Filmin ana karakterleri, Alex, Marcus ve Pierre’in birbirleriyle olan ilişkileri üzerinden bir intikam öyküsü sunan Irréversible; Gaspar Noé’nin kendine has sinemasının ilk örneklerinden. Gaspar Noé, Carne ve Seul contre tous ile alışılagelmiş sinema anlayışını, hem içerik hem de biçim açısından bozacağının sinyallerini vermişti. Kan, şiddet, ensest gibi seyircinin görmekten hoşlanmayacağı ögeleri gösterirken, Carne ve Seul contre tous’da filmden ayrılmaları için seyircileri uyarmayı da ihmâl etmemişti. İlk iki filmin uyarı için yeterli olduğunu düşünmüş olacak ki, Irréversible’da uyarı yapmaya gerek duymadı. 2002 yapımı Irréversible’ın özellikle Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminde izleyicilerin verdiği reaksiyonlar ve yüzlerce kişinin salonu terk etmesi ile Gaspar Noé; izlemesi zor, sarsıcı filmler yapan bir yönetmen olduğunu kanıtladı.

Carne ve Seul contre tous’nun başrolü kasap karakterini gördüğümüz bir sahne ile başlayan Irréversible; izleyiciye homofobik olduğunu bildiğimiz kasabın yolculuğunun, oturduğu binanın aşağısındaki Rectum adında gay bir barın bulunduğu bir binaya sürüklendiğini gösterir. Kasabın başarısızlıkla sonuçlanan kendi öyküsünü bitirirken “Zaman her şeyi yok eder” demesiyle binanın aşağısındaki Rectum Bar’a odaklanır ve Alex’in öyküsüne geçiş yapar. Güzelliği ile dikkat çeken Alex, sevgilisi Marcus ile birlikte yaşar. Öğretmen olan, kendinden çok etrafındaki insanları önemseyen eski eşi Pierre ve daha çocuksu, umursamaz tavırlarıyla dikkat çeken Marcus ile birlikte partiye giderler. Partiden tek başına ayrılan Alex’in girdiği tünelde tecavüze uğraması sonucu, Marcus’un histerik biçimde tecavüzcüyü arayarak intikam almak istemesi, Pierre’in de Marcus’u dizginlemeye çalışması üzerinden bir intikam anlatısı başlar. Fakat Noé, normalde filmin sonunda olması gereken jeneriği, film başlarken tersten akıtarak, filmi biçimsel açıdan bozulmaya uğratacağının sinyallerini verir. Filmin kurgusuna da hâkim olan ters (reverse) akış sayesinde hikâyeyi sondan başlatarak, plan sekanslar halinde gösterir. İzleyici henüz karakterleri tanıyamadan olayların içine düştüğü için karakterlerle özdeşlik kuramadan, korkunç bir şiddete tanık olur. Noé, kimin “haklı ya da haksız”, kimin “iyi ya da kötü” olduğuna dair hiçbir şey söylemeden, yangın söndürücü ile kafası ezilen bir adamla seyirciyi karşı karşıya bırakır. Oysa ki hikâyeyi baştan sona doğru lineer bir kurguyla anlatsaydı; seyirci daha ilk sahnede afallamayacak, öncesinde katarsis yaşayarak bütün film boyunca Alex’in intikamının alınmasını beklediği için kafası ezilen adamı gördüğünde rahatlayabilecekti. Noé; sondan başa doğru hikâyeyi parçalayarak anlattığı için ise seyirciyi daima tetikte tutmayı başarır ve düşük frekanslı ses, hareketli kamera kullanımı gibi rahatsız edici bütün teknikleri birleştirerek, seyircinin en rahatlayabileceği anlarda bile rahatsız olmasını, tedirgin hissetmesini sağlar.

Tersten Akan Zamanın Şiddete Etkisi

Olay yerinde, Pierre’in ve Marcus’un ifadeleri alındıktan sonra yanlarına iki adam gelir. Kendilerini semtin asıl sahipleri gibi tanıtarak, polisin ve yargının işlevsizliğinden ve de sokağın adaletinden bahsederek, para karşılığında tecavüzcüyü bulabileceklerini söylerler. Çaresiz ve ne yapacağını bilemez halde olan Marcus, adamların teklifini kabul eder. Alex’in yaşadıklarının intikamını almaya çalışan Marcus, sabırsız ve histerik bir şekilde şiddet kullanmaktan çekinmeyerek adamı aramaya başlar. Şiddete şiddetle karşılık vermesi, gerçek adaletin bu olduğu düşüncesi belki hep zihninin derinliklerinde geziyordu ama sokaktaki iki adam tarafından su yüzüne çıkarılmıştır. Öyle ki adamı bulma yolunda Alex’in başına gelen şiddetin farkında olmasına rağmen Marcus; trans kadına, taksiciye ve bardaki bir adama da şiddet uygulamaktan çekinmemiştir. Trans kadının boynuna bıçak dayayarak Tenia’nın Alex’e yaptığına benzer şekilde tehdit etmesi ise son derece sarsıcı ve sorgulatıcıdır. Tenia’nın Alex’e uyguladığı şiddet, Marcus’un diğer insanlara uyguladığı şiddeti meşrulaştırmaz. Nitekim hikâyenin tersten anlatı yapısı da bu meşrulaşmanın önüne geçer. Fakat bütüne baktığımızda; Tenia’nın Alex’i nasıl tehdit ettiği bilmemesine karşın Marcus’un da içgüdüsel olarak aynı tehdit biçimini uyguladığını görürüz. Bu da şiddetle erilliğin bağlantısını ve iç dünyasında Marcus’un, Tenia’dan farkını sorgulatır. Tecavüzcünün kimliğini öğrenip yanına gitmeye çalıştıklarında Pierre, Marcus’u sakinleştirip, hastaneye Alex’in yanına gitmeleri gerektiğini söyler. Adamın bulunduğu gay bara geldiklerinde ise Tenia’nın yanındaki adamı Tenia sanan Marcus, adamla kavga eder. Marcus’un kolu kırılınca Alex’e olduğu gibi Marcus’a da tecavüz edilmeye çalışıldığında o ana kadar pasifliğini koruyan Pierre devreye girer. Adama, yangın söndürücüyle başı ezilene kadar vurur. Hikâyeyi baştan sona doğru aldığımızda; zaman karakterlerin içinde birçok şeyi yok eder, siler. Marcus’un elinden umursamazlığını, tutuklanan Pierre’den özgürlüğünü, Alex’ten çocuğunu, psikolojik-fiziksel sağlığını ve daha sayamayacağımız kadar çok şeyi… Bu yok oluş sürecinde hiçbir şey kaybetmeden çıkabilen tek kişi ise Tenia olur.

Eğer filmi başından sonuna doğru izlemiş olsaydık, başından beri şiddeti Pierre’den değil, Marcus’dan beklemiş olacak ve de Noé senaryosuyla ters köşe yapmış olacaktı. Fakat filmdeki karakterleri en başından tanımadığımız, şiddetin sebebini bilmediğimiz için film ilerlerken bir süre boyunca karakterlerin hepsi gri olarak kalır. Yine doğrusal akışla izlenilse; Tenia’ya karşı oluşan nefret ile bar sahnesindeki şiddet seyirci tarafından kabul görebilecekken, başlangıçta yoğun ve “sebepsiz” şiddetle karşılaşan izleyici üzerinde şiddetin irrite edici bir etkisi oluşur.

Filmde şiddet seviyesi oldukça yüksek başlayarak, yavaş yavaş azalır. Şiddet ve kaos sahneleri son bulup, izleyici nefes almaya imkân bulduğunda Marcus, Alex ve Pierre’i partiye giderken görürüz. Alex, zaman üzerine okuduğu bir kitaptan bahseder: “Gelecek her şeyiyle kesin olarak belirlenmiş ve bunun kanıtı da rüyalarımız.” Bir sonraki sekansta ise kendini kırmızı bir tünelde gördüğünü söyler. Bu diyaloglara baktığımızda bilinçaltı üzerinden ikinci bir okuma da yapılabilir. Fakat filmin başında Kasap karakterinin söylediği ve filmin sonuna yazarak yönetmenin de vurguladığı “Zaman her şeyi siler” söylemi üzerinden zamana atfedilen yok oluş, biçimsel anlatımın da katkısıyla daha ön plana çıkmaktadır. Son sahnede -Alex çimenlerde uzanıp zaman hakkında bir kitap okurken- kamera saat yönünün tersi yönünde döner. Sondan başa doğru olan kurguyla yaşananlar silinirken, biçimsel olarak (kameranın saat yönünün tersine dönmesi) zamanda geri dönülmesiyle bir nevi “geleceğe dönüş” hissini yaratır, Gaspar Noé. Filmin sonunda epileptik etki yaratan, yanıp sönen yazılarla da filmin başını hatırlatarak, adeta olayları unutmamıza izin vermez.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi