Elbette kulağı tırmalar, aşkın bir fiil oluşu; bir edat,  bir sayı sıfatı veya yer yer bir zarf oluşu.                                      Orson Welles. Başrollerinde Rebecca Hall, Dan Stevens, Jason Sudeikis gibi isimlerin yer aldığı Permission, çok eşliliği konu eden bir başka yapım olarak karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmenliğini A Bag of Hammers adlı yapımdan tanıdığımız Brian Crano üstleniyor. Son yıllarda daha çok romantik komedi türü altında çok eşlilik konusunun işlendiğini görüyoruz. Sinema tarihinde bu konuya ait pek çok film bulunmasına rağmen, ileride bu konuyu işleyen filmler için ayrı bir tanımlama bulmamız gerekebilir. Çünkü aslında bu filmler kabaca anlatılan yasak aşk öyküleri değil. Bu filmin isminden de anlayacağımız gibi açık ilişkiler, kişiler arası rızaya ve dürüstlüğe göre şekillenen bir anlaşma olarak varlığını sürdürüyor. Yani bireyler, toplumların mülkiyet anlayışının insan bedenindeki sahiplenici mirasına karşı gelmeyi gönülden istiyor ve bunu olabildiğince dürüstlükle, sözde hiçbir şey gizlemeden yapıyorlar. Filmden de gördüğümüz kadarıyla açık ilişkilerin birkaç prensibi bulunuyor. İlk ve en önemli prensip rıza. Bireyler böyle bir anlaşmaya varacaklarsa bunu tamamen kendi rızalarıyla yapmaları ve her konuda hemfikir olmaları gerekiyor. Rızayı ikinci prensip olan dürüstlük takip ediyor. Zira sadakat tek eşlilikte olduğu gibi çok eşlilikte de dürüstlükle sağlanıyor. Karşılıklı sorumlu iletişim, açık ilişkinin bir diğer prensibi olarak konumlanıyor. Son olarak ise bütünlük. Bütünlük tanımı tüm bunları kapsayan kişilikli bir tutarlılık hâlidir. Filmde bu prensipleri adım adım görüyoruz. Permission: Tek Eşliliğin Normalliği Üzerine Çok eşliliğin tarihine bakacak olursak öncelikle bu yaşayış tarzının feminizmle birebir bağlantılı olduğunu görebiliriz. Zorunlu tek eşli birliktelik ve zorunlu evliliğin feminist eleştirisiyle birlikte 60’lı yıllardaki bazı alt kültürlerin yaşam tarzları da buna etkendir. Önceleri alternatif bir yaşam biçimi olarak tanımlanan çok eşlilik, gitgide bir konformizm türüne dönüşmektedir. Seçenek ve çeşitlerin artması, sosyal medyanın gücü, bir kaçamak illüzyonu sunan partner bulma uygulamalarıyla birlikte hepimiz bir market reyonundaki sıra sıra ve boy boy ürünlere benzedik. Günümüz duygusal ilişkilerinin sahteliğinden ve geçiciliğinden dem vuran devasa benliklerimiz, orta çağ aşk hikâyelerinin saflığını muhteşem bir yalancılık duygusuyla arıyor. Çünkü aslında yaşadığımız çağ böylesi saf ve tekil bir ilişkiye mahal veremeyecek kadar sahte bir düzenler topluluğudur. Tek eşlilik, örneğin Orta Çağ Avrupa'sında yüklü bir zorunluluktu. Evlenmeyen bireyler bu çağın toplumunda ikincil bir konumdaydı ve eksik olarak görülüyorlardı. Aşk ise bu dönemdeki evliliklerin temelinde sayılırdı ve aslında tek eşlilik rızasını üreten gizli özneydi. Yakın bir zamana kadar tanık olduğumuz çağımızın insanları, çok eşlilik eylemlerini rasyonelleştirmek için ‘’Gerçek aşk arayışı’’ gibi tanımlamalara ihtiyaç duyuyorlardı, belki de hâlâ duyuyorlar. Ancak eğer günümüz insanını bu konuda suçlayacaksak, aşkın birliktelikte norm olarak yerleştiği modernliğin ilk yıllarındaki kent insanına bakmamız gerekir. Film, aslında hakim cinsiyet anlayışına bir tepki olarak başlıyor öyküsüne. Filmin başlarında izleyici olarak okuma yapmaya başlarsak böylesi bir düşünce ile öykünün devam ettiğine tanık oluruz. Baş karakterlerin aralarındaki ilişki herhangi bir tanıma sığmayı kabul etmeyerek anlamsal olarak tutsak bir ilişkinin düşüncesi olmamayı deniyor. Burada belki yer yer Queer düşünceden besleniyor. Normlaşmış ve kutsallaşmış olan tek eşliliğe karşı gelen her şey sapkın düşünce olarak konum buluyor kendisine. Filmde ise…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Film, normatif aşk ilişkisinin bir eleştirisini yapar gibi görünse de tekil aşkın kutsallığına, dokunulmazlığına vurgu yapıyor. Bu yönüyle de anlattığı öykünün radikalliğine ters düşecek şekilde fazla risk almamayı tercih ediyor.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
50

Elbette kulağı tırmalar,

aşkın bir fiil oluşu;

bir edat, 

bir sayı sıfatı

veya yer yer bir zarf oluşu.

                                     Orson Welles.

Başrollerinde Rebecca Hall, Dan Stevens, Jason Sudeikis gibi isimlerin yer aldığı Permission, çok eşliliği konu eden bir başka yapım olarak karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmenliğini A Bag of Hammers adlı yapımdan tanıdığımız Brian Crano üstleniyor.

Son yıllarda daha çok romantik komedi türü altında çok eşlilik konusunun işlendiğini görüyoruz. Sinema tarihinde bu konuya ait pek çok film bulunmasına rağmen, ileride bu konuyu işleyen filmler için ayrı bir tanımlama bulmamız gerekebilir. Çünkü aslında bu filmler kabaca anlatılan yasak aşk öyküleri değil. Bu filmin isminden de anlayacağımız gibi açık ilişkiler, kişiler arası rızaya ve dürüstlüğe göre şekillenen bir anlaşma olarak varlığını sürdürüyor. Yani bireyler, toplumların mülkiyet anlayışının insan bedenindeki sahiplenici mirasına karşı gelmeyi gönülden istiyor ve bunu olabildiğince dürüstlükle, sözde hiçbir şey gizlemeden yapıyorlar. Filmden de gördüğümüz kadarıyla açık ilişkilerin birkaç prensibi bulunuyor. İlk ve en önemli prensip rıza. Bireyler böyle bir anlaşmaya varacaklarsa bunu tamamen kendi rızalarıyla yapmaları ve her konuda hemfikir olmaları gerekiyor. Rızayı ikinci prensip olan dürüstlük takip ediyor. Zira sadakat tek eşlilikte olduğu gibi çok eşlilikte de dürüstlükle sağlanıyor. Karşılıklı sorumlu iletişim, açık ilişkinin bir diğer prensibi olarak konumlanıyor. Son olarak ise bütünlük. Bütünlük tanımı tüm bunları kapsayan kişilikli bir tutarlılık hâlidir. Filmde bu prensipleri adım adım görüyoruz.

Permission: Tek Eşliliğin Normalliği Üzerine

Çok eşliliğin tarihine bakacak olursak öncelikle bu yaşayış tarzının feminizmle birebir bağlantılı olduğunu görebiliriz. Zorunlu tek eşli birliktelik ve zorunlu evliliğin feminist eleştirisiyle birlikte 60’lı yıllardaki bazı alt kültürlerin yaşam tarzları da buna etkendir. Önceleri alternatif bir yaşam biçimi olarak tanımlanan çok eşlilik, gitgide bir konformizm türüne dönüşmektedir. Seçenek ve çeşitlerin artması, sosyal medyanın gücü, bir kaçamak illüzyonu sunan partner bulma uygulamalarıyla birlikte hepimiz bir market reyonundaki sıra sıra ve boy boy ürünlere benzedik. Günümüz duygusal ilişkilerinin sahteliğinden ve geçiciliğinden dem vuran devasa benliklerimiz, orta çağ aşk hikâyelerinin saflığını muhteşem bir yalancılık duygusuyla arıyor. Çünkü aslında yaşadığımız çağ böylesi saf ve tekil bir ilişkiye mahal veremeyecek kadar sahte bir düzenler topluluğudur. Tek eşlilik, örneğin Orta Çağ Avrupa’sında yüklü bir zorunluluktu. Evlenmeyen bireyler bu çağın toplumunda ikincil bir konumdaydı ve eksik olarak görülüyorlardı. Aşk ise bu dönemdeki evliliklerin temelinde sayılırdı ve aslında tek eşlilik rızasını üreten gizli özneydi. Yakın bir zamana kadar tanık olduğumuz çağımızın insanları, çok eşlilik eylemlerini rasyonelleştirmek için ‘’Gerçek aşk arayışı’’ gibi tanımlamalara ihtiyaç duyuyorlardı, belki de hâlâ duyuyorlar. Ancak eğer günümüz insanını bu konuda suçlayacaksak, aşkın birliktelikte norm olarak yerleştiği modernliğin ilk yıllarındaki kent insanına bakmamız gerekir.

Film, aslında hakim cinsiyet anlayışına bir tepki olarak başlıyor öyküsüne. Filmin başlarında izleyici olarak okuma yapmaya başlarsak böylesi bir düşünce ile öykünün devam ettiğine tanık oluruz. Baş karakterlerin aralarındaki ilişki herhangi bir tanıma sığmayı kabul etmeyerek anlamsal olarak tutsak bir ilişkinin düşüncesi olmamayı deniyor. Burada belki yer yer Queer düşünceden besleniyor. Normlaşmış ve kutsallaşmış olan tek eşliliğe karşı gelen her şey sapkın düşünce olarak konum buluyor kendisine. Filmde ise uyumlu ve uzun zamandır birlikte, çevresine örnek olan bir çiftin (aslında daha çok kadının) bir çeşit macera olarak görüp denedikleri çok eşlilik ya da daha daraltırsak açık ilişki seanslarını izliyoruz. Buradaki seanslar filmin kendi belirlediği “normal” ilişki türünün yanında bir alternatif olarak sunuluyor, yani aslında film normalin tanımını yapmakla kalmıyor bir de onun kendi tanımıyla ‘’sapkın’’ örneklerini sunuyor. Örneğin ikilinin başka partnerlerle olan cinsel deneyimleri bir fantezi şeklinde ‘’farklılaştırılarak’’ aslında normal diye tanımladıkları ilişki türünün zıt örnekleri olduğunun altı çiziliyor.

Sonuç olarak film, normatif aşk ilişkisinin bir eleştirisini yapar gibi görünse de tekil aşkın kutsallığına, dokunulmazlığına vurgu yapıyor. Bu yönüyle de anlattığı öykünün radikalliğine ters düşecek şekilde fazla risk almamayı tercih ediyor.

Kaynak

Çokaşklılık-Thomas Schroedter, Christina Vetter.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi