IndieWire, son 10 yılın en tartışmalı 20 filmini derlediği bir liste yayınlandı. Listede Ghost in the Shell, Joker, Blue Is the Warmest Color, Love, mother! gibi tartışma yaratan yapımlar yer alıyor.

Son 10 yılın sinema dünyası, The Avengers, Bridesmaids, The Hunger Games: Catching Fire, Star Wars: The Force Awakens gibi ana akım sinemada hafızalara kazınmış ve büyük etki yaratmış filmlerin çıkmasına vesile olurken tartışma yaratan filmlere de sahne oldu. IndieWire da buradan yola çıkarak son 10 yılın en tartışmalı 20 filmini derlediği bir liste yayınlandı.

Hollywood’daki white-washing durumunun en belirgin örnekleri arasında yer alan Emma Stone’lu Aloha ve Scarlett Johansson’ın başrolünde yer aldığı Ghost in the Shell gibi yapımlar listenin kaçınılmazları olarak yer alıyor. İzleyicileri derinden etkileyen, sınırları zorlayan ve deyim yerindeyse işkence pornosunun içerisine sürükleyen A Serbian Film, uzun seks sahneleri ve 3D olmasıyla çok konuşulan, her filmiyle tartışmaların odağında yer alan Gaspar Noé imzalı Love, filmdeki şiddet kullanımı nedeniyle bazı izleyicilerin tepkisini çeken ve Joaquin Phoenix’in performansıyla çok konuşulan Joker, Venedik ve Toronto film festivallerinde izleyiciyi ikiye bölen, beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni de olan, derin bir okumaya açık olan senaryosuyla hafızalara kazınan Darren Aronofsky’nin yönettiği mother! filmleri de kendisine yer buluyor.

Öte yandan iki filmiyle de listeye giriş yapan yönetmenler de yer alıyor. Hafızanızı yokladığınızda bu isimleri tahmin etmek aslında çok zor değil. Abdellatif Kechiche’in kadın karakterlere yaklaşım şekliyle eleştiri oklarının hedefi olan Blue Is the Warmest Color ve yönetmenin iki yıl arayla izleyici karşısına çıkardığı Mektoub, My Love serisi ile Melancholia’nın Cannes’daki basın toplantısında Hitler’i bir insan olarak anladığını hatta ona biraz sempati duyduğunu dile getirmesiyle ortalığı karıştıran Lars von Trier’in, iki bölüm hâlinde çektiği Nymphomaniac ve ana karakteri Jack’in kadın karakterlere karşı yaklaşımından ve kadınlara karşı gösterdiği aşırı şiddetli davranışları yüzünden eleştirilen The House That Jack Built, bu listede dikkatleri üzerine çekiyor.

Son 10 yılın sinema tarihine damga vuran filmlere göz gezdirebileceğiniz, bu filmlerin neden izleyiciler ve eleştirmenler arasında tartışma yarattığını detaylarıyla öğrenebileceğiniz listenin tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Indiewire’a Göre Son 10 Yılın En Tartışmalı 20 Filmi

Aloha – Cameron Crowe (2015)

Hollywood’daki white-washing durumunun en belirgin örneklerinden biri, Cameron Crowe’un yönettiği 2015 yapımı Aloha filmiydi. Filme gelen tepkilerin sebebi ise Emma Stone’un yarı Hawaiili yarı Asyalı bir karakteri canlandırmasıydı. Filmde Asyalı bir karakteri canlandırdığı için tepki çeken Emma Stone, daha önce özür dilemiş, filme gelen tepkilerin birçok konuda gözlerini açtığını ifade etmiş ve bu sorunun ne kadar yaygın olduğunun farkına vardığını söylemişti. Bu açıklamalardan yaklaşık dört yıl sonra Emma Stone, 76. Altın Küre Ödülleri’nin açılış konuşmasında Sandra Oh’un Hollywood’daki white-washing vakalarıyla ilgili sözlerine üzerine bir kez daha özür diledi.

The Birth of a Nation – Nate Parker (2016)

Amerika’da oldukça çetin şartlar altında çalıştırılan kölelerin 1831 yılında Nat Turner’ın önderliğinde ayaklanmasını beyazperdeye aktaran, 2016 Sundance Jüri Büyük Ödülü ve İzleyici Ödülü’nü kazanan,  The Birth of a Nation‘ın Sundance’de kazandığı ödüller sayesinde Oscar yarışında iddialı olması bekleniyordu. Ancak filmin Amerika’daki gösterimine kısa bir süre kala filmin önüne geçen bir olay yaşandı. Yönetmen Nate Parker ve filmin senaristlerinden Jean McGianni Celestin’in yıllar önce Penn State’teki bir öğrenciye tecavüz etmekle suçlandığı ortaya çıktı. Celestin, cinsel saldırıdan suçlu bulunmuş ancak karar 2005 yılında temyiz başvurusu üzerine iptal edilmişti. Parker, filmin vizyon tarihinin yaklaştığı dönemde konuya açıklık getirmediği için insanlardan büyük tepki gördü. Bunun sonucunda The Birth of a Nation, yapım şirketi Fox Searchlight’ın tarihinde hızla unutulan bir filme dönüştü.

Blue Is the Warmest Color – Abdellatif Kechiche (2013)

Abdellatif Kechiche imzalı Blue Is the Warmest Color, hem yönetmeninin hem de başrol oyuncularının Altın Palmiye kazanmasıyla Cannes Film Festivali tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Ancak uzun, çarpıcı ve kadın vücudunu metalaştıran seks sahneleri ile Kechiche’nin kadın karakterlere yaklaşım şekli, bazı eleştirmenler ve izleyicilerden büyük tepki gördü. Sinema gündeminde tartışma yaratan bu durumla beraber filmin başrollerini üstlenen Léa Seydoux ve Adèle Exarchopoulos’un yönetmen hakkındaki açıklamaları da Kechiche’nin setteki tutumunun eleştirilmesine neden olmuştu. Ayrıca Léa Seydoux ve Adèle Exarchopoulos, filmin çekimlerinde mental açıdan çok yorulduklarını söylemiş ve filmden sonra bir daha asla Abdellatif Kechiche ile çalışmayacaklarını açıklamışlardı.

Exodus: Gods and Kings – Ridley Scott (2014)

Ridley Scott’ın imzasını taşıyan Exodus: Gods and Kings, oyuncu seçimiyle eleştirilerin odağına yerleşti. Film, Christian Bale, Joel Edgerton, Sigourney Weaver, Aaron Paul gibi beyaz aktörlerin beyaz olmayan rollere seçilmesiyle ve bu oyuncuların Mısır kökenli olmamasıyla dikkat çekmişti. O dönemde Ridley Scott, oyuncu seçimine çok kafa yorduklarını ve Mısır’ın kendine has kültürel çeşitliliğini yansıtmak için çok çabaladıklarını belirtmişti. Ancak bu açıklamalar, filmi olumsuz eleştirilerden kurtaramadı. Bununla beraber film, sosyal medyada #BoycottExodusMovie hashtag’i ile boykot edildi.

Ghost in the Shell – Rupert Sanders (2017)

Hollywood’daki white-washing durumunun bir diğer önemli örneği de Scarlett Johansson’lı Ghost in the Shell. Ghost in the Shell’de, Japon kökenli ana karakter Motoko Kusanagi’yi Amerikalı bir oyuncunun canlandırması büyük tepki toplamış, hatta bu durum filmin gişede performansını olumsuz yönde etkilemişti. Film aynı zamanda böyle bir rol için neden Asyalı bir oyuncunun seçilmediği yönündeki sorulara da maruz kalmıştı. İzleyicilerin ünlü manganın tüm kültürel yönünün kaybolacağı endişesine kapılması da filmi izleyicinin gözünde eksi puana düşürmüştü.

The House That Jack Built – Lars von Trier (2018)

Bu listenin olmazsa olmaz yönetmenleri arasında yer alan Lars von Trier’in son filmi The House That Jack Built, özellikle ana karakteri Jack’in film boyunca gösterdiği davranışlar yüzünden eleştiri oklarının hedefi oldu. Jack’in işlediği cinayetleri detaylı bir şekilde anlatan film, Cannes’da prömiyerini yaptığı sırada yüzlerce insanın salonu terk etmesine neden oldu. Kanlı şiddet sahneleri nedeniyle izlemesi oldukça zor bir film olan The House That Jack Built, Jack’in kadın karakterlere karşı yaklaşımından ve kadınlara karşı gösterdiği aşırı şiddetli davranışları yüzünden eleştiri oklarının hedefi oldu. Bu özelliklerinden dolayı The House That Jack Built, kimilerine göre Lars von Trier’in filmografisindeki en kötü film olarak gösterildi.

The Human Centipede 2 – Tom Six (2011)

3 filmden oluşan ve Tom Six’in yazıp yönettiği he Human Centipede serisinin 2011 yılında çıkan 2. filmi The Human Centipede 2, tıpkı ilk filmde olduğu gibi izleyiciyi görsel bir vahşetin içerisine sokuyor ve deyim yerindeyse işkence pornosunun içerisine davet ediyor. İngiltere gibi bazı ülkelerde yasaklanan ve sansüre uğrayan devam filmi, Dr. Heiter’ı mumla aratacak psikopatlıkta Martin isminde bir karakteri karşımıza çıkarıyor ve ilk filmdeki doktorun deneyi daha uç noktalara çıkarmaya çalışıyor.

The Hunt – Craig Zobel (2019)

Universal Pictures, bu yıl henüz vizyona girmeden büyük yankı uyandıran, Craig Zobel imzalı The Hunt filmini vizyona sokmama kararı aldı. İlk başta Amerika’da 27 Eylül’de vizyona girmesi planlanan film, zengin insanların bir oyun olarak insanları avladığı bir dünyada, birbirini tanımayan 12 kişinin kendilerini acımasız bir oyunda av olarak bulmasıyla yaşadıkları olayları konu alıyordu. Ancak filmin tanıtım çalışmalarının yapıldığı dönemde, Amerika’da arka arkaya pek çok kişinin ölümüne sebep olan silahlı saldırılar gerçekleşti. Ayrıca ABD Başkanı Donald Trump‘ın filmi hedef alan olumsuz açıklamalarının da, Universal’ın film için bu kararı alma sürecini hızlandırdığı iddia edildi. Fakat daha sonrasında Universal’ın, deneme gösteriminden sonra gelen olumsuz eleştiriler ve yapım ekibinin sosyal medyada aldığı ölüm tehditleri yüzünden filmi vizyona sokmaktan vazgeçtiği ortaya çıktı. The Hunt’ın yaşadığı bu çetrefilli süreç, filmin vizyon tarihinin netlik kazanmamasına yol açtı.

I Love You, Daddy – Louis C.K. (2017)

Hollywood’u derinden sarsan taciz skandalları ardı ardına geldiği dönemde, Amerika’nın en ünlü komedyenlerinden Louis C.K, beş farklı kadın tarafından cinsel tacizle suçlanmıştı. Bu beş kadın, Louis C.K.’in kendilerinin önünde mastürbasyon yaptığını veya yapmaya çalışarak cinsel tacizde bulunduğunu açıklamıştı. Şok etkisi yaratan bu gelişmenin ardından HBO ve FX, Louis C.K.’yle olan bağlantısını kesmiş ve komedyenin son filmi I Love You, Daddy’nin yapımcı şirketi ise filmin dağıtımını yapmaktan vazgeçmişti. Daha sonrasında hakkındaki iddiaları kabul eden Louis C.K.’nin I Love You, Daddy filmi arada kaynadı diyebiliriz. Yaşanan tüm bu süreçten sonra I Love You, Daddy, hiçbir sinemada ve dijital platformda gösterilmedi.

The Interview – Evan Goldberg ve Seth Rogen (2014)

Evan Goldberg ve Seth Rogen ikilisinin yönettiği, Rogen’ın James Franco ile başrolünü paylaştığı The Interview, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile dalga geçiyor olması sebebiyle tehditlerin hedefi oldu. GOP yani Guardians of Peace (Barış Muhafızları) olarak adlandırılan Kuzey Koreli grubun Sony’yi hacklemesi ve çeteden gelen tehditler üzerine tüm The Interview gösterimlerinin iptal edilmesi tüm dünyada yankı uyandırdı ve her şeye rağmen büyük bir dayanışma ile The Interview, önce internet üzerinden, ardından da belirli sinemalarda sinemaseverler ile buluştu. Normal şartlarda Amerika’da vizyona girmesi beklenen filmin internet üzerinden izlenmeye açılması ve gelen tüm tehditlere rağmen filmi göstermek isteyen sinema salonlarının ortaya çıkması, The Interview’i 2014’ün en çok konuşulan filmlerinden biri yaptı.

Jeepers Creepers 3 – Victor Salva (2017)

Korku filmi Jeepers Creepers 1 ve 2 filmlerinin yönetmeni Victor Silva, bir dönem korku filmi dünyasında fırtınalar estirmişti. Ancak Silva, 1988 yılında Clownhouse filmi setinde 12 yaşındaki bir erkek çocuğuna tecavüz ettiği ortaya çıkınca saygınlığını yitirmiş ve o yıllarda sadece 15 aylık bir hapis cezasına çarptırılmıştı. Ayrıca çocuk pornografisi içeren ticari video kasetlere ve dergilere sahip olmaktan suçlu bulunmuştu. Hapisten çıktıktan sonra da yönetmenliğe devam eden Silva, Jeepers Creepers 3‘nin çekimlerinin gerçekleştiği sırada işlediği cinsel istismar suçu yüzünden sinemaseverler tarafından boykot edildi.

Joker – Todd Phillips (2019)

2019 filmi olarak listede yer alan Joker, çıktığı dönemde sinema eleştirmenlerinin büyük bölümünü etkilemeyi başarmış olsa da, filme ve karakteri ele alma şekline şüpheyle yaklaşan bazı isimler de oldu. 2012 yılında Colorado’da yaşanan silahlı saldırıda hayatını kaybeden sinemaseverlerin aileleri, Warner Bros.’a gönderdikleri mektupla Joker filminin benzer olayların önünü açacağından endişe duyduklarını dile getirmişti. Warner Bros. ve Todd Phillips ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada Joker’ın gerçek hayattaki şiddet olaylarını hiçbir şekilde haklı göstermediğini ve filmde karakterin bir kahraman olarak yansıtılmadığını ifade etmişti. Nihayetinde Joker, dünya çapındaki hasılatıyla 18+ yaş sınırıyla gişede 1 milyar dolara ulaşan ilk film oldu.

Love – Gaspar Noé (2015)

Bu listenin olmazsa olmaz yönetmenleri arasında yer alan Gaspar Noé, 2015 yapımı Love filmiyle listeye giriş yapıyor. Her filmiyle tartışma yaratan Gaspar Noé, Love filmini 3D olarak izleyicinin beğenisine sundu. Filmdeki uzun seks sahneleri, 3D olarak gösterilince bazı izleyiciler üzerinde şok etkisi yarattı. Aynı zamanda afişiyle de kışkırtıcı bir tona sahip olan film için The Guardian ile bir röportaj gerçekleştiren Gaspar Noé, tartışma yaratan seks sahneleri hakkında “Garip bir şey yapmıyoruz. Filmdeki her şey, tüm seks, en azından bana doğal geliyor. ” açıklamasını yaptı. Gösterilme sürecinde yaşadığı bu süreç, Love’ı sinema tarihinin unutulmaz yapımları arasında konumlandırdı.

Mektoub, My Love – Abdellatif Kechiche (2017, 2019)

Blue Is the Warmest Color ile Altın Palmiye kazanan Abdellatif Kechiche‘nin iki parça hâlinde izleyiciye sunduğu Mektoub, My Love: Canto Uno ve Mektoub My Love: Intermezzo sinema dünyasında büyük yankı uyandırdı. Özellikle Mektoub, My Love: Intermezzo, seks sahnelerinin çekiliş şekli ve kadın karakterlere yaklaşımı nedeniyle tepki çekerken; Rotten Tomatoes’ta eleştirmenlerden sıfır puan alarak 72. Cannes Film Festivali’nin en kötü bulunan filmleri arasında yerini aldı. Kechiche’nin kadın karakterlere yaklaşım şekli, Mektoub, My Love: Canto Uno’da daha da belirgin bir hâl alırken, devam filmi olan Intermezzo’da zirve yapmış ve sonunda sinemaseverler için rahatsız edici bir hâl almıştı. Ayrıca filmin setindeki bir kişi, Kechiche’in bazı sahneleri gereksiz bir şekilde uzatma yoluna gittiğini de belirtmişti.

mother! – Darren Aronosfky (2017)

Requiem for a Dream’den Black Swan’a, Pi’den The Fountain’a uzanan geniş bir yelpazedeki işleriyle bizleri kendine hayran bırakan Darren Aronofsky’nin mother!’ı, Venedik ve Toronto film festivallerinde izleyiciyi ikiye bölmüş; kimi filme bayılırken kimi gerçekten nefret etmişti. Derin bir okumaya açık olan film, tüm insanlık tarihini tek bir evin sınırları içinde yeniden canlandırmaya çalışmasıyla akıllarda kalmış, filmde Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı karakterin defalarca dövülmesi ve tekmelenmesi de bazı izleyicilerin sert tepkisine neden olmuştu. Hâliyle bütün bu durumlar, mother!’ı son 10 yılın en akılda kalıcı ve tartışma yaratan filmleri arasına sokuyor.

Nina – Cynthia Mort (2016)

Cynthia Mort’un yönettiği 2016 yapımı Nina, efsanevi sanatçı Nina Simone’un hayatını konu alıyor. Filmde Nina Simone’a ise Guardians of the Galaxy filmleriyle Marvel Sinematik Evreni’nin Gomorası olarak tanınan Zoe Saldana hayat veriyor. Ancak filmin çıktığı dönemde Zoe Saldana, Simone’u canlandırması için yapılan makyajların ardından hoş olmayan tepkilerle karşılaşmış, hatta kullandığı sahte burun bazı izleyiciler tarafından çirkin bulunmuştu.

Nymphomaniac – Lars von Trier (2013)

Melancholia’nın Cannes’daki basın toplantısında Hitler’i bir insan olarak anladığını hatta ona biraz sempati duyduğunu dile getirmesiyle ortalığı karıştıran Lars von Trier, Melancholia’dan sonra iki part hâlinde gösterilen bir diğer filmi Nymphomaniac ile izleyici karşısına çıktı. Lars von Trier’in bu filmi de önceki kadar dikkatleri üzerine çekti. Nymphomaniac, filmde yer alan seks sahneleriyle tartışma yaratırken; filmdeki kürtaj sahnesi, prömiyerinin yapıldığı Berlin Film Festivali’ndeki gösterimindeki izleyicileri rahatsız etmiş ve bazılarının bayılmasına neden olmuş.

The Predator – Shane Black (2018)

1987 yapımı Predator’un devam filmi olarak hazırlanan, Shane Black’in yönettiği The Predator, bu listede kendisine yer buluyor. Filmin başrol oyuncularından Olivia Munn, filmin Toronto Film Festivali’ndeki prömiyerinden önce, Black’in arkadaşı Steven Wilder Striegel’in kayıtlı bir seks suçlusu olduğu bilgisine rağmen küçük bir rol oynamasına izin verdiğini ortaya çıkarmıştı. Striegel, 14 yaşında bir kız ile çevrimiçi bir ilişki kurmaya çalıştıktan sonra 2010 yılında kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etti. Ancak buna rağmen Shane Black, Striegel’i kendi filmlerinde oynatmaya devam etti. Stüdyo ise Striegel’in bulunduğu sahneleri filmden çıkardı.

A Serbian Film – Srđan Spasojević (2010)

Bu listenin başlığını okuduğunuzda mutlaka yer alması gereken filmler arasında hiç kuşkusuz A Serbian Film bulunuyor. Hatta A Serbian Film’in, izleyicileri derinden etkileyen rahatsız edici filmler listesinin üst sıralarında yer aldığını söyleyebiliriz. Film, bir eşi ve bir oğlu olan eski bir porno oyuncusunun büyük bir maddi ödeme için son bir kez daha kamera karşısına geçmeyi kabul etmesiyle başlayan olayları konu alıyor. Bu porno filmi ünlü bir yönetmen tarafından yönetilecektir ama film için her zaman izlenen yol ile ilerlememektedir; pedofili, nekrofili ve çocuk istismarı gibi temaları içeren film gerçek ölümlerin kayıtlarından oluşmaktadır. Porno oyuncusu filmde daha fazla oynamayacağını söyler ve aniden kendisini üç gün sonrasında bulur. Limitlerini zorlayan film, içerisinde izlemesi zor sahneler barındırıyor.

Zero Dark Thirty – Kathryn Bigelow (2012)

Kathryn Bigelow’un yönettiği 2012 yapımı Zero Dark Thirty, ABD ordusu ve CIA’in terör soruşturmaları sırasında kullandığı işkence yöntemleri konusunda o dönemde büyük bir tartışma başlattı. Film, basınçlı su ile sorgulama sahnelerini ve diğer işkence biçimlerini grafik ayrıntılarıyla tasvir ediyor ve bu yöntemleri CIA’nin, El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in yerini bulmak için attığı birçok adımdan biri olarak konumlandırıyordu. Bu durum, filmin işkence kullanımını onaylayıp onaylamadığı konusundaki tartışmaları alevlendirdi. Hatta bazı gazeteciler filmin işkence yanlısı bir tutum içerisinde olduğunu savunurken; The Guardian yazarlarından Glenn Greenwald, filmi “kötücül propaganda” olarak adlandırdı. Pek çok Oscar uzmanı, bu tartışmaların filmin ödül şansını azalttığını düşünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information