Bir bilimkurgu filminde uzaylı işgaline maruz kalmış insanları anlatmak ve buradan çeşitli politik söylem biçimlerine ulaşmak, bu türün -artık baygınlık veren- güvenli sahasıdır. Bu sahanın içerisinde kalan bir film, kendini ancak ortalama bir seyir zevkine oturtabilir. Çünkü bu film, güvenli sahada kalarak bilindik izleri takip eder. Örneğin bir düşman koyar ve o düşmanla seyirci arasına çekici bir mesafe çizer. Bu çekici mesafeye sahip olan düşmana korkunç bir çirkinlik de vererek estetik bütünlük yakalar. Ardından bir masum koyar ve o masumu düşmanın çirkinliğine tezat oluşturacak saf bir güzellikle süsler. Bu güzelliğe bir miktar da acı koyar. Ve o acı, bir şekilde filmdeki düşmanla bağdaşır. Böylece seyirci olarak bizler, filmdeki düşmanın kim olduğunu çok iyi anlamış oluruz. Bu güvenli sahanın sınırlarını çizen genelde A.B.D. sinemasıdır. A.B.D.’nin kültür ürünlerinde böylesi ‘’işgal’’ konuları, diğer ülkelerin eserlerine nazaran sayıca daha fazla işlenmiştir. Örneğin A.B.D. sinemasında bilimkurgu türü, Soğuk Savaş döneminde şaha kalkmıştı. Çünkü nükleer tehditler, kafalara yağması muhtemel füzeler, uzay mücadelesi ve bombalardan çok daha sert olan ideolojik duvarlar; bölünen hücreler gibi hızlı bir şekilde yeni ‘’düşmanlar’’ yaratmıştı. Sert ve ağır hakaretler içeren antikomünist propaganda afişleri A.B.D.’nin her yerini süslemişti. Böyle bir dünyanın etkisinde kalan insanlar, sinema filmlerinde başka neyden etkilenebilirdi? Bu nedenle o yıllarda bilimkurgu filmleri, aynı zamanda korku filmi bile sayılabilirdi. Çizili düşman kavramı elbette sadece A.B.D. sinemasıyla ya da genel olarak filmlerle ilgili değildi. Çok eski tarihlerde Avrupa’da Müslümanlar için söylenen "sarazen" sözü de düşmanlaştırmanın bir başka örneğiydi. Fransız Devrimi sırasında kraliyet yanlıları, krallığı devirmek isteyen cumhuriyetçileri yamyam düşmanlar olarak resmettikleri karikatürlerle ünlenmişti. Özetle, çizilmiş düşmanlar her zaman vardı. Captive State filminde karşılaştığımız düşman kavramı da bu örneklere benzer nitelikte. Ancak filmdeki bu uzaylı düşmanlar, benzer istila filmlerinden farklı olarak işgali çoktan gerçekleştirmiş, şehrin büyük bir bölümünün bürokrasisini ele geçirerek bir düzen kurmuşlardır. Yani artık iktidar olmuşlardır. Captive State: Şablonlara Sığınan Bilimkurgu Filmi Captive State, kendini yenilikçi bir uzaylı filmi gibi tanıtsa da ne yazık ki yeterince yenilikçi değil. Filmdeki istila kavramı her ne kadar alıştığımız uzaylı istilası filmlerinden farklı bir şekilde sunulsa da aslında senaryonun vardığı sonuç bir yeniliğe hizmet etmiyor. Ayrıca eski mitlerde bile zalimle, düşmanla işbirliği yapan bir karaktere rastlarız. Sinema filmlerinde ise daha da çok görülen bir durumdur. Bu bakımdan filmde iki ayrı kutba ayrılan karakterler (uzaylılara destek veren işbirlikçiler ve direnişçi muhalifler) senaryonun özgünlüğüne katkıda bulunmuyor. Film, genel olarak işbirlikçi emniyet görevlisi William Mulligan (John Goodman) karakteri ile muhalif direnişçi ağabeyine (Jonathan Majors) yardım eden Gabriel Drummond (Ashton Sanders) karakteri arasındaki çatışmaya odaklanıyor. Ancak bu çatışma ikilinin arasında çok şiddetli bir düşmanlığa neden olmuyor. Fakat filmin kendi karakterlerini anlatmakla ilgili büyük sıkıntıları mevcut. Filmin son anlarına kadar karakterlerin arasındaki bağları ve olayların gidişatını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu aslında filmin oyuncularından çok kurgusuyla ilgili olan bir sorun. 2011 yapımı Maymunlar Cehennemi: Başlangıç - Rise of the Planet of the Apes filmiyle tanınan Rupert Wyatt’ın yönetmenliğini üstlendiği Captive State filmi, bilimkurgu filmlerinde sıklıkla gördüğümüz teknoloji estetiğine (metal yapılar, neon ışıklar, elektronik sinyaller vb.) çok fazla sahip değil. Filmde muhaliflerle işbirlikçiler arasında gerçekleşen çatışma, daha çok tipik casus filmlerini andırıyor.…

Yazar Paunı

Puan - 49%

49%

Belki zorlama bir metafor üretirsek filmin politik sistem üzerinden modern devletlerdeki iktidar ve halk arasındaki ilişkiye göz kırptığını düşünebiliriz. Fakat yine de bence Captive State, nedenselliği inandırıcı olmayan ve şablon taktiklerle hazırlanmış bir bilimkurgu filmi.

Kullanıcı Puanları: 4.83 ( 2 votes)
49

Bir bilimkurgu filminde uzaylı işgaline maruz kalmış insanları anlatmak ve buradan çeşitli politik söylem biçimlerine ulaşmak, bu türün -artık baygınlık veren- güvenli sahasıdır. Bu sahanın içerisinde kalan bir film, kendini ancak ortalama bir seyir zevkine oturtabilir. Çünkü bu film, güvenli sahada kalarak bilindik izleri takip eder. Örneğin bir düşman koyar ve o düşmanla seyirci arasına çekici bir mesafe çizer. Bu çekici mesafeye sahip olan düşmana korkunç bir çirkinlik de vererek estetik bütünlük yakalar. Ardından bir masum koyar ve o masumu düşmanın çirkinliğine tezat oluşturacak saf bir güzellikle süsler. Bu güzelliğe bir miktar da acı koyar. Ve o acı, bir şekilde filmdeki düşmanla bağdaşır. Böylece seyirci olarak bizler, filmdeki düşmanın kim olduğunu çok iyi anlamış oluruz. Bu güvenli sahanın sınırlarını çizen genelde A.B.D. sinemasıdır. A.B.D.’nin kültür ürünlerinde böylesi ‘’işgal’’ konuları, diğer ülkelerin eserlerine nazaran sayıca daha fazla işlenmiştir. Örneğin A.B.D. sinemasında bilimkurgu türü, Soğuk Savaş döneminde şaha kalkmıştı. Çünkü nükleer tehditler, kafalara yağması muhtemel füzeler, uzay mücadelesi ve bombalardan çok daha sert olan ideolojik duvarlar; bölünen hücreler gibi hızlı bir şekilde yeni ‘’düşmanlar’’ yaratmıştı. Sert ve ağır hakaretler içeren antikomünist propaganda afişleri A.B.D.’nin her yerini süslemişti. Böyle bir dünyanın etkisinde kalan insanlar, sinema filmlerinde başka neyden etkilenebilirdi? Bu nedenle o yıllarda bilimkurgu filmleri, aynı zamanda korku filmi bile sayılabilirdi.

Çizili düşman kavramı elbette sadece A.B.D. sinemasıyla ya da genel olarak filmlerle ilgili değildi. Çok eski tarihlerde Avrupa’da Müslümanlar için söylenen “sarazen” sözü de düşmanlaştırmanın bir başka örneğiydi. Fransız Devrimi sırasında kraliyet yanlıları, krallığı devirmek isteyen cumhuriyetçileri yamyam düşmanlar olarak resmettikleri karikatürlerle ünlenmişti. Özetle, çizilmiş düşmanlar her zaman vardı. Captive State filminde karşılaştığımız düşman kavramı da bu örneklere benzer nitelikte. Ancak filmdeki bu uzaylı düşmanlar, benzer istila filmlerinden farklı olarak işgali çoktan gerçekleştirmiş, şehrin büyük bir bölümünün bürokrasisini ele geçirerek bir düzen kurmuşlardır. Yani artık iktidar olmuşlardır.

Captive State: Şablonlara Sığınan Bilimkurgu Filmi

Captive State, kendini yenilikçi bir uzaylı filmi gibi tanıtsa da ne yazık ki yeterince yenilikçi değil. Filmdeki istila kavramı her ne kadar alıştığımız uzaylı istilası filmlerinden farklı bir şekilde sunulsa da aslında senaryonun vardığı sonuç bir yeniliğe hizmet etmiyor. Ayrıca eski mitlerde bile zalimle, düşmanla işbirliği yapan bir karaktere rastlarız. Sinema filmlerinde ise daha da çok görülen bir durumdur. Bu bakımdan filmde iki ayrı kutba ayrılan karakterler (uzaylılara destek veren işbirlikçiler ve direnişçi muhalifler) senaryonun özgünlüğüne katkıda bulunmuyor. Film, genel olarak işbirlikçi emniyet görevlisi William Mulligan (John Goodman) karakteri ile muhalif direnişçi ağabeyine (Jonathan Majors) yardım eden Gabriel Drummond (Ashton Sanders) karakteri arasındaki çatışmaya odaklanıyor. Ancak bu çatışma ikilinin arasında çok şiddetli bir düşmanlığa neden olmuyor. Fakat filmin kendi karakterlerini anlatmakla ilgili büyük sıkıntıları mevcut. Filmin son anlarına kadar karakterlerin arasındaki bağları ve olayların gidişatını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu aslında filmin oyuncularından çok kurgusuyla ilgili olan bir sorun.

2011 yapımı Maymunlar Cehennemi: Başlangıç – Rise of the Planet of the Apes filmiyle tanınan Rupert Wyatt’ın yönetmenliğini üstlendiği Captive State filmi, bilimkurgu filmlerinde sıklıkla gördüğümüz teknoloji estetiğine (metal yapılar, neon ışıklar, elektronik sinyaller vb.) çok fazla sahip değil. Filmde muhaliflerle işbirlikçiler arasında gerçekleşen çatışma, daha çok tipik casus filmlerini andırıyor. Üstün teknolojiyi kontrol eden bir uzaylı grubunun onlara göre daha düşük teknolojiyi kullanan işbirlikçi insanlara neden bu kadar ihtiyaç duydukları da ayrı bir soru işareti. Çünkü bu polisler örneğin GPS gibi standart bir teknolojiyle muhalifleri kontrol etmeye çalışıyor. Bu bakımdan filmin teknolojiye olan bakışı çok tutarsız ve vizyonsuz. İstila edip egemenlik kurabilecek kadar güçlü olan uzaylıların görece daha basit araçlara sahip olan güçsüz insan türüne gereksinim duyması bir tutarlılık yaratmıyor. Ayrıca uzaylıların nereden geldiği, ne için geldiği ve neden bir politik sistemi üstlendiklerinin altı yeterince doldurulmuyor. Belki zorlama bir metafor üretirsek filmin bu politik sistem üzerinden modern devletlerdeki iktidar ve halk arasındaki ilişkiye göz kırptığını düşünebiliriz. Fakat yine de bence Captive State, nedenselliği inandırıcı olmayan ve şablon taktiklerle hazırlanmış bir bilimkurgu filmi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi