Andrei Tarkovsky’nin 1979 yapımı filmi Stalker inanç, bilim ve özgür iradenin sonsuz çatışmasına dair müthiş bir film. Arkadiy ve Boris Strugatsky’nin Uzayda Piknik adlı kitabından sinemaya uyarlanan film temelde üç kişinin "Bölge" adı verilen gizemli bir yere yaptıkları yolculuğa odaklanıyor. Yaşadıkları totaliter distopyadan, "Bölge"ye yaptıkları yolculuğun amacıysa bu acayip yerin gizemlerine ulaşmak. Zira iddia o ki, "Bölge"deki bir oda insanların her dileğini gerçeğe çeviriyor. Ancak kim ne istediğini gerçekten bilebilir ve her dileğinin gerçek olduğu bir yerin varlığına yürekten inanabilir ki? Film bu yolculuk ve soyutlama üzerinden son derece gerçek ve sert sorular soruyor. Meşhur dokuz buçuk dakikalık sessiz geçen açılış sekansının ardından Tarkovsky bizi monokrom olarak lanse ettiği yoksul bir adamın, filme de ismini veren İz Sürücü’nün dünyasına sokuyor. İz Sürücü, virane evinde karısı ve küçük kız çocuğuyla yaşayan bir adam. İlk bakışta anlamadığımız olağandışı bir mesleği var. Yaşadıkları totaliter rejimin insanlardan, tüm dünyadan gizlediği "Bölge"'ye gitmek isteyen yolculara rehberlik ediyor, bu yüzden de ona Stalker, İz Sürücü deniyor. O gün yine iki yolcusu var. Birisi bir yazar, diğeriyse bir fizik profesörü. Üçlü bu gizemli mekâna doğru yola çıkıp, birçok engeli aştıktan sonra en nihayet rejimin kolluk güçleri de, gerçek hayatlarındaki çalakalem çizilmiş eskizleri andıran binalar da, monokrom görüntüler de geride kalıyor ve bütün film renklerine kavuşuyor. Burası yemyeşil bir görüntüyle karşılasa da onları, aslen nükleer bir felaketin yaşandığı, bir noktada doğa tarafından ele geçirilmiş endüstriyel bir çöplüğü andırıyor. İlk bakışta mucizelerle dolu bir yer gibi görünmüyor, yahut tehlikelerle. Ancak İz Sürücü bu uhrevi yerin zaman zaman çok tehlikeli olabildiğini söylüyor. "Bölge"yle ilgili rivayetler sonsuz. İz sürücü bu mekanın uzaydan düşen bir meteor sonucu oluştuğunu söylüyor. Ancak bu meteor hiçbir zaman devlet tarafından bulunamamış. "Bölge"de yaşanan garip olaylar nedeniyle devlet burayı tüm dünyadan gizlemeye karar vermiş. İz Sürücü’nün küçük kızı da bizzat bu bölgeden etkilenenler arasında yer alıyor. Kızı (filmde finale dek ne olduğunu göremediğimiz) mutant özellikleri taşıyor. Eşi içinse bu İz Sürücü’nün ailelerine getirdiği lanetten başka bir şey değil. Kibirli ve kendisiyle kavgalı bir adam olan yazarla, nispeten daha sakin bir karakter olan profesörün burada neyi aradıklarını uzunca bir süre kendilerinin de bilmediği, İz Sürücü’nün onları yavaş yavaş her dileğin gerçekleştiği odaya doğru götürdüğü, aralarında tefekkür dolu ucu bucağı olmayan tartışmaların gerçekleştiği bir yolculuk başlıyor böylece "Bölge"nin içinden yine "Bölge"nin derinliklerine doğru. Bu yolculuğun sonunda İz Sürücü’nün ödülü belli. "Bölge" onun için bir bağımlılığa dönüşmüş durumda. Maddi dünyanın getirilerine sırtını dönen İz Sürücü, eşinin, çocuğunun ve kendisinin de önüne koyduğu bir nevi manevi zevk sarhoşluğuna kavuşuyor "Bölge"ye her geldiğinde. Başkalarıyla da benzeri bir zevki paylaşabilmeyi, umudu olmayanlara umut vermeyi, hayatı boyunca tek bir arzusunu gerçekleştirebilecek olmanın umuduyla yaşayanların yardımcısı olmayı her şeyin üstünde görüyor. "Bölge" onun için distopyanın gizlediği korkunç bir sır değil, kutsiyet atfettiği bir ibadethane adeta. Yazar ve Profesör’ün motivasyonlarıysa çok daha belirsiz kalıyor uzunca süre. "Bütün dileklerin gerçek olduğu yer"'e gitmeyi kim istemez? Hele ki biri sanatçı bir diğeri bilim adamıyken. Buna karşı duyacağın merak engel tanımaz muhtemelen. Her ikisini de buraya getiren de temelde bu (her ne kadar daha sonra Profesör’ün burayı yok etmek…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Dini kurumları tamamen reddeden, insan hayatından dinin çıkıp yerini sadece rasyonel düşüncenin ve bilimin alması gerektiğini savunan bir düşünceye karşı, insan doğasının inanca her daim ihtiyaç duyacağını, buna bilimin de ihtiyaç duyacağını iddia eden bir film koyuyor ortaya Tarkovsky.

Kullanıcı Puanları: 4.11 ( 16 votes)
80

Andrei Tarkovsky’nin 1979 yapımı filmi Stalker inanç, bilim ve özgür iradenin sonsuz çatışmasına dair müthiş bir film. Arkadiy ve Boris Strugatsky’nin Uzayda Piknik adlı kitabından sinemaya uyarlanan film temelde üç kişinin “Bölge” adı verilen gizemli bir yere yaptıkları yolculuğa odaklanıyor. Yaşadıkları totaliter distopyadan, “Bölge”ye yaptıkları yolculuğun amacıysa bu acayip yerin gizemlerine ulaşmak. Zira iddia o ki, “Bölge”deki bir oda insanların her dileğini gerçeğe çeviriyor. Ancak kim ne istediğini gerçekten bilebilir ve her dileğinin gerçek olduğu bir yerin varlığına yürekten inanabilir ki? Film bu yolculuk ve soyutlama üzerinden son derece gerçek ve sert sorular soruyor.

Meşhur dokuz buçuk dakikalık sessiz geçen açılış sekansının ardından Tarkovsky bizi monokrom olarak lanse ettiği yoksul bir adamın, filme de ismini veren İz Sürücü’nün dünyasına sokuyor. İz Sürücü, virane evinde karısı ve küçük kız çocuğuyla yaşayan bir adam. İlk bakışta anlamadığımız olağandışı bir mesleği var. Yaşadıkları totaliter rejimin insanlardan, tüm dünyadan gizlediği “Bölge”‘ye gitmek isteyen yolculara rehberlik ediyor, bu yüzden de ona Stalker, İz Sürücü deniyor. O gün yine iki yolcusu var. Birisi bir yazar, diğeriyse bir fizik profesörü. Üçlü bu gizemli mekâna doğru yola çıkıp, birçok engeli aştıktan sonra en nihayet rejimin kolluk güçleri de, gerçek hayatlarındaki çalakalem çizilmiş eskizleri andıran binalar da, monokrom görüntüler de geride kalıyor ve bütün film renklerine kavuşuyor. Burası yemyeşil bir görüntüyle karşılasa da onları, aslen nükleer bir felaketin yaşandığı, bir noktada doğa tarafından ele geçirilmiş endüstriyel bir çöplüğü andırıyor. İlk bakışta mucizelerle dolu bir yer gibi görünmüyor, yahut tehlikelerle. Ancak İz Sürücü bu uhrevi yerin zaman zaman çok tehlikeli olabildiğini söylüyor.

“Bölge”yle ilgili rivayetler sonsuz. İz sürücü bu mekanın uzaydan düşen bir meteor sonucu oluştuğunu söylüyor. Ancak bu meteor hiçbir zaman devlet tarafından bulunamamış. “Bölge”de yaşanan garip olaylar nedeniyle devlet burayı tüm dünyadan gizlemeye karar vermiş. İz Sürücü’nün küçük kızı da bizzat bu bölgeden etkilenenler arasında yer alıyor. Kızı (filmde finale dek ne olduğunu göremediğimiz) mutant özellikleri taşıyor. Eşi içinse bu İz Sürücü’nün ailelerine getirdiği lanetten başka bir şey değil. Kibirli ve kendisiyle kavgalı bir adam olan yazarla, nispeten daha sakin bir karakter olan profesörün burada neyi aradıklarını uzunca bir süre kendilerinin de bilmediği, İz Sürücü’nün onları yavaş yavaş her dileğin gerçekleştiği odaya doğru götürdüğü, aralarında tefekkür dolu ucu bucağı olmayan tartışmaların gerçekleştiği bir yolculuk başlıyor böylece “Bölge”nin içinden yine “Bölge”nin derinliklerine doğru. Bu yolculuğun sonunda İz Sürücü’nün ödülü belli. “Bölge” onun için bir bağımlılığa dönüşmüş durumda. Maddi dünyanın getirilerine sırtını dönen İz Sürücü, eşinin, çocuğunun ve kendisinin de önüne koyduğu bir nevi manevi zevk sarhoşluğuna kavuşuyor “Bölge”ye her geldiğinde. Başkalarıyla da benzeri bir zevki paylaşabilmeyi, umudu olmayanlara umut vermeyi, hayatı boyunca tek bir arzusunu gerçekleştirebilecek olmanın umuduyla yaşayanların yardımcısı olmayı her şeyin üstünde görüyor. “Bölge” onun için distopyanın gizlediği korkunç bir sır değil, kutsiyet atfettiği bir ibadethane adeta. Yazar ve Profesör’ün motivasyonlarıysa çok daha belirsiz kalıyor uzunca süre. “Bütün dileklerin gerçek olduğu yer”‘e gitmeyi kim istemez? Hele ki biri sanatçı bir diğeri bilim adamıyken. Buna karşı duyacağın merak engel tanımaz muhtemelen. Her ikisini de buraya getiren de temelde bu (her ne kadar daha sonra Profesör’ün burayı yok etmek için harekete geçtiğini, ancak yolda bu amacını da unuttuğunu öğrensek de). Bu noktada “Bölge”nin bir bilinç taşıdığını ve ziyaretçilerinin gayelerini de, geçmişteki amellerini de sezebildiğini, onlara bu bilinçle muamele ettiğini öğreniyoruz. En nihayetinde İz Sürücü ağzındaki baklayı bir sahnede çıkarıp “Sadece umudunu tamamen kaybedenlere, zavallılara o özel odaya girmeleri için izin verildiğini” söylüyor.

Bu noktada filmin tamamıyla din ve rasyonel düşünce arasındaki sonu gelmez tartışmayla sıkı sıkıya ilişkili bir alegori olduğunu söyleyebiliriz. “Bölge”yi tümden bir öte dünya, hatta cennet tasviri gibi yorumlamak da mümkün. Zaten oluşma sebebi de bir nevi kıyamet senaryosuyla, bir meteorun dünyaya çarpmasıyla gerçekleşiyor. Cennet inancının temelindeki “dünyevi sıkıntıları geride bırakma ve sonsuz mutluluğa erişme” motivasyonunun da yine “Bölge”deki bu her dileği gerçeğe çeviren odayla vuku bulduğunu söylemek mümkün. Dini kurumları tamamen reddeden, insan hayatından dinin çıkıp yerini sadece rasyonel düşüncenin ve bilimin alması gerektiğini savunan bir düşünceye karşı, insan doğasının inanca her daim ihtiyaç duyacağını, buna bilimin de ihtiyaç duyacağını iddia eden bir film koyuyor ortaya Tarkovsky. Filmin temel çatışmasının sadece bu olmadığını da belirtmek gerek. Özgür irade ve inanç arasındaki ilişkiyi, “neye tam anlamıyla inanıyoruz”, “neye aslında inanmadığımız hâlde inanıyor ön kabulüyle boyun eğiyoruz” gibi tartışmaları da filmde bulmak mümkün, ama görsel, ama sözlü olarak. “Bölge” bu anlamda insanoğlunun kararsız bir dengede sürekli bilinç dışına attığı bu tartışmaların görsel karşılığı gibi de duruyor.

İz Sürücü: Bilinç Dışının Yıkıntılarına Yolculuk

“Bölge”nin tasvir edilemez düzeyde garip bir mekân olduğunu ve filmin ana karakterlerini bu garip yerde kaybetmekteki maharetini uzun yıllar boyunca çokça duymuş olmanız kuvvetle muhtemel. Lakin bunca zaman sonra, yeniden izlerken bile filmin insanı en etkileyen tarafı şüphesiz ki hala “Bölge”nin ta kendisi. Tarkovsky’nin müthiş bir tasarıyla 142 planda tamamladığı filminde, mizanseni de anlamı da belirleyen yegâne unsurlardan biri mekân. Böyle bir yerin varolabileceğine, yahut bir film için bile olsa tasarlanabileceğine ikna olmanız bugün bile güç. Bu denli şaşırtıcı bir mekânın, aslen ekibin Estonya’da bulduğu gerçek bir nükleer felaket bölgesi olmasıysa daha da şok edici şüphesiz. Estonya’da 1957 yılında gerçekleşen Çelyabinsk felaketinin ardından terk edilen mekan, üzücü biçimde “Bölge” için bulunmaz bir nimet olmanın yanı sıra, henüz felaket gerçekleşmeden Çernobil felaketinde olabilecekleri de gözler önüne sermiş sanki. Söz konusu felaket, filmin görsel üslubuna etki ettiği gibi, Tarkovsky’e de filme dair en çok ilham veren şeylerin başında geliyor. Rivayet o ki çekimler sırasında radyasyon oranı bu bölgede hâlâ tehlikeli seviyelerdeymiş ve film sonrasında Yazar’ı canlandıran aktör Anatoliy Solonitsyn, yönetmen Andrei Tarkovsky ve yardımcı yönetmeni (aynı zamanda eşi) Larisa Tarkovskaya’nın kansere yakalanıp hayatlarını kaybetmelerinde bu filmin çekim sürecinin etkisi yoğunmuş.

İz Sürücü birçok anıyla insanı şaşkına çeviren ve klişe tabirle bugün bile tazeliğini koruyan bir yapıt. Gösterildiği dönem çoğu büyük ödül töreninde görmezden gelinen, Sovyet rejimi tarafından da epey eleştirilen bir film İz Sürücü. Ancak yönetmenin en cesur filmlerinden biri olarak anılmayı da sonuna dek hak ediyor. Tarkovsky’nin kariyeri boyunca yer yer inançla fazlasıyla haşır neşir olmuş dünya görüşüne katılıyor olsanız da olmasanız da, filmin müthiş finalinin yarattığı hayranlık duygusu etkisini hiç yitirmiyor. Yıllar sonra bile.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi