Purge Serisi başlayalı tam 5 yıl olmuş ve 5 yıl içinde dördüncü Purge filmi ile karşı karşıyayız. Üstelik bu sefer en başa, Purge adı verilen 12 saatlik ‘toplumsal katharsis’ ritüelinin başlangıcına gidiyor ve bu arınma gecesinin nasıl doğduğuna şahit oluyoruz. Serinin önceki üç filminin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini yapan, yani serinin yaratıcısı olan, James DeMonaco İlk Arınma Gecesi – The First Purge filminde senaryoyu yazmaya devam ederken yönetmen koltuğunu Gerard McMurray’e emanet etmeyi uygun görmüş; ki bana kalırsa bu konuda doğru bir karar vermiş. Nitekim önceki üç filmle kıyaslandığında, aksiyon dozu oldukça yüksek olan İlk Arınma Gecesi’nin yönetmenliğini üstlenen McMurray serinin son filminde güçlü ve etkileyici aksiyon sahnelerine imza atarak hem bu kararın doğruluğunu kanıtlıyor hem de seriye taze kan katıyor. Yönetmenlik cephesinde durum bu, peki James DeMonaco serinin başlangıcı için bizlere nasıl bir rota çiziyor? Peşin söylemek gerekirse İlk Arınma Gecesi, serinin en politik ve en açık sözlü olanı olarak oldukça dikkate değer çıkarımlara ve tespitlere sahip. Hele ki ABD’nin şu an itibarıyla içinde bulunduğu Trump dönemini ve bu dönemin azınlık statüsünde -aslında beyaz zenginlerin dışında kalan herkes diyebiliriz- bulunanlar üzerinde yarattığı baskıları düşününce… Bu anlamda, İlk Arınma Gecesi bir tür toplumsal alegori olarak da okunabilecek çok fazla detay ve gönderme barındırıyor. Hatta filme konu olan Staten Island başlı başına bir metafor olarak konumlanıyor. Üstelik filmden yalnızca ABD adına değil oldukça açık biçimde Türkiye’nin kendi iç politikalarına dair de çıkarımlar yapmamız olanaklı. Fakat yine peşin söylemek gerekirse, İlk Arınma Gecesi politik gerçekliğiyle güncel meseleleri oldukça manidar ve anlamlı biçimde masaya yatırmasına rağmen içerdiği klişe ögeler ve diyaloglarla kültleşebilecek bir B-filmi olma şansını tepiyor.

Bildiğiniz üzere James DeMonaco tarafından yaratılan 2013 yapımı The Purge; yakın bir gelecekte kendilerini ‘Yeni Kurucu Babalar’ olarak nitelendiren mevcut Amerikan hükümetinin şiddet olaylarını ve işsizliği en aza indirmek için çıkardığı bir kanun ile 12 saat boyunca cinayet de dahil tüm suçların serbest olmasını ele alıyordu. Bu kanun sonucunda yaşanan olayları bir evin içerisinde anlatan ilk film, beklenmedik bir başarı kazanarak devam filmlerinin de önünü açtı. Serinin devam filmleri olan The Purge: Anarchy ve The Purge: Election Year yaşanan şiddet olaylarını sokaklara taşıyarak getirdiği sistem eleştirisini güçlendirmeye çabalıyordu. Hatta serinin üçüncü filmi olan The Purge: Election Year bu kanlı ritüelin artık son bulmasını isteyen bir senatörün, seçildiği takdirde bu tarz bir arınma gecesini sonlandıracağı vaadi üzerinden ilerlerken, ilk defa üst düzey konumdaki kişilerin ve politikacıların da bu gecede öldürülmesi yasallaşmıştı. Zira yapılan anket çalışmaları halkın artık Purge gecesini istemediğine dikkat çekerken; iktidarı elinde bulunduran Yeni Kurucu Babalar bu geceyi senatörü ortadan kaldırmak için kullanmaktan çekinmeyecekti. Aslında Purge serisinin ‘eşitlik’ söylemi üzerine en çok eğilen filmi olan The Purge: Election Year; serinin başlangıcına dair birtakım atıflarda da bulunuyordu. Yıllardır uygulanan ve kanlı bir ritüele dönüşen şiddetin meşrulaştığı bu gecede katledilenlerin büyük çoğunluğunu, ırkçılığın ve şovenizmin de açığa çıkmasıyla birlikte, alt sınıflar, siyahi ve diğer azınlık etnik kimliğe sahip kişiler oluşturuyordu. Açıkçası Purge adı verilen arınma gecesi ABD’nin ikiyüzlü politikalarını berraklaştırırken ‘kutsanmış ve yeniden doğmuş bir ABD’ söylemiyle örtüşerek istenmeyen, ötekileştirilen ve hor görülen grupları yok etmek için kendilerine meşru bir zemin yaratan zengin ve beyaz elitlerin oyunundan başka bir şey değildi. Nitekim üçüncü filmde kendilerini ‘Kara Panterler’ olarak nitelendiren bir güruhun da bu Yeni Kurucu Babalar’ın oyununu bozma savaşı vermesi Purge gecesinin doğuşu hakkında az çok bilgi sahibi olmamıza imkân tanıyordu.

İlk Arınma Gecesi: Ayrık Otlarını Temizleme Gecesi

İşte serinin dördüncü filmi olan İlk Arınma Gecesi bizleri bu 12 saatlik türlü barbarlıklarla dolu şiddet ve katliam gecesinin köklerine götürüyor. Yakın bir geçmişte iktidara seçilen Yeni Kurucu Babalar hem iktidarlarını sağlamlaştırmak hem de beyaz adamın gücüne güç katmak için yeni bir uygulamayı devreye sokma kararı alıyor. Öncelikle küçük bir sahada denenecek ve başarılı olunduğu takdirde tüm ülkede devreye sokulacak bu uygulama için deneysel bir çalışma başlatan iktidar partisi yöneticileri, kendilerine denek olarak New York’a pek yakın olan ve çoğunlukla gelir durumu düşük alt sınıfların, siyahilerin ve Hispanikler’in yerleşim alanı statüsündeki Staten Island’ı seçiyor. Türlü illegal işlerin çetelerin kontrolü altında olduğu ve uyuşturucu madde kullanım ve üretiminin yüksek olduğu bu getto bölgesinin seçilmesinin amacı belli: Meşru yollarla kurulamayan kontrolü sağlamak ve marazlanan ayrık otlarını temizleyerek bölgeyi etnik kimlik asimilasyonuna tabi tutmak. Size de tanıdık gelmedi mi? Üstelik işsizlik ve suç oranlarının had safhada olduğu ve hapishane kapasitelerinin sınıra dayandığı bir dönemde etnik ve sosyo-ekonomik temizlik yapmanın kime “ne zararı” olabilir ki?

***Yazının bundan sonraki bölümü The First Purge – İlk Arınma Gecesi ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

İşte tam olarak böyle düşünen iktidar yöneticileri “sosyal deney”lerini gerçekleştirmek için fakirlikten kırılan bir bölgeyi seçmekte de sakınca görmüyor. Üstelik, onların çaresizliklerinden tam kapasite faydalanmak için 12 saatliğine her tür eylemin serbest ve yasal olacağı bu gecede, bölgeyi terk etmedikleri takdirde kendilerine 5.000 dolar vereceklerini, dışarı çıkıp oyuna katıldıkları takdirde ise bu paranın artacağını da taahhüt ediyorlar. Gelir düzeyi düşük olan ve hâlihazırda açlıktan kırılan bir topluluğu kandırmanın en kolay yolu bu olsa gerek! Fakat oyun başladığında işler hükümet yetkililerinin ve davranış bilimcilerin düşündüğü gibi gelişmemeye başlıyor. Çünkü gettonun yerel sakinleri birbirlerini öldürmek ya da birbirlerine şiddet eylemlerinde bulunmak yerine sokaklarda parti yapmayı, dans etmeyi tercih ediyor. Şiddeti şiddetle bastırmak isteyen politikacıların beklemediği yönde davranış sergileyen kitlenin bu tür eylemlerine basında yer vermeyerek gerçekleri toplumdan gizleyen devlet yetkilileri, uygulamanın ülke çapında kabul görmesi adına alternatif planlarını devreye sokarak ortalığı dışarıdan karıştırmaya karar veriyor. Böylece paralı askerleri halk kılığında bölgeye sokarak büyük çaplı bir katliam operasyonunu devreye sokan devlet, fakir siyahi toplulukları yok etmek için, ırkçı Klu Klux Klan üyelerini ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunan grupları etnik temizlik yapmaları adına bölgeye sevk ediyor. Durumun farkına varan bölge sakinleri kendi hayatlarını korumak istediğinde ise işler iyice çığrından çıkıyor. Böylece gerçekte başarılı olmamasına rağmen olayları kendi lehine çevirmeyi başaran ve gerçekleri manipüle eden iktidar partisi Purge uygulamasını ülke çapında gerçekleştirmek adına güvenoyu almış oluyor.

Devletlerin ve iktidarların karanlık ve ikiyüzlü yanını ortaya koyma anlamında dikkate değer bir anlatı geliştiren ve bir yandan da Trump dönemi politikalarına sert eleştiriler getiren İlk Arınma Gecesi bu politik alt metniyle güçlü bir söyleme sahipken; anlatıyı iki siyahi karakterin arasındaki romantik geçmiş düzlemine kaydırdıktan ve biri Purge karşıtı bir protestocu diğeri uyuşturucu çetesinin lideri olan bu karakterlerin hayatta kalma savaşını klişeleşmiş kahramanlık ögeleri ve bayağı diyaloglar ile bezeyerek Get Out gibi oldukça başarılı bir politik gerilim olma şansını -ne yazık ki- ıskalıyor!     

Purge Serisi başlayalı tam 5 yıl olmuş ve 5 yıl içinde dördüncü Purge filmi ile karşı karşıyayız. Üstelik bu sefer en başa, Purge adı verilen 12 saatlik ‘toplumsal katharsis’ ritüelinin başlangıcına gidiyor ve bu arınma gecesinin nasıl doğduğuna şahit oluyoruz. Serinin önceki üç filminin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini yapan, yani serinin yaratıcısı olan, James DeMonaco İlk Arınma Gecesi - The First Purge filminde senaryoyu yazmaya devam ederken yönetmen koltuğunu Gerard McMurray’e emanet etmeyi uygun görmüş; ki bana kalırsa bu konuda doğru bir karar vermiş. Nitekim önceki üç filmle kıyaslandığında, aksiyon dozu oldukça yüksek olan İlk Arınma Gecesi'nin yönetmenliğini üstlenen McMurray serinin son filminde güçlü ve etkileyici aksiyon sahnelerine imza atarak hem bu kararın doğruluğunu kanıtlıyor hem de seriye taze kan katıyor. Yönetmenlik cephesinde durum bu, peki James DeMonaco serinin başlangıcı için bizlere nasıl bir rota çiziyor? Peşin söylemek gerekirse İlk Arınma Gecesi, serinin en politik ve en açık sözlü olanı olarak oldukça dikkate değer çıkarımlara ve tespitlere sahip. Hele ki ABD’nin şu an itibarıyla içinde bulunduğu Trump dönemini ve bu dönemin azınlık statüsünde -aslında beyaz zenginlerin dışında kalan herkes diyebiliriz- bulunanlar üzerinde yarattığı baskıları düşününce... Bu anlamda, İlk Arınma Gecesi bir tür toplumsal alegori olarak da okunabilecek çok fazla detay ve gönderme barındırıyor. Hatta filme konu olan Staten Island başlı başına bir metafor olarak konumlanıyor. Üstelik filmden yalnızca ABD adına değil oldukça açık biçimde Türkiye’nin kendi iç politikalarına dair de çıkarımlar yapmamız olanaklı. Fakat yine peşin söylemek gerekirse, İlk Arınma Gecesi politik gerçekliğiyle güncel meseleleri oldukça manidar ve anlamlı biçimde masaya yatırmasına rağmen içerdiği klişe ögeler ve diyaloglarla kültleşebilecek bir B-filmi olma şansını tepiyor. Bildiğiniz üzere James DeMonaco tarafından yaratılan 2013 yapımı The Purge; yakın bir gelecekte kendilerini ‘Yeni Kurucu Babalar’ olarak nitelendiren mevcut Amerikan hükümetinin şiddet olaylarını ve işsizliği en aza indirmek için çıkardığı bir kanun ile 12 saat boyunca cinayet de dahil tüm suçların serbest olmasını ele alıyordu. Bu kanun sonucunda yaşanan olayları bir evin içerisinde anlatan ilk film, beklenmedik bir başarı kazanarak devam filmlerinin de önünü açtı. Serinin devam filmleri olan The Purge: Anarchy ve The Purge: Election Year yaşanan şiddet olaylarını sokaklara taşıyarak getirdiği sistem eleştirisini güçlendirmeye çabalıyordu. Hatta serinin üçüncü filmi olan The Purge: Election Year bu kanlı ritüelin artık son bulmasını isteyen bir senatörün, seçildiği takdirde bu tarz bir arınma gecesini sonlandıracağı vaadi üzerinden ilerlerken, ilk defa üst düzey konumdaki kişilerin ve politikacıların da bu gecede öldürülmesi yasallaşmıştı. Zira yapılan anket çalışmaları halkın artık Purge gecesini istemediğine dikkat çekerken; iktidarı elinde bulunduran Yeni Kurucu Babalar bu geceyi senatörü ortadan kaldırmak için kullanmaktan çekinmeyecekti. Aslında Purge serisinin ‘eşitlik’ söylemi üzerine en çok eğilen filmi olan The Purge: Election Year; serinin başlangıcına dair birtakım atıflarda da bulunuyordu. Yıllardır uygulanan ve kanlı bir ritüele dönüşen şiddetin meşrulaştığı bu gecede katledilenlerin büyük çoğunluğunu, ırkçılığın ve şovenizmin de açığa çıkmasıyla birlikte, alt sınıflar, siyahi ve diğer azınlık etnik kimliğe sahip kişiler oluşturuyordu. Açıkçası Purge adı verilen arınma gecesi ABD’nin ikiyüzlü politikalarını berraklaştırırken ‘kutsanmış ve yeniden doğmuş bir ABD’ söylemiyle örtüşerek istenmeyen, ötekileştirilen ve hor görülen grupları yok etmek için…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

İlk Arınma Gecesi - The First Purge, politik gerçekliğiyle güncel meseleleri oldukça manidar ve anlamlı biçimde masaya yatırmasına rağmen içerdiği klişe ögeler ve diyaloglarla kültleşebilecek bir B-filmi olma şansını tepiyor.

Kullanıcı Puanları: 3.18 ( 2 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi