GcoEGkRKVMw


Ingmar Bergman izleyiciyle nasıl bir bağ kurar ve bu bağın temelleri nereye dayanır? Aslında Bergman tüm bu soruların cevabını yıllar önce gerçekleştirdiği bir röportajda anlattığı öykü aracılığıyla yanıtlamış.

Ingmar Bergman, Avrupa Sineması içerisindeki etkileriyle beraber bütün dünyaya yayılmış olan, sinemasında yapmış olduğu sorgulamalar ile beraber unutulmaz bir etki yaratmış, zaman içerisinde süregelen melankoli ve varoluşsal sorgulamalarla zihnindeki soru işaretlerini görüntüler ile birleştirmiş muazzam bir yönetmendir. Bir papazın oğlu olarak dünyaya gelen Bergman, kiliselerdeki figürler ile beraber büyümüş ve Hrıstiyanlığın öğretilerinin aktarıldığı bu ikonalarla beraber büyürken onları sorgulamaya başlamıştır. Genelde sinemasının özelliği kendi üstüne kapanıyor olmasıdır denebilir. Bu kendi üstüne kapanan sinema dünyadan, dünyevi sorunlardan ve toplumsal olaylardan uzak görünse de bireyi temel alarak aslında tüm bu konular ile ilgili de tespitleri içerisinde barındırır. Bergman’ın filmleri genelde melankoli çatısı üzerinden kurgulanır ve bu kurgu içerisinde bir varoluş sorgulaması; tanrı-din-ruh ve beden sorunsalları vardır.

Ingmar Bergman Sanatçı ve İzleyici Arasındaki Bağı Bir Hikâyeyle Açıklıyor

Elbette bu denli kendine dönük bir sinema yapan Bergman’ın filmografisi aracılığıyla zihninde izleyiciyi nerede konumlandırdığı merak konusudur. Bergman izleyiciyle nasıl bir bağ kurar ve bu bağın temelleri nereye dayanır? Aslında Ingmar Bergman tüm bu soruların cevabını gerçekleştirdiği bir röportajda paylaştığı öyküyle yanıtlıyor.

Ortaçağ’da, Çin’de yaşayan bir ağaç oymacısından bahsedilen bu hikâyede, zanaatkârdan tapınağın zilleri için bir ayaklık yapması istenir. Ağaç oymacısı bu onurlu görev için hemen işe koyulsa da ilk denemesinde ortaya çok kötü bir çalışma çıkarır. Çünkü ayaklığı yaparken kazanacağı parayı düşünmüştür. İkinci denemesinde zanaatkâr yine başarısız olur çünkü bu kez aklında yapacağı ayaklıkla herkesin sevgisini kazanmak vardır. Üçüncü denemesinde yeni bir başarısızlığın kapısını aralar çünkü bu kez de yapacağı eserden çok onunla nasıl ölümsüzleşeceğini düşünmüştür. Son denemesinde ise tüm bu düşüncelerden kurtulup yalnızca güzel bir ayaklık yapmaya odaklanır ve ortaya çıkan sonuçla hem arzuladığı parayı hem insanların sevgisini hem de ölümsüzlüğü kazanır. Bergman’ın paylaştığı bu hikâyede seyirciye yaklaşımını net bir biçimde görmek mümkün. Bergman, sinemasında izleyici için bir şey yapmaz, güzel olanı yapmakla ilgilenir ve buradan takdir kazanır. Beğenilmek üzere, beklentiyle yapılar işler ise içtenliğini ve değerini yitirebilir dahası sanatçıyı özgürleşmekten mahrum bırakır.

Bergman’ın paylaştığı hikâyeye aşağıdan ulaşabilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi