1958 yılında John Cassavetes, elinde 8 mm bir kamerayla New York’ta bir ev partisine gitti. Ev, birçok caz müzisyeni ve Cassavetes’in yakın arkadaşlarını ağırlıyordu. Cassavetes o gün o partiyi kayda aldı. Aklında bir fikir vardı; o günün genç sinemacılarının kavgadaki en büyük kozu: bağımsız, düşük bütçeli, ana akım stüdyo sistemi karşıtı yeni bir sinema. O partide başlayan çekimler, Amerikan sinemasında ırkçılık karşıtı duruşun en önemli örneklerinden biri olan Gölgeler – Shadows’a evrildi. Shadows eklektik, değişken, enerji dolu ve dürüst bir filmdi. Şu cümleyle kapanıyordu, “Bu film tamamıyla doğaçlanmıştır”; stüdyoların senaryolar üzerinde mutlak hükmünü kurduğu, filmlerin yönetmenlerinden çok yapımcıları ile anıldığı bir dönemde sisteme bir haykırış.

1965 yılında Hollywood’da herkes John Cassavetes’i konuşuyordu. Sektörün tatlı cocuğu John, Hollywood’daki evinde film çekiyordu. Tamam, Shadows güzel bir hevesti, bir oyuncunun enteresan bir denemesiydi; ama bu neydi böyle, Cassavetes evinde ne ile meşguldü? Dedikodu camia arasında hızla yayılmış, arkadaşları sık sık Cassavetes’in evine uğrar olmuştu. Kimileri ücretsiz bir şekilde filmde yer almayı teklif etmeye başlamıştı. Hollywood 1965 adlı bir haber belgeselinde John Cassavetes evinin kapılarını açmıştır. Cassavetes, ikinci filmi Yüzler – Faces’ı kendi evinde çekiyordur, evinin garajına ise bir post prodüksiyon stüdyosu kurmuştur. Cassavetes radyolardadır, dergilerdedir: “Bana bir dolar gönderin size iyi film nedir göndereyim”. Yani yönetmen, kitlesel fonlamanın (crowdfounding) temelini 1965’te atmıştır.

Sonra ise üçüncü filmi Kocalar – Husbands… Faces’ın beklenmedik gişe başarısının getirisiyle çekilmiş, 1970 yapımı “hayat, ölüm ve özgürlük hakkında bir komedi,” 40 bin dolara çekilen Shadows’tan sonra 1 milyon dolarlık bütçesiyle bağımsız sinemanın mümkünatının yegane örneği. Shadows’tan sonra Cassavetes sinemasında doğaçlamayla en çok yoğrulan filmlerden biri.

Husbands: Hayat, Ölüm ve Özgürlük Hakkında Bir Komedi

Peter Falk, Ben Gazarra ve John Cassavetes üç yakın arkadaştır. Vefat eden bir arkadaşlarının cenazesinin ardından çıkıp dağıtmaya karar verirler. Sokaklar, barlar, metrolar ve spor salonları onlarındır. Birbirlerini, eşleriyle seks yapmaktan bile daha çok sevdiklerini söylerler ancak film boyunca birbirlerine sevgiyle yaklaştıklarını gördüğümüz anlar çok kısıtlıdır. Üçlünün ilişkisi daha çok ortak yönleri sebebiyle birbirine tutunmuş, birlikte oldukça güçlenmiş ve yalnızlaştıkça yalpalayan bir kader ortaklığına benzer. Üçü de orta yaşlı, kaba, hüzünlü, vurdumduymaz, biraz çocuksu ve yüksek enerjilidir; sigara ve içki ellerinden asla eksik olmaz. Sanki tek bir bireyin üç farklı izdüşümü gibidirler, aralarındaki farklar basket oynamayı sevip sevmemek kadar basit tercihlerde ancak ortaya çıkar. Yalnız kalamazlar, üçten ikiye düşemezler. Filmin gevşek olay örgüsü de bu birlikte olma hâli ve ayrılık ile evrilir ve nihayetine varır. Filmin senaryosunu çizgisel bir yapıya oturtarak klasik bir senaryo incelemesi yöntemiyle yaklaşıp giriş-gelişme-sonucunu bulmak oldukça güçtür. Film başından sonuna tüm hikâyeyi anlatmaya kalkışsanız; ya yoğun bir detaycılıkla tüm sekansları anlatmanız gerekir ya da “Üç arkadaş New York’ta bir şeyler yapar, sonra Londra’ya gider orada da başka şeyler yaparlar. Biri orada kalır, ikisi geri döner” demeniz yeterli olacaktır. Film günlük yoğun duyguların bir kolajı gibidir. Hayat kadar yalın, sıradan ama hayat kadar güçlü, canlı.

“Asla bir helikopterin patladığını görmedim. Hiç kimsenin gidip birinin kafasını patlattığını görmedim. O zaman neden bunlarla alakalı filmler yapayım?”

John Cassavetes

Peter Falk, Ben Gazarra ve John Cassavetes üçlüsü filmde birlikte rol aldıkları gibi senaryoyu da birlikte yazdı. Bir atölye veya beyin fırtınası olarak adlandırılabilecek şekilde gerçekleşen bu yazım süreci, kimi zaman çekimlerle eş zamanlı dahi gitmiştir. Yazılmış ve önceden planlanmış sahneler, defalarca tekrar tekrar tartışılmış, sette ise doğaçlanmıştır. Üç oyuncunun da sürekli doğaçlama tekniğini kullanması, sahneleri çıkış noktalarından bambaşka yerlere götürmüştür. Kameralar özellikle uzak noktalara yerleştirilmiş ve zoom lenslerle yakın plan çekimler yapılmıştır. Böylece oyuncunun kameranın varlığının yarattığı histen mümkün olduğunca uzaklaşması hedeflenmiştir. Cassavetes aynı zamanda dublörlerle çok fazla vakit harcamıştır. Onları kendi yoluna getirmek için; oynatmamak göstermemek, sadece gerçekleştirmek için birçok prova almıştır. Çoğu çekimde kamera uzun sürelerce kayıtta tutulmuş; böylece oyuncular, özellikle de dublörler, neyin prova neyin kayıt, neyin rol neyin gerçek olduğunu anlayamamıştır. Bu durumun en belirgin olarak filme yansıdığı sahne, bir barda herkesin sırayla şarkı söylediği sahnedir. Yan rollerdeki oyuncuların tepkileri o kadar gerçek ve samimidir ki onlara kötü davrananın filmin karakterleri değil de oyuncuların kendileri olduğunu sandığı aşikâr. Peter Falk bile bu durumdan nasibini almıştır. Cassavetes tipi metot oyunculuğundan ve yönetmenin film setindeki hâlinden o kadar yorulmuştur ki bir röportajında o dönem John’u gerçekten öldürebilecek olduğunu söylemiştir.

Husbands, aynı filmin tam adında geçtiği gibi hayat, ölüm ve özgürlük hakkında bir komedi olmalıydı. Filmi izlediğimizde komedi unsurunun ortalarda pek kalmadığını görüyoruz; en azından günümüzde aşina olduğumuz timing/punchline formatında bir komedi. Var olan komedi, daha çok durumdan dolayı bir komedi olarak okunabilir. Ancak filme böyle bir gözle bakabilmemiz için ana karakterlerimize alaycı, tepeden bir gözle bakmak gerekir diye düşünüyorum. Kendisine jenerikte yer vermemesine rağmen filmin kurgusunu Cassavetes kendisi gerçekleştirdi ve filmin neredeyse hiç kimsenin görmediği 40 dk daha uzun bir versiyonu daha olduğu söyleniyor. İşte o versiyonun bir komedi filmi olması muhtemel. Filmin izleyebildiğimiz silinmiş sahnelerine baktığımızda içerisinde absürt komediye yüzünü çeviren kimi sahneler olduğunu görüyoruz: Londra’da tanıştıkları kadınlarla dans sahneleri gibi.

Bu filmin neredeyse 50 yaşına gelmiş olmasını aklım almıyor. Bunu, filmin insani yönünün gücüne bağlıyorum. Bu üç çocuksu adamı iki saate yakın bir süre boyunca izlemek zorlayıcı olabilir ancak Husbands’ın ilham verici, ufuk açıcı bir sinema filmi olduğu inkâr edilemez. Husbands, Cassavetes’in belki de en kenarda köşede kalmış filmlerinden olabilir. Ancak üç yakın arkadaşın klas ama kepaze günlerine eşlik ettiğimiz film boyunca kaçınılmaz bir şekilde onlarla bütünleşiyoruz, hikâyelerine dâhil oluyoruz. Bu gri ve soğuk kış filmi Falk, Gazzara ve Cassavetes’in performansları ile akıp giden dakikalar boyunca sıcacık bir dostluk filmine dönüşüyor.

Ayrıca film şu ana kadarki en iyi making of videolarından birine sahip. Cassavetes’in yönetmenlik yöntemi ve filmin senaryo/çekim sürecine dair birçok kaydı içeren video aynı zamanda filmin bazı silinmiş sahnelerinden kesitler sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi