Her ne kadar bu temelsiz bir iddia olsa da, animasyon filmlerin sadece yaşı küçük izleyicilere yönelik olduğuna dair bir genel algı olduğunu inkar etmek zor. Fakat bu algıyı tamamen boşa çıkaran, yetişkinlere yönelik animasyonlar da yok değil tabii ki. Animasyon filmler, zaman zaman içerdikleri görüntüler zaman zaman da tematik yapıları sebebiyle yetişkinlere yönelik olarak sınıflandırılabiliyorlar. Bu filmlerden bazıları da anlatılarını politik bir temel üzerine kurup bu kaynak üzerinden fikirler üretirler. Genel animasyon algısını kıran, izleyiciyi başka türlü düşünmeye çağıran 7 politik animasyon listesini sizin için derledik.

İzleyiciyi Başka Türlü Düşünmeye Çağıran 7 Politik Animasyon

Animal Farm (1954)

George Orwell’in Türkiye’de de çok okunan romanı Hayvan Çiftliği, içeriğindeki güçlü anlatıya rağmen, yapısı itibarıyla sinemaya uyarlanması çok zor bir metin. Tüm zamanların en başarılı politik alegorilerinden birini sunan Hayvan Çiftliği, kendilerine çok kötü şartlar sunan baskıcı çiftlik sahibine karşı organize olarak yaptıkları devrimle gücü eline alan hayvanların yaşadıklarını anlatır. Fakat bu anlatıda iş hayvanların gücü ellerine almalarıyla kalmaz; devamında benzer bir iktidar mücadelesi hayvanlar arasında yaşanır. Yazar Orwell’in söylediklerine göre Bolşevik Devrimi’nin bir yorumu olan Hayvan Çiftliği, 1954 yılında Joy Batchelor ve John Halas tarafından uzun metrajlı bir animasyon olarak sinemaya uyarlanmıştır. Bu başarılı uyarlamanın belki de en dikkat çekici yanı, tipik “çizgi film” görselliğiyle böylesine yoğun bir politik metni bir araya getirmekte sergilediği hünerde saklı.

Ruka (1965)

Kukla tiyatrosu, Çek kültüründe en yaygın olan performans sanatlarından biri. Daha çok kukla ve illüstrasyon alanlarında eserler vermiş çok yönlü bir sanatçı olan Jirí Trnka, bu sanat dallarındaki yetkinliğini sinemayla birleştirdiği bir dizi filme imza atmıştır. Ruka; ya da Türkçe çevirisiyle El, Trnka’nın son kukla filmi olarak bilinir. Bu 18 dakikalık çarpıcı animasyonun temel hikâyesinin çok basit olduğunu söyleyebiliriz: Live action olarak kameraya alınmış koca bir el, küçük bir kuklanın evine girer ve onun eylemlerini iradesi dışında engeller. Bu kısa ve basit olay örgüsünden çok keskin bir politik alt metin üretir yönetmen Trnka. Zira bu el ve kukla ilişkisi, baskıcı bir rejimin birey üzerindeki tahakkümünün güçlü bir simgesini oluşturur. Buradan hareketle bu kısa ve görsel anlamda “sevimli” diyebileceğimiz animasyonun tüm totaliter rejimlerin altını usul usul oyduğunu söyleyebiliriz.  

Steklyannaya garmonika (1968)

Andrey Khrzhanovskiy imzalı bir animasyon olan Steklyannaya garmonika, Türkiyeli seyircilerin pek de yabancısı olmadıkları bir yapım aslında. Zira bu animasyon, Mor ve Ötesi’nin artık klasik hâline geldiğini söyleyebileceğimiz Dünya Yalan Söylüyor albümündeki Uyan şarkısının video klibinde kullanılmıştı. Bu tercihi, şarkının sözleriyle birlikle düşündüğümüzde, sonra derece işlevsel olarak niteleyebiliriz. Zira Steklyannaya garmonika da bir uyanış hikâyesi anlatır. Dinleyende olumlu duygular uyandıran bir müzik aleti yapmış olan bir müzisyen, bürokrasi, yolsuzluk ve para hırsının kol gezdiği bir kasabaya gelir. Devamında da müzisyen, kasaba yetkililerince tutuklansa da, o müziği duyan bireylerdeki uyanış gerçekleşmeye başlamıştır. Görsel tercihleriyle son derece özgün bir noktada duran Steklyannaya garmonika’yı hareketli kübist ya da sürrealist bir tabloya benzetebiliriz belki. Bu çarpıcı filmin; her ne kadar ideolojisinde bir çatışma yoksa da, içerdiği anarşist tavır sebebiyle Sovyet rejimi tarafından yasaklanan ilk animasyon olma özelliği taşığını da ekleyelim.

La planète sauvage (1973)

Fransız animasyon ustası René Laloux’nun ilk uzun metrajlı filmi özelliğini taşıyan, Cannes Film Festivali’nden Özel Ödül’le dönmüş olan La planète sauvage, genel itibarıyla bilimkurgu janrına yakın duruyor. Mavi renkli dev yaratıkların hükmettiği bir gezegende geçen hikâye, devamında burada baskılanan insansı canlıların duruma isyan etmesiyle politik bir ton kazanır. Görsel anlamda büyüleyici olarak niteleyebileceğimiz La planète sauvage, dünya tarihine, yaşanan politik süreçlere sayısız gönderme barındırır bünyesinde. Özellikle gezegende hüküm süren canlıların, gerçekleştirdiği bazı işlemlerin Nazi Almanyası’na, gaz odalarına, toplama kamplarına benzerliği çarpıcı düzeydedir. Laloux, filminde bu işlemlerin dehşet vericiliğini kasten dışarıda bırakarak, devletin bir yönetme aygıtı olarak kullandığı şiddetin toplum üzerinde yarattığı etkilere odaklanır.

Watership Down (1978)

Hâli hazırda CGI destekli, dört bölümlük yeni bir Netflix orijinal dizisini beklediğimiz Watership Down romanının ekran macerası 1978 yılında başlamıştı. 1982’de bu filme benzer sularda yüzen The Plague Dogs animasyonuna da imza atan Martin Rosen’in ilk yönetmenlik denemesi, Richard Adams’ın Türkçeye Watership Tepesi olarak çevrilen klasik romanının bir uyarlamasıdır. Her ne kadar romanın yazarı Adams, kaleme aldığı metnin herhangi bir alegori içermediğini, sadece tavşanlarla ilgili bir hikâye olduğunu söylese de bu Watership Down’ın politik okumalara ziyadesiyle açık bir metin olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Dolayısıyla son derece sadık bir uyarlama olan 1978 yapımı animasyon film de bundan nasibini alıyor ve modern toplumların baskıcı ve faşizan rejimler altında yaşadıklarının detaylı bir incelemesine dönüşüyor.

Akira (1988)

Cyberpunk klasiği anime Akira, 2. Dünya Savaşı sonrası Neo Tokyo olarak adlandırılan bir bölgede geçen, özgün ve oldukça sert bir bilimkurgu öyküsünü anlatır. Yönetmen Katsuhiro Ôtomo’nun Akira’da kurduğu dünya, bu dönemin Japonya’sına ciddi benzerlikler taşımanın da ötesinde, ülkesinin atom bombasıyla felaketiyle son bulan savaşa giriş süreciyle de ilgilenir. Japonya’yı savaşa sürükleyen; totaliter, militarist ve aşırı milliyetçi Shōwa rejiminin politik atmosferi Akira’da kurulan detaylı ve izleyeni hemen içine çeken dünyada kendini sonuna kadar hissettirir. Faşist ve askeri arka plana sahip yöneticiler, yolsuzluğa batmış politikacılar ve bunlara karşı örgütlenen direniş hareketiyle Akira, izleyenlere sunduğu görsel şölen ve seyir zevkinin ötesinde döneminin çok tutarlı ve tavizsiz bir politik panoramasını çıkarıyor.

Persepolis (2007)

Marjane Satrapi’nin aynı isimli grafik romanından beyazperdeye uyarladığı Persepolis, Orta Doğu’nun her daim çalkantılı politik atmosferini bir büyüme öyküsü üzerinden sunarken, İslam Devrimi’nin İran toplumu üzerindeki yıkıcı etkilerini de es geçmiyor. Son derece sadece ama bir o kadar da etkileyici, siyah beyaz bir görsellik sunan Persepolis’in hikâye anlatmaktaki başarısına ek olarak, baskıcı rejimlerin bireyler üzerindeki etkisini yansıtmada izlediği nahif tutum, filmi dokunaklı bir noktaya getiriyor. Anlatısı içinde baskıya karşı isyan etme aracı olarak kullandığı punk müziğin ruhu da Persepolis’in politik yönünü güçlendiriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi