İstanbul'da hayat sokaklarda geçer. İstanbul sokaklarında aklınıza gelebilecek her şey satılır. Bu sokaklarda gezen satıcılar da şehrin yansımaları gibidir. Sokak tüccarlarının kültürü ortadan kalktığında mahallelerin sosyal uyum ve kimliği de aynı şekilde ortadan kalkar. Giulia Frati’nin yönetmenliğini yaptığı İstanbul Yakınları belgeseli de yıllardan beri bu şehrin yansıması olan sokak satıcılarının hayatlarının değişmesini, kentsel dönüşüm adı altında yıkılan mahalleleri, değişen sosyo-kültürel hayatı, yeninin ‘’başarısını’’ ve eskinin kaybını 2010 ve 2015 yılları arasına sığdırarak etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarıyor. İstanbul Yankıları: "İşte Geldim, Gidiyorum." Belgesel üç farklı zamanda, birbirlerinden farklı işler yapan üç karakterimiz ve onların yaşadıkları - çalıştıkları yerler üzerinden şehrin hızla soylulaştırılmasına, sterilleştirilmesine, "modern ve temiz" bir çevre yaratılmak istenmesine odaklanıyor. 50 yıldır Tarlabaşı sokaklarında ‘’Ben geldim, gidiyorum’’ diye bağırarak poğaça satan İsmet Amca, iktidarın tefeci politikalarına maruz kalıp, mahalle sakinlerinin yerlerinden edildiği Sulukule’de yıllardır midyecilik yapan ve Sarıgöl Mahallesi’nde oturan Halit Abi ve pazarlarda perde satarak geçinmeye çalışan, Gaziosmanpaşa’da oturan Zeynep... İnşaat sektörüne can suyu verme ve yeni rant alanları yaratma amacı taşıyan ve aslında rantsal dönüşüm olarak adlandırılması gereken kentsel dönüşüm, 5 yılda tüm karakterlerimizi ve ailelerini yaprak gibi savurup atıyor. Bu belgeselle bir kez daha emin oluyoruz ki; kentsel dönüşüm, eski yapıları yıkıp yerine yenilerini yapmak demek değildir. Hele ki toplu konut inşa etmek hiç değildir. Kentsel dönüşüm sosyal hayatla başlar. Bölgenin sosyal yaşantısına etki ederek kentsel dönüşüm yapılmak zorundadır. Yoksul insanların evlerini zorla yıkıp yerine yapılanları gerçek değerinden kat be kat fazlasına, üst gelir grubuna satmak kentsel dönüşüm değildir. Ranttır. Bu projeler sürdürülebilir, dönüştürülebilir ve korunabilir olmayan, sosyo-kültürel etkileri düşünülmemiş politikalardır. Aslında tüm bu meseleyle ilgili en can alıcı noktaya midyeci Halit Abi’nin eşi, gecekondudan bozma evlerinin bahçesindeyken parmak basıyor: ‘’Bana 5. Katta daire verseler ne olur? Ben bu seviyenin insanıyım. Ben burada huzur bulmuşum.’’ 2012 yılına geldiğimizde İsmet Amca Tarlabaşı’ndaki fırınından çıkmak zorunda kalmış, Büyükçekmece’ye göçmüş ve bu steril ortamda ‘’Ben geldim, gidiyorum’’ diye bağırmadan simit satmaya çalışıyor. Halit’in Sarıgöl’deki evi rantsal dönüşümün pençesine düşmüş.  Sulukule’de ise, kapısında "Bu atölye yıllarca ihmal edilmiş ve sonunda dozerlerin istilasına uğramış bir mahalleye gönüllü yurttaşların armağanıdır" yazan, yüreği güzel insanların muhteşem bir armağanı olan Sulukule Çocuk Atölyesi’ndeyiz. Ve bu atölyeden çıkan, Asil Koç (Slang), Veysi Özdemir (V.Z.) ve Burak Kaçar’dan oluşan (Zen-G), tüm bu meselelerle dertleri olan ve evlerinden atılmayı kendilerine yediremeyen gençler; Tahribat-ı İsyan grubuyla tanışıyoruz. Bir yıl sonraki Gezi Direnişi’nde kendilerini Gezi Parkı’nda dinleme imkanı buluyoruz. Gençlerin söylediği gibi: ‘’Biz yıllar önce Sulukule’de direnmiştik, onlar da şimdi burada direniyorlar.’’ 2015’e geldiğimizde ise belgeselin başındaki hayatların adeta bir yaprak gibi rüzgarda uçtuklarına şahit oluyoruz. Zeynep ve ailesi İstanbul’u bırakıp Tekirdağ’a göçmüş, Halit’in mahallesinin yarısı yıkılmış, diğer yarısı TOKİ bloklarına dönüşmüş, aileler arada bir hayat yaşıyor. Tahribat-ı İsyan, isyanına devam ediyor. Ve İsmet Amca… Büyükçekmece sahilinde gün batımında özgürce bağıramasa da, kendince mırıldanıyor: ‘’İşte Geldim, gidiyorum…’

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

İstanbul Yakınları, yıllardan beri bu şehrin yansıması olan sokak satıcılarının hayatlarının değişmesini, kentsel dönüşüm adı altında yıkılan mahalleleri, değişen sosyo-kültürel hayatı, yeninin ‘’başarısını’’ ve eskinin kaybını 2010 ve 2015 yılları arasına sığdırarak etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.35 ( 1 votes)
68

İstanbul’da hayat sokaklarda geçer. İstanbul sokaklarında aklınıza gelebilecek her şey satılır. Bu sokaklarda gezen satıcılar da şehrin yansımaları gibidir. Sokak tüccarlarının kültürü ortadan kalktığında mahallelerin sosyal uyum ve kimliği de aynı şekilde ortadan kalkar. Giulia Frati’nin yönetmenliğini yaptığı İstanbul Yakınları belgeseli de yıllardan beri bu şehrin yansıması olan sokak satıcılarının hayatlarının değişmesini, kentsel dönüşüm adı altında yıkılan mahalleleri, değişen sosyo-kültürel hayatı, yeninin ‘’başarısını’’ ve eskinin kaybını 2010 ve 2015 yılları arasına sığdırarak etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarıyor.

İstanbul Yankıları: “İşte Geldim, Gidiyorum.”

Belgesel üç farklı zamanda, birbirlerinden farklı işler yapan üç karakterimiz ve onların yaşadıkları – çalıştıkları yerler üzerinden şehrin hızla soylulaştırılmasına, sterilleştirilmesine, “modern ve temiz” bir çevre yaratılmak istenmesine odaklanıyor. 50 yıldır Tarlabaşı sokaklarında ‘’Ben geldim, gidiyorum’’ diye bağırarak poğaça satan İsmet Amca, iktidarın tefeci politikalarına maruz kalıp, mahalle sakinlerinin yerlerinden edildiği Sulukule’de yıllardır midyecilik yapan ve Sarıgöl Mahallesi’nde oturan Halit Abi ve pazarlarda perde satarak geçinmeye çalışan, Gaziosmanpaşa’da oturan Zeynep… İnşaat sektörüne can suyu verme ve yeni rant alanları yaratma amacı taşıyan ve aslında rantsal dönüşüm olarak adlandırılması gereken kentsel dönüşüm, 5 yılda tüm karakterlerimizi ve ailelerini yaprak gibi savurup atıyor. Bu belgeselle bir kez daha emin oluyoruz ki; kentsel dönüşüm, eski yapıları yıkıp yerine yenilerini yapmak demek değildir. Hele ki toplu konut inşa etmek hiç değildir. Kentsel dönüşüm sosyal hayatla başlar. Bölgenin sosyal yaşantısına etki ederek kentsel dönüşüm yapılmak zorundadır. Yoksul insanların evlerini zorla yıkıp yerine yapılanları gerçek değerinden kat be kat fazlasına, üst gelir grubuna satmak kentsel dönüşüm değildir. Ranttır. Bu projeler sürdürülebilir, dönüştürülebilir ve korunabilir olmayan, sosyo-kültürel etkileri düşünülmemiş politikalardır. Aslında tüm bu meseleyle ilgili en can alıcı noktaya midyeci Halit Abi’nin eşi, gecekondudan bozma evlerinin bahçesindeyken parmak basıyor: ‘’Bana 5. Katta daire verseler ne olur? Ben bu seviyenin insanıyım. Ben burada huzur bulmuşum.’’

2012 yılına geldiğimizde İsmet Amca Tarlabaşı’ndaki fırınından çıkmak zorunda kalmış, Büyükçekmece’ye göçmüş ve bu steril ortamda ‘’Ben geldim, gidiyorum’’ diye bağırmadan simit satmaya çalışıyor. Halit’in Sarıgöl’deki evi rantsal dönüşümün pençesine düşmüş.  Sulukule’de ise, kapısında “Bu atölye yıllarca ihmal edilmiş ve sonunda dozerlerin istilasına uğramış bir mahalleye gönüllü yurttaşların armağanıdır” yazan, yüreği güzel insanların muhteşem bir armağanı olan Sulukule Çocuk Atölyesi’ndeyiz. Ve bu atölyeden çıkan, Asil Koç (Slang), Veysi Özdemir (V.Z.) ve Burak Kaçar’dan oluşan (Zen-G), tüm bu meselelerle dertleri olan ve evlerinden atılmayı kendilerine yediremeyen gençler; Tahribat-ı İsyan grubuyla tanışıyoruz. Bir yıl sonraki Gezi Direnişi’nde kendilerini Gezi Parkı’nda dinleme imkanı buluyoruz. Gençlerin söylediği gibi: ‘’Biz yıllar önce Sulukule’de direnmiştik, onlar da şimdi burada direniyorlar.’’

2015’e geldiğimizde ise belgeselin başındaki hayatların adeta bir yaprak gibi rüzgarda uçtuklarına şahit oluyoruz. Zeynep ve ailesi İstanbul’u bırakıp Tekirdağ’a göçmüş, Halit’in mahallesinin yarısı yıkılmış, diğer yarısı TOKİ bloklarına dönüşmüş, aileler arada bir hayat yaşıyor. Tahribat-ı İsyan, isyanına devam ediyor. Ve İsmet Amca… Büyükçekmece sahilinde gün batımında özgürce bağıramasa da, kendince mırıldanıyor: ‘’İşte Geldim, gidiyorum…’

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi