Sinema, kitleler üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğundan beri, belli başlı anlatı kuralları çerçevesinde beyazperdeye aktarılıyor. Devamlılık bu kurallardan belki de en önemlisi. Çünkü en ufak bir tekrarı bile yakalayan izleyici, bu “hata” ile filme yabancılaşabilir. Ancak Fransız Yeni Dalga başta olmak üzere Godard özelinde konuşacak olursak, devamlılığı kırmanın bir hatadan ziyade bir seçim olabileceğini bütün dünyaya kanıtlamıştır. Godard filmlerinde tekrar eden, aynı sahnelerin farklı çekilmiş versiyonlarını görmek oldukça mümkündür. Devamlılığın bu şekilde sekteye uğratılması Godard’ın sinemasal estetiğinin temel taşlarından biri olarak değerlendirilebilir. Hollywood sinemasının izleyiciyi karakterle özdeşleştirme ve bağ kurdurma çabasının karşısına yabancılaştırmayı koyan Yeni Dalga sinemacılarının en etkin isimlerinden biri olan Godard, yabancılaştırmayı kurgudan diyaloglara, sesten ışığa birçok farklı nosyonu alışılmışın dışında kullanarak elde etmeyi başarıyor. Öyleyse bu farklı ve yaratıcı film yapım tekniklerini Godard’ın beş filmi eşliğinde inceleyelim.

Jean Luc Godard’ın 5 Yaratıcı Film Yapım Tekniği

À bout de souffle (1960) – Kurgu

A-bout-de-souffle-filmloverss

Usta yönetmenin 1960 yılında çektiği ilk uzun metraj filmi À bout de Souffle (Serseri Aşıklar) klasik sinemanın gerektirdiği kuralların dışına çıkarak modern sinemanın öncü filmlerinden biri olarak bilinmektedir. Seyircinin karşısına aşina olmadığı bir hikâye anlatıcılığıyla çıkan ve Fransız Yeni Dalga’nın önemli filmlerinden olan À bout de Souffle yedinci sanata getirdiği yeniliklerle günümüz sinemasının temellerini atmıştır. Bir suç filmiymiş gibi başlayan hikâyesini ve odağını iki ana karakterin arasında ilişkiye çeviren film başrol oyuncuları Jean-Paul Belmondo ve Jean Seberg’in de kariyerini zirveye taşımış, ikiliyi Fransız Yeni Dalga hareketinin önemli oyuncuları arasına sokmuştur. Jump cut’ın, birbiriyle devamlılık bakımından eşleşmeyen kurguların bir hata olarak görüldüğü ve izleyiciye “yakaladım!” hissini yaşattığı bir dönemde, À bout de Souffle jump cut’ı bir stil olarak kabul ettirmeyi başararak Yeni Dalga akımının en belirgin özelliklerini taşıyan en önemli film olmuştur.

Une Femme est Une Femme (1961) – Brechtyen Yabancılaştırma

une-femme-est-une-femme-filmloverss

Jean Luc Godard’ın hem bir dönem hayat arkadaşı hem de filmlerinin fetiş oyuncusu olan Anna Karina’nın izleyiciyi kendisine hayran bırakan bir performans sergilediği ve Godard’ın belki de mizahi tonu ve ilişkilere bakış açısı en eğlenceli filmlerinden biri olan Une Femme est Une Femme, yönetmenin filmografisinde ikinci sırada yer alıyor. 1961 yapımı filmi Une Femme est Une Femme (Kadın Kadındır) aynı zamanda Godard’ın filmografisindeki ilk renkli filmi olarak da yer almaktadır. Godard’ın ince mizahı ile şekillenen bu romantik müzikalin oyuncu kadrosunda Jean-Paul Belmondo, Anna Karina, Jean-Claude Brialy ve Henri Attal yer alır. Godard’ın göndermelerle dolu ve en eğlenceli filmlerinden biri olan Une Femme est Une Femme, sevgilisinden bir çocuğu olsun isteyen dansçı Angela’nın sevgilisinin arkadaşı Alfred ile yakınlaşmasını konu alıyor. Brechtyen bir anlatının izleyiciyi yapıma yabancılaştıracak ve karakterle özdeşimini kıracak belli başlı unsurlarını gördüğümüz Une Femme est Une Femme, karakterlerin dördüncü duvarı yıktığı, kameraya bakıp şarkı söylediği, birbirleriyle oyunlar oynadığı bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Vivre Sa Vie (1962) – Işık Kullanımı

VIVRE SA VIE / IT'S MY LIFE

Yönetmenin 1962 yapımı filmi Vivre sa Vie: Film en Douze Tableaux (Hayatını Yaşamak: On İki Tablodan Oluşan Bir Film) Parisli genç bir kadın olan Nana’nın yaşamından oluşturulan 12 bölümlük kesitler halinde ilerler. Filmde Nana’ya başarılı oyuncu Anna Karina hayat verir. Hem Karina’nın oyunculuğu hem de alt metninde yer verdiği sembolik anlatımlarıyla kült bir film olan Vivre sa Vie, Godard’ın en dikkat çekici yapımlarından biri olarak filmografisinde yer edinmiştir. Siyah beyaz anlatısının içinde, hayatında kaybolmuş bir kadının kalp kırıklıklarını ve hüznünü ışığıyla yansıtmayı başaran Godard, Vivre sa Vie’de Une Femme est une femme’in renk ve ışık bakımından kurgulanan ve mizahı destekleyen estetiğine kıyasla çok daha karanlık ve dramatik bir kurulum uyguluyor.

Pierrot le Fou (1965) – Renk Kullanımı

pierrot-le-fou-filmloverss

Godard’ın gözde oyuncuları  Jean-Paul Belmondo ve Anna Karina’nın başrollerini paylaştığı 1965 yapımı romantik dramı Pierrot le Fou (Çılgın Pierrot) Amerikalı yazar Lionel White’ın Obsession adlı romanından esinlenilerek yazılmıştır. Godard’ın en şiirsel filmlerinden biri olarak bilinen Pierrot le Fou, aynı zamanda yönetmenin ilk filmi À bout de Souffle ile pek çok açıdan benzerlikler de taşır. Film, Paris’ten Fransa’nın güneyine doğru kaçan bir çiftin dramatik öyküsünü konu alır. Godard’ın en politik filmlerinden biri olan Pierrot le Fou, maviler, beyazlar ve kırmızıların çarpıcı birlikteliğiyle hafızalarda kendisine kalıcı bir yer edinen yapımlardan biri. Bu bağlamda Godard’ın filminin alt metnini renklerle güçlendirme yolunu tercih ettiğini de söylemek mümkün. Fransa bayrağında yer alan kırmızı, mavi, ve beyaz renklerinin sembolize ettiği eşitlik, özgürlük ve kardeşlik sloganlarını da es geçmediği belirtmek gerek.

Masculin Feminin (1966) – Ses Kullanımı

Masculin-Feminin-filmloverss

Godard’ın açık bir şekilde politik tartışmalar ve önermeler içeren ilk filmi olan Masculin Feminin (Erkek Dişi) Guy de Maupassant’nın iki ayrı öyküsünden esinlenilen senaryosu ve kadın erkek ilişkisi bağlamında politik mesajlar taşıyan 1966 yapımı filmdir. Oyuncu kadrosunda Jean-Pierre Léaud, Chantal Goya, Marlène Jobert’in yer aldığı film askerlik görevini bitiren Paul ve çevresindeki insanlarla olan iletişimi vasıtasıyla Fransa’nın genç kültürüne ışık tutar. Ses, film içerisinde oldukça manipülatif bir nosyon olarak kullanılabilir. Ortam sesinden yaratılan atmosferin duygusuna ya da kullanılan müziklerle elde edilmek istenen hissiyatın yönetmen tarafından yönlendirilmesine kadar çeşitli kullanımları mevcut. Bu noktada Godard’ın duyguları yönlendirmek adına ekstra müzik kullanımına sıcak bakmadığını söylemek mümkün ancak filmin başından sonuna izleyiciyi yakınlaştırmak istediği karakterine metin okutması Godard filmlerinde rastlanabilen bir özellik. Film hakkında yazılmış detaylı incelemeyi buradan okuyabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi