1998’de düzenlenen 70. Akademi Ödülleri Töreni’nde Onursal Oscar ödülü kazanan yönetmen Stanley Donen, unutulmaz ödül konuşmasında başarısını onlarca ünlü senarist, müzisyen ve oyuncuyla çalışmasına bağlıyor ama son saniyede şu eklemeyi yapıyordu: “Kendinizi göstermelisiniz! Aksi takdirde övgü almaz ve (ödülünü göstererek) bu arkadaşlardan birine sahip olamazsınız!”

Alçak gönüllü davranarak kendi başarısını arka planda tutmak ya da tırnaklarıyla kazıyarak sektörde hak ettiği yere gelebilmek… Tam da Donen’in kariyerini özetleyebilecek bir ikilem. Henüz 20’li yaşlarında Gene Kelly ile Yağmur Altında – Singin’ in The Rain”e imza atmasına rağmen bu başarıda Kelly’nin gölgesinde kalan Donen, aslında 1930’lu yıllarda sesli filmlerin yaygınlaşmasıyla yükselen bir türe dönüşen müzikalleri yeni bir döneme aktarmayı başarmıştır. “Sahne arkası” olarak adlandırılan ilk müzikaller, genelde bir şovun etrafında dönen ilişkileri aktarmayı tercih ederken Donen bu anlayışa reaksiyon göstererek müzikalleri gerçek hayata ve doğal mekanlara taşımıştır. Sabit bir şekilde dansçıyı çeken kamera da zamanla kendi sınırlarını zorlamaya, daha geniş koreografileri hayatın bir parçası olarak vermeye meyletmiştir. Bu gösterişli değişim, ilk bakışta Donen’in çalıştığı ekibin profesyonelliği ile geçiştirilebilir. Fakat onun becerisi tam da bu esnada anlaşılır: Senaryo, oyunculuk, müzik ve koreografi gibi unsurları seyircinin en mükemmel biçimde algılayacağı şekilde bir araya getirip sunmak.

Peki ya ilerleyen yıllarda Neşeli Günler – The Sound of Music projesini inanmadığı için reddeden bir yönetmen, neden başarısız bir tiyatro oyunundan uyarlanan Sonsuz Aşk – Indiscreet’i yönetmek ister? Bu tercihin iki sebebi olduğunu düşünebiliriz. İlki, 1950’li yıllarda müzikallerin görkemini ve izleyicisini kaybetmesi nedeniyle Donen’in yeni türlere yelken açmasıdır. İkincisi ise bu yolculuğa stüdyoların boyunduruğundan kurtularak çıkması ve kendi yapım şirketini kurmasıdır. Fakat ilginç olan nokta, bütün değişimlere karşın, Indiscreet’in tam da klasik bir Donen filmine dönüşmesidir.

Filmde bir tiyatro oyuncusu Anna Kalman (Ingrid Bergman) ile finansçı Philip Adams (Cary Grant) arasındaki aşk ilişkisi anlatılır. Bir ayrılığın hemen ardından gerçek aşkı bulduğunu düşünen Anna, bu sefer de yeni bir engelle karşılaşır: Philip evlidir ve eşinden boşanmaya niyeti de yoktur. Zaman geçtikçe ve ikilinin birbirlerine duydukları tutku büyüdükçe Anna, bu gizemli ve yakışıklı adam hakkında yeni sırlar öğrenmeye başlar. İkili arasındaki ilişkinin ne kadarının gerçek ne kadarının bir oyun olduğu karmaşık bir hâl alır.

Stanley Donen bu sefer bir müzikal çekmemesine rağmen kendi tarzını başarıyla filme yansıtır. Öncelikle Bergman ve Grant gibi perdedeki sihrini kanıtlamış iki oyuncuyu yeniden karşı karşıya getirir. Yakın çekim planlar aracılığıyla izleyiciyi sıradan halktan olmayan bu iki karakter arasındaki ilişkiye hemen inandırır. Yasak aşk üzerine kurulu hikayeyi ustaca manevralarla başka ahlaki ikilemlere taşır. Bunu yaparken Ernst Lubitsch filmlerini hatırlatan hınzırca bir komedi anlayışını yansıtır. Anna karakterinin oyuncu oluşu ve yer aldığı tiyatro oyunundaki repliklerini ustaca kendi ilişkisine yedirmesi, izleyici için de filmi keyifli bir hale getirir. Filmin zirve anı da Anna’nın “Evli olmadığı halde beni sevmeye nasıl cesaret edebilir?” repliğidir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve ilişkiler üzerine çekildiği dönem düşünüldüğünde yeni bir şey ekleyemeyen ve klişelere yaslanan film, evlilik kurumunu bir taraftan kutsallaştırırken diğer taraftan dalgasını geçerek ikili oynamayı tercih eder.

Indiscreet: Yönetmenin İmzası

Stanley Donen kendi filmleri üzerine verdiği bir röportajda “24 saat boyunca hayatın sillesini yiyen insanların kendi hayatlarında kurallarla kuşatıldığına ve bu denklemden ancak eğlence yoluyla çıkabileceğini” ifade etmektedir. Bu nedenle onun müzikalleri her zaman sıradan insanların kendilerinin daha büyük yapılarla (kent ve sinema endüstrisi gibi) olan yumuşak mücadelelerine yönelir. İnsanlar dans ve müzik yoluyla kendilerini gerçekleştirerek ütopik bir dünya ile saklanan gerçekler arasındaki paradoksa dikkat çekmektedirler. “Indiscreet” ise sıradan insanlar yerine sosyeteden karakterler seçerek bu anlayışın dışına çıkarken müzik ve dansı da bir kenara -karakterler arası gerilimi yansıtan kısa bir sekans dışında- bırakır. Büyük laflar etmemekle beraber karakterlerinin yalanlarla dolu hayatlarını ve birbirlerini kıskandırmak için yaptıkları numaraları göstererek zenginlikten, liyakatten ve saygıdan oluştuğu düşünülen o görkemli dünyayı alttan alta oymayı başarır. Anna’nın giydiği süslü ve pahalı kıyafetler ile Philip’ın şık smokinleri, birbirlerine olan yaklaşımları ile birer komedi unsuruna dönüşür.

Müzikalleri gerçek hayata taşıyan Donen, Indiscreet ile iç mekânlara dönüş yapar. Buna karşın geniş plan çekimleri ile bu iç mekanları yaşayan birer organizma gibi yansıtır. Technicolor’un da etkisiyle renklerin coşkulu biçimde dans ettiği sekanslar, filmin gösterişli yüzünü meydana getirir. Dönemin sansür kuralları da Donen için bir mücadele alanıdır. Bergman ve Grant’i aynı yatakta uzanırken gösteremeyen yönetmen, karakterlerini iki farklı yatakta çekerek bölünmüş ekran (split screen) teknolojisini kullanır. Böylece iki farklı şehirdeki Anna ve Philip’i aynı yataktaymış gibi gösterir.

Indiscreet’in günümüzde pek bilinmemesinin birçok nedeni olabilir. Biraz eski kafalı olması, müzikallerle bilinen bir yönetmenin elinden çıkması ve görsel açıdan iç mekanlara hapsolması gibi… Buna karşın etkili oyunculukları, başarısız bir sahne oyununun döneminin finansal açıdan en başarılı filmlerinden birine dönüştürülmesi ve neredeyse akmayan bir hikayenin ustaca hamlelerle rayına oturtulması nedeniyle Stanley Donen’in kariyerini özetleyen bir yapımdır: Bütün iyi özellikleri toplar ve onları mükemmel bir şekilde sunar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi