Black Mirror: Bandersnatch interaktif bir deneyim üzerine kurulu olduğundan, tek bir anlatı biçimi üzerinden Black Mirror filmini değerlendirmek yerine, iki farklı deneyim yaşayan izleyiciler olarak kendi tecrübelerimizi ayrı ayrı aktarmak istedik. Bu şekilde Black Mirror: Bandersnatch’in karmaşık gibi görünen yapısı ile ilgili daha ayrıntılı fikir sahibi olabilir, hangi seçimlerde ne gibi sonuçlarla karşılaşıldığını da keşfedebilirsiniz.

***Yazının bundan sonraki bölümü Black Mirror: Bandersnatch ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Özgür İradenin İmkânsızlığı

Yazar: Ecem Şen

Black Mirror: Bandersnatch, Black Mirror evrenine yakışır bir adım atarak interaktif olarak kurguladığı bir buçuk saatlik bir süreye sahip olan filmiyle, daha önce karşılaşmadığımız bir deneyim sunuyor. Fionn Whitehead’in başrolünde yer aldığı film, 1984 yılında geçiyor. Elbette bu durum, bir gözetleme pratiği üzerinden düşünüldüğünde Big Brother’a bir referans da içeriyor.

Aslında kurulan bu yapıya birçoğumuzun çocukluk yıllarında okuduğumuz kitaplardan aşina olduğumuzu düşünüyorum. Birkaç seçenek üzerinden sayfalar arasında gezinmenizi sağlayan sürükleyici romanlar, yapı olarak bütün kurguyu elinizde tutmanızın dolayısıyla tüm kurguya sahip olmanızın ve seçiminizden kaçınarak diğer olasılıklara göz atmanızın da yolunu açıyor elbette. Black Mirror: Bandersnatch ise seçtiğiniz andan itibaren diğer seçeneğe ulaşımı epey kısıtlayan bir yapıya sahip.

Olaylar karşısında izleyiciye iki seçenek sunan ve bunun üzerinden ana karakterin kararlarına yön vermeyi sağlayan Black Mirror: Bandersnatch, filmin merkezinde yer alan ve bütün amacı bir oyun yazmak olan karakterin özgür bir iradesinin olmayışını yansıtırken uzunca bir süre karakter adına kararları izleyicinin vermesini sağlıyor. Ancak kendi deneyimime bakarak bir durumun altını çizmem gerekiyor ki, aslında izleyicinin de özgür iradesi film boyunca o kadar aktif değil. Bunu yalnızca iki seçeceğin sunulması üzerinden eleştirmiyorum aksine olayın akabilmesi için film, izleyiciyi bazı seçimleri yapmaya zorluyor. Özellikle karakterin anne travmasını öğrenmemek üzerine yaptığım seçimlerin mutlaklığını kaybettiğini ve bir şekilde mütemadiyen anneyle ilgili anıların anlattırılması konusunda film tarafından zorlandığımı söyleyebilirim ya da karakteri intihara sürükleyen seçimler yaptığımda da sıklıkla geri döndürülerek aslında filmin kurduğu dramatik yapının ana hatlarını deneyimlemem gerekti. Bu durum, elbette özgür iradeyle ilgili bir başka yanılsamanın da kapısını aralıyor ancak  Black Mirror: Bandersnatch eğer izleyicinin interaktif deneyimini ön plana koyuyorsa bunun kötü kurgulanmış bir deneyim olduğunu söylemek mümkün. Eğer ki, Black Mirror evreni, izleyiciye de kendi özgür iradesinin olamayacağını kanıtlamaya çalışıyorsa bu çabanın da yetersiz kaldığını belirtmek gerek. Bu yüzden iki seçenekte de Black Mirror: Bandersnatch’ın yeterli seyir deneyimini taşımadığını söyleyebiliriz.

İzleyicinin salt kendi seçimleriyle filmin süresinin kısa ya da uzun oluşu fark etmeksizin bir sona ulaşmaması, seçimlerle kısa sürede bitirilen bir kurgunun izleyiciyi tekrardan geriye dönmesi ve farklı bir seçeneği seçmek zorunda bırakılması, aslında tasarlanan en fazla iki sonun olduğunu ve ikisinden birine ulaşmanın zorunlu kılındığını söyleyebiliriz. Anne travmasına hiçbir şekilde girmeyerek, babasıyla ilişkisinde ve hayata bakışında da pasif agresif bir karakter çizmeye çalıştığınızda filmin işlemediğini görmek mümkün. Bu yüzden Black Mirror: Bandersnatch izleyicisini, aslında sınırları çizilmiş bir kurguda, belirlenen sona/sonlara karakteri ulaştırması gereken bir araç gibi konumlandırıyor. Bu yüzden de, aslında filmin merkezinde yer alan karaktere istemediği eylemleri yaptırdığımız her an izleyici olarak biz de daha üst bir güç tarafından kontrol edilmeye devam ediyoruz. Ancak o noktada da ortaya çıkan problem, Black Mirror: Bandersnatch’in özgür iradeden ne denli yoksun olduğumuzu ortaya koyacak derecede güçlü bir anlatı yapısına sahip olmaması. Bu yüzden de film, interaktif bir yapıma imza atabilmek adına izleyiciyi ikna etmeyen olaylarla doldurulmuş bir oyun alanına dönüşüyor.

Teknojik İmkânlarla, Teknoloji Üzerine bir Deneyim

Yazar: Güvenç Atsüren

Black Mirror serisine eklenen interaktif film Bandersnatch’e geçmeden, bu yapımın alanındaki ilk örnek olmadığını, tarihte bu minvalde denemeler bulunduğunu belirtmekte fayda var. 1967 yapımı Clovek a jeho dum, ya da daha bilinen adıyla Kinoautomat, seyircilerin olayların gidişatına, yaptıkları seçimlerle etki edebildikleri ilk interaktif filmdi. Lakin, o dönemki teknolojiler sebebiyle, bu yapımın geniş kitlelerce tecrübe edilmesi zordu. Ama bugün gelinen noktada, bilgisayar ekranlarında, tabletlerde, hatta cep telefonlarımızda film izleyebilir durumdayız. Ve bu mecralar da filme dair seçim yapabilme olanağını bize sunuyor. Black Mirror: Bandersnatch de bu fikirden yola çıkarak, bir dönem Türkiye’de de popüler olan “kendi seçimini kendin yap” içerikli kitaplarda izlenen yolu bir filme uyarlıyor. Bandersnatch’te bu türden bir kitaptan esinlenerek bilgisayar oyunu yapmak isteyen genç bir bilgisayar programcısını takip ediyoruz, onun kaderini yönlendiriyoruz bir bakıma. Bu fikir, Black Mirror’ın genel konseptiyle de parallelikler taşıyor. Teknolojik gelişmelerin olası olumsuz sonuçlarına dair yürütülen fikirleri ekrana yansıtan Black Mirror, bu kez teknolojinin imkânlarından yararlanıyor.

Kurgulanma biçimi olarak seyirciye hikâyeye doğrudan müdahale edebilme şansını, sunduğu iki seçenek üzerinden şekillendiren Black Mirror: Bandersnatch’ı izlerken (ya da deneyimlerken ifadesi daha doğru olabilir) daha ziyade hikâyenin akışına hizmet edebilecek biçimde seçimler yaptığımı söyleyebilirim. Bu da kendi içinde tutarlı bir olay akışını getirdi diyebilirim. Bu bağlamda, filmin merkezinde yer alan genç oyun programcısının, geçmişindeki travmaları, hâlihazırda yapmak istediklerine yansıtan ve bu sürecin devamında bir sarmal içinde kaybolur hâle geldiğini deneyimledim. Lakin bu türden bir olay örgüsü, sinemasal bağlamda değerlendirdiğimizde güçlü bir dramatik yapı kurulmasını zaruri kılıyor diyebiliriz. Fakat, Black Mirror: Bandersnatch’in interaktif yapısı gereği, bu türden bir yapı kurulmuyor. Dolayısıyla karşımızdaki yapımı doğrudan sinema eseri olarak değerlendirirsek sınıfta kaldığını söyleyebiliriz. Ama Bandersnatch’ın heyecan verici bir deneyim olduğunu da eklemekte fayda var.

Metinsel açıdan değerlendirdiğimizde ise Bandersnatch, Black Mirror’ın genel çizgisine uyan bir içeriğe sahip. Zira bireyin kaderinin kendi elinde olmadığına, gördüğümüz ve tecrübe ettiğimiz her şeyin büyük bir sistemin yansıması olduğuna dair sözler söylemeye başlıyor film bir yerden sonra. Lakin, bu ifadelerin gerçekten olayların “gerçek” seyri mi olduğu, yoksa ana karakterin yazmak istediği oyunla kurduğu obsesif ilişkinin bir yansıması mı olduğu sorusunun ucu açık bırakılıyor. Bu benim yaptığım seçimlerin sonucu da olabilir tabii. Olay örgüsünün yapılan seçimler doğrultusunda tekrara düştüğü anlar olmasına rağmen, bu döngüselliği tek bir zaman akışı olmadığını, alternatif gerçekliklerin varlığına işaret etmek adına işlevsel kullandığını da söyleyebiliriz.

Toparlamak gerekirse Black Mirror: Bandersnatch’ı film normlarında değerlendirmek oldukça güç. Genel olarak dramatik bir arka plana sahip olsa bile, olay akışının seyircinin eline bırakılmış olması bu yapıya zarar veriyor. Ama Black Mirror gibi teknolojinin etkileriyle ilgilenen bir serinin, hem bu türden bir deneyim sunuyor oluşu hem de deneyimin kendisi heyecan uyandırırken, seyircinin teknoloji üzerine düşünmesini de -bir kez daha- teşvik ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi