve Florence iki sevgilidir. Florence zengin bir iş insanı olan Simon’un karısıdır. Julien ise yıllardır Simon’un yanında çalışmaktadır. İlişkilerini kimse bilmediği için Simon’u intihar süsü vererek öldürecekler ve parası konacaklardır. Cinayetten sonra Florence ve Julien buluşma planı yaparlar. Cinayet ilk başta istedikleri gibi gider fakat bir şekilde Julien “kısılı” kalır ve Florence ile buluşamaz. Florence, Julien’i bir kafede beklerken Julien’in arabasının içinde başka bir kadın ile önünden geçtiğine tanıklık eder. Aslında, Julien’in arabası çalınmıştır, fakat bunu Florence bilmemektedir. İşte o noktada Jeanne Moreau’nun canlandırdığı Florence amaçsız bir biçimde Paris sokaklarını arşınlamaya başlar. Florence’ın yürüyüşü bir soruşturmadır aslında. Dışından Julien’i sormakta ve olayların nasıl geliştiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ancak bu amaçsız gibi görünen yürüyüşün ardında bir başka soruşturma daha vardır. Şehir havasının özgürleştiriciliği etrafını sararken Florence içinden de şu soruya cevap aramaktadır: “Julien beni satmış olabilir mi?” Romalı senatörlerin uzun konuşmaları ezberlemek ve her defasında aynı nitelikte hitabete sahip olmak için kullandıkları bir yönteme göre, konuşmayı zihin bir kütüphanesi ya da müzesi hâline getirip, konuşmanın performe edilişini o müzenin, yahut kütüphanenin koridorlarında dolaşmak olarak tahayyül etmek gerekir. İşte Florence -yani Moreau- da Paris’in sokaklarını ilişkilerinin bir zihin müzesine dönüştürür ve sokakları adımlarken ilişkilerindeki güvene dair ipuçları bulmaya çalışır. Jeanne Moreau’yu hipnotize bir şekilde takip ederken bir yandan da Miles Davis’in trompeti yürüyüşümüzün fonu olur.

İkinci Yürüyüş

Antonioni’nin muhteşem üçlemesinin ortasını oluşturan Gece, filminde Jeanne Moreau’nun karakteri Lidia gün ışığında Milano’da bir yürüyüşe çıkar. Kocası ile birlikte en yakın arkadaşları Tommaso -tıpkı evlilikleri gibi- ölüm döşeğindedir, ona yaptıkları bir ziyaret sonrasında, Lidia’nın kocası Giovanni yeni çıkan kitabını imzalarken Lidia, sıkılır ve genç bir çiftken kaldıkları mahalleyi arşınlamaya başlar. Bu da bir tür hatırlama yürüyüşüdür ama bunun içinde daha çok nostalji vardır. Bir soruşturma değil, kaybolana dönüp bakma, geçmişi yad etme ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını kabullenme… Artık hem zamansal hem de sınıfsal olarak uzaklaştıkları o mahallede yürür Lidia. Yıkılmış binalar, paslanmış kapılar, bozulmuş eşyalar, şakalaşan insanlar, kavgacı, tekinsiz erkekler, “mahallenin gençleri,” biraz terk edilmiş gibi duran, biraz mistik, biraz da gerçek dışı gibi görünen sokaklar, hâlen daha şehirleşmesini tam tamamlayamamış, o merkezin “çevresinde” kıra yakın mahalleler ve o çok “erkek” mahallelerde “yeni bir kadın”… Jeanne Moreau’nun Lidia’sı hiç de öyle savrulur gibi değildir bu sokaklarda; bu sefer biraz turist gibi, ama görmüş geçirmiş bir turist gibi dolaşır. Turist olmasının sebebi de oralı olmayışı değildir, tam aksine oradan çıkmıştır ama oradan uzaklaşmıştır artık, memleketi Milano merkez olmuştur yani, şehirli olmuştur, bir kent soylu belki. Zaten aileden zengin olan Lidia, Giovanni ile zorlukları atlatmış ama Giovanni’nin kariyeri üzerine inşa etmiştir hayatını. İşte o mahalle, Giovanni ve Lidia’nın sıfır noktasıdır. Lidia da bu yürüyüşünde hiçbir şeyin eskisi gibi kalmayacağını görür. Yani nostaljisini yapacak bir şey yoktur, nostalji bir tuzaktır belki. Ama sonradan öğreneceğimiz üzere, o mahallede yaşadıkları dönemden kalan, Giovanni’nin yazdığı bir aşk mektubu Lidia için hâlen çok önemlidir. Fakat belki de bu yürüyüşte anladığını test etmek istercesine mektubu Giovanni’ye okur fakat Giovanni mektubu kendisinin yazdığını bile hatırlamaz.

Jeanne Moreau’nun Üçüncü Yürüyüşü

Yaklaşık 80 yaşındayken, Jeanne Moreau bir kısa filmde oynadı. Bu Cannes Film Festivali’nin 60. yılı için yapılan özel bir filmdi. Cannes’ın gediklisi yönetmenlere onlar için sinemanın ne ifade ettiğini anlatan kısa filmler yapmaları istendi ve ortaya Chacun son cinéma (2007) çıktı. Bu toplamada Theo Angelopoulos’un yaptığı film, Marcello Mastroianni’ye bir ağıttı. Angelopoulos Mastroinanni’nin başrolünü oynadığı Arıcı – O melissokomos filminden bir sahneyi almış ve Moreau’nun bir bina içerisinde yürüyüp merdivenleri çıkarak Mastroianni’ye ulaştığı yere monte etmişti. Üç Dakika – Trois minutes isimli bu filmde Moreau merdivenleri çıkıyor ve karşısında bulduğu Mastroianni’ye -aslında Giovanni’ye- Gece’de okuduğu aşk mektubunu okuyordu. Jeanne Moreau dördüncü yürüyüşünü yapalı neredeyse iki yıl oluyor, ancak sinemanın ikonik ve güçlü kadın karakterlerine verdiği can ile hem günümüz sinemacılarını hem de sinemaseverleri etkilemeyi sürdürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi