Etkilerini yavaş yavaş da olsa geride bırakmaya başladığımız pandemi süreci diğer birçok alanı olduğu gibi sinema endüstrisini de etkiledi. Klasik anlamda kalabalık ekiplerle, sete çıkmanın mümkün olmadığı bu dönemde pek çok sinemacı, evlerinde, ellerindeki kısıtlı imkânlarla yaratıcılığın sınırlarını zorlayan çalışmalara imza attı. Bu türden bir çabanın son örneği ise Homemade. Netflix‘te sinemaseverlerle buluşan Homemade projesi, günümüzün 17 önemli yönetmenin imza attığı kısa filmlerden oluşuyor. Karantina sürecinin sinema alanındaki en heyecan verici çalışmalarından biri olan projede yer alan kısa metraj filmlerin tamamını yazarlarımız mercek altına aldı.

Not: Homemade projesindeki kısa filmlerden ikisi isimsiz olarak yayınlandığı için aşağıda da bu şekilde anılmışlardır.

-İsimsiz-

(Yönetmen: Ladj Ly)

Yazar: Erhan Tan

En İyi Uluslararası Film kategorisinde Oscar adaylığı kazanan ilk uzun metrajlısı Sefiller – Les misérables ile adından söz ettiren Mali asıllı Fransalı yönetmen Ladj Ly, Homemade seçkisindeki isimsiz filminde kamerasını Fransa’nın koronavirüs salgınından en kötü etkilenen bölgesi olan Clichy-Montfermeil’e çeviriyor. Les misérables’ın da mesken tuttuğu banliyöde yaşayan bir genç olan Buzz (Al-Hassan Ly), karantinayı duvarlarını anime posterleriyle süslediği odasında geçiriyor. Buzz’ı takip ettiğimiz kısa sürede gördüğümüz sosyal medya etkileşimleri, uzaktan görüşmelerle tamamlanan ödevler, bu süreci verimli geçirme çabaları pek çoğumuzun aşina olduğu bir tablo. Ancak Buzz drone‘u aracılığıyla Montfermeil sokaklarında gezintiye çıktığında, bizi aşina olduğumuz bir başka tablo bekliyor.

Ladj Ly, Buzz’ın drone‘u aracılığıyla izleyiciyi -sosyal mesafeyi koruyarak- şehirde bir gezintiye çıkarıyor. 2005’te iki gencin polisten kaçarken ölmesi sonucu Fransa’da başlayan başkaldırının merkezi olan Les Bosquets toplu konutlarından insan manzaralarına şahit olduğumuz bu gezinti, ilk başta dört duvar arasında geçen karantina sürecinden bir kaçış, bu süreçte kaybedilen özgürlüğün küçük bir anlığına geri kazanılması gibi hissettiriyor. Ancak Buzz’ın drone‘u ile birlikte kamera aşağıya, sokağa indiğinde karantinanın farklı bir yüzü ortaya çıkıyor. Pandemiyle evinin güvenliğinde yüzleşen insanlar yerini uzun kuyruklarda bekleyenlere, pazarlarda çalışanlara bırakıyor ve Ly soruyor: “Bunlar zor zamanlarsa kimin için zor?

Voyage Au Bout de La Nuit

(Yönetmen: Paolo Sorrentino)

Yazar: Esen Tan

Şaaşası, etkileyici ve çarpıcı sinemasıyla Paolo Sorrentino Homemade projesindeki bu kısacık filminde kendisine adeta meydan okumuş, onun kadar büyük bir yönetmenin başka bir zamanda başka bir yerde yapması pek de mümkün olmayacağı bir denemeyi karantina süreci dahilinde kendisine hediye etmiş ve böylelikle sinemasındaki görkemin ardındaki kendinden emin gözü, oynamayı bilen bir yönetmen olmasına borçlu olduğunu hepimize göstermiş oluyor. Homemade’in ikinci bölümünde yer alan Sorrentino kısası Gecenin Sonuna Yolculuk – Voyage Au Bout de La Nuit, Kraliçe Elizabeth’in Papa Francis’i ziyaretini konu alıyor ve ikili arasındaki zaman zaman çocuksu ama çoğunlukla da ihtiraslı bir flört, filmin zeminini oluşturuyor. Tabii bu arada Kraliçe ve Papa’yı canlandıran küçük dekoratif figürler sayesinde anlatı Sorrentino’dan bekleyeceğimiz üzre tuhaf olduğu kadar cana yakın bir hal alıyor. Evin muhtelif yerlerini Vatikan ziyareti sırasında gezilebilecek mekanlar olarak sunan Sorrentino, film evrenindeki karakterlerin küçük oyuncak figürlerle canlandırıldığı (daha önce sinema tarihinde benzer işlere rastlamış olsak dahi) son derece yaratıcı ve ufuk açıcı bir izlek sunuyor.

The Lucky Ones

(Yönetmen: Rachel Morrison)

Yazar: Esen Tan

En son Seberg’le adeta görüntü yönetmenliği dersi veren ve Savaştan Sonra – Mudbound ile 2017’de Oscar’a aday gösterilen başarılı ve son yılların gözde görüntü yönetmenlerinden Rachel Morrison, kendi kısasıyla Homemade’de yönetmen koltuğuna oturuyor. 5 yaşındaki oğlunun pandemi sürecindeki deneyimlerini kendisinin o yaşta yaşadığı deneyimlerle karşılaştırarak ilişkilerini biraz hüzünlü biraz da sevimli bir tonda anlatan Morrison bu anlatının üstüne karantina sürecinde çekmiş olduğu durağan ve hareketli görüntüyü bindirerek, oğlu Wiley’e gelecekte açmak üzerek bir mektup armağan ediyor. İlk başta son derece sıradan hatta belki sıkıcı da olabilecek bu fikir, Morrison’ın görüntü üzerindeki teknik hakimiyeti sayesinde görece daha ilginç hale geliyor ve fakat yine de çoğunlukla bir aile albümüne iliştirilebilecek kadar gelenekselleşmiş kalıplardan kurtulamıyor. Morrison her şeyi en doğru şekilde ve en olması gerektiği gibi yapsa da, izleyici noksan ya da yanlış giden bir şeyle hareketlenmesi gereken bir dünyaya ihtiyaç duyuyor.

Last Call

(Yönetmen: Pablo Larraín)

Yazar: Güvenç Atsüren

Homemade projesinin yapımcılarından da biri olan Şilili Pablo Larraín’in günümüzün en heyecan verici yönetmenlerinden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Ülkesinde imza attığı yapımlarla dikkat çeken yönetmen, daha sonra Hollywood’da da kendi dokunuşlarının hissedilebileceği yapımlara imza atabileceğini kanıtlamıştı. Larraín, Last Call isimli çalışmasında da filmlerinin anlatılarını tek bir karakter üzerinden şekillendirme alışkanlığını sürdürürken, bu kez huzur evinde yaşayan yaşlı bir adama odaklanıyor.

Pandemi sürecinin hayatımıza soktuğu ve artık iş hayatının önemli bir enstrümanı hâline gelen Zoom, Last Call’un anlatısında önemli bir yer tutuyor. Filmin odağına aldığı yaşı ilerlemiş adam, bir görevlilin yardımıyla Zoom üzerinden eski bir sevgilisiyle görüşüyor filmin ilk bölümünde. Hayatın karşısına çıkardıkları sebebiyle başka bir kadınla evlenmesine rağmen, bu eski sevgisini ne kadar sevdiğinden, onu sevmekten hiç vazgeçmediğinden uzun uzun bahsediyor. Lakin bu yaşlı adamın sözleri bitip, sıra kadına geçince işler değişiyor; uzun uzun çizilen romantik ve tutkulu karakter portresi tabiri caizse orta yerinden kırılıyor. Bu kırığın içinden kişinin kendini “başka biri gibi” gösterme çabasına dair zekice bir komedi yakalayan Larraín, yine tek bir karakterin özelliklerinin lokomotif işlevi gördüğü bir anlatıya imza atıyor. Last Call yönetmenin kariyerinde mizahi tonu en yüksek film olarak dikkat çekmesinin yanında, pandeminin hayatımıza soktuğu bir mecranın son derece etkin kullanılması, onun vizyonerliğini de bir kez daha kanıtlıyor.

A Couple Splits Up While in Lockdown LOL

Yönetmen: Rungano Nyoni

Yazar: Güvenç Atsüren

Pandemi sürecinde, gündelik hayatımıza devasa bir yer kaplayan “ışıklı ekranlara” daha da çok odaklandık ister istemez. Öyle ki alışveriş ya da sosyalleşme gibi görece “fiziksel” ortamda yaptığımız aktiviteler dahi bu süreçte dijital hayatın bir parçasına döndü tamamen. Hâl böyleyken, sinemacıların evlerine kapandıkları dönemde hissettiklerinden hareketle çektikleri kısa metrajlardan oluşan Homemade projesinde de bu minvalde anlatıların yer alması kaçınılmazdı. 2019’da Birleşik Krallık’ın Yabancı Dilde En İyi Film aday adayı olan ilk uzun metrajı Ben Cadı Değilim – I am Not a Witch ile önemli bir çıkış yakalayan Rungano Nyoni’nin yönettiği kısanın tamamı, bir sohbet yazımı üzerinde gerçekleşen konuşmalardan, gönderilen fotoğraf ve videolardan oluşuyor. Bir Çift, Karantinadayken Ayrılır Çok Komik – A Couple Splits Up While in Lockdown LOL ismini taşıyan film, “dünyanın en küçük dairesinde” yaşarken ilişkileri sona eren ama karantina dolayısıyla aynı ortamı paylaşmaya devam etmek zorunda kalan bir çifte odaklanıyor. Durumun absürtlüğüyle karantina rutinin doğasından ileri gelen tuhaflıkları, son derece başarılı bir ritimle güçlü bir mizah duygusuyla bir araya getiren film, finali itibarıyla biraz zorlama gözükse de klasik anlamda film yapma pratiğine dikkat çekici bir alternatif yaratıyor.

Espacios

(Yönetmen: Natalia Beristáin)

Yazar: Murat Emir Eren

Meksikalı sinemacı Natalia Beristáin, Cannes Film Festivali dahil prestijli organizasyonlarda yer bulan kısa filmleri ve Venedik Film Festivali’nde prömiyer yapan ilk filmi No quiero dormir sola ile dikkat çeken bir isim. Yönetmen, Homemade için çektiği kısa filmde dört-beş yaşlarındaki kızı Jacinta Terrazas Beristáin’a rol veriyor ve covid-19 salgınını sarsılmaz bir ruh haliyle atlatmaya kararlı bir çocuğun karantina günlüğüne odaklanıyor. Filmin sonunda da yer verilen, karantina günlerinin çocukların geleceğiyle ilgili daha çok düşünmemize vesile olabileceği umudu filmin yüzeydeki çıkış noktası. Filmin, bir yetişkinin günlük karantina rutinini kendi yorumuyla yerine getiren bir çocuğu izlerken düşündürdükleriyse daha geniş bir çerçevede değerlendirilebilecek hüviyette. Salgın sürecinin devletçe iyi yönetilemediğine dair itirazları bir kenara bırakırsak, salgın sonrasında, kendimizin ve başkalarının sağlığı için riayet etmenin kaçınılmaz olduğu kurallarla ilgili, bir süre evde kalmakla ilgili hatta basitçe maske takmakla ilgili şikayetlerin, “büyükleri” çocuklaştırdığı bir dönem yaşadığımızı iddia edebiliriz. Beristáin’in filmi de sadece çocukların yer aldığı bir karantinayla hem bu vaziyete “tatlı” bir “diss” atıyor, hem de bu antoloji serisinin umutlu denemelerinden biri oluyor.

Casino

(Yönetmen: Sebastian Schipper)

Yazar: Sezen Sayınalp

Sabah olur, öğle olur, akşam olur… Rutinler yeni rutinleri doğurur. Tekrar gündüz, tekrar gece. El, yüz yıkanır, yemek yenir, biraz bilgisayara biraz televizyon, akşamüstü mü oldu hop yine yemek hazırlamak lâzım. Bir taraftan da tıraş olmalı sanki, banyoya gir, el yüz yıka, saçları kes. Biraz da gitar çalalım şimdi. Rutinlerimiz bunlar değil miydi? Her yeni gün, her adımını bildiğin yeni gün. Sahi bu rutinler kimindi. Ha doğru ya, evde tek kişi. Tek kişi. Mutfakta makarna yapıyor biri. Biri de odada gitar çalıyor sanırım, sesi geliyor. Masaya oturalım da yemeğini yesin, sonra şarkımızı söyleriz kim mi? Çoğalıyorlar günden güne, şarkı söyleyen bir odada, saçlarını kesen bir odada, yemek hazırlayan bir odada. Birden fazla tek kişi, birden fazla ses. Her yer ses, evdekinin sesi. Evin sesi, yemeğin sesi, gitarın sesi, bilgisayarın sesi, ağız şapırtısı, masa tıkırtısı, sesler azdan çoğa, sesler bir kulaktan diğer kulağa. Akşam mı oldu, gece mi oldu, aa sabah mı oldu? Bugün ne yapmalı, önce eli yüzü yıkamalı, sonra gitar sonra yemek, rutinler en baştan, rutinler yeni baştan…

Sebastian Schipper, Homemade seçkisindeki kısasını Mayıs ayında çekmiş. Evde tek başına sürdürdüğü karantina sürecinin hem yönetmenliğini hem de oyunculuğunu üstlenmiş. Kendi rutinine de böylece bir yenisini eklemiş.

Last Message

(Yönetmen: Naomi Kawase)

Yazar: Tayfun Bodur

Naomi Kawase’nin bu kısa filminde, düşük yoğunluklu bir kıyamet atmosferi mevcut. Tekinsizliği yaratan ses kullanımının öne çıktığı bu öykü, salgına, bir bireyin ve onun yaşam alanının ‘’içinden’’ bakmaya çalışıyor. Filmin sinematografisi, bu dönemdeki insanların endişelerini ve umutlarını bir arada barındıracak görsel tercihlerden oluşuyor. Telefon kamerasıyla çekilen filmin kısa kısa parçalardan oluşan imgeleri, hem umutlu hem de karamsar bir hava sunuyor bizlere. Sinema filmlerinde genelde alışık olmadığımız şekilde, hem nesnel hem de öznel kamera açılarını karşılıklı olarak kullanıyor Naomi Kawase. Böylece salgın döneminin yarattığı bunalımı, iki eşit yerden; bireyin ve toplumun açısından göstermiş oluyor. Yönetmenin genelde kırsal alanda yaşayan insanların içindeki yaşam güçlerini anlatma arzusunu, böyle bir kısa filmde de hissediyoruz.

What Is Essential?

(Yönetmen: David Mackenzie)

Yazar: Tayfun Bodur

David Mackenzie, karantina sürecinde evde zaman geçirmekte zorlanan ergenlerin hayatından bir kesit sunuyor filminde. Onların bu süreçte yaşadığı bunalımları, salgın öncesi dönemde yaşadıkları sorunlarla birleştiren bu öykü, kapana kısılmış bir insanın nasıl bir değişim geçireceğini, neler öğrenecegini, neleri fark edeceğini anlamaya çalışıyor. David, dar bir perspektiften de olsa pandemi ile ilgili toplumsal kaygılarını dile getiriyor bu filmde. ‘’Pandemiden sonra bize ne olacak? Karantinaya girdikten sonra elimizde ne kaldı, asıl olan, sahip çıkmamız gereken şey ne?’’ gibi sorularla tamamlıyoruz bu filmi. David Mackenzie’nin karantina sürecine yaklaşımı, içerik olarak doyurucu olsa da, bir kısa film havasından oldukça uzak, kamu spotuna yakın bir anlatının izinden giden tercihleriyle, bizi bu seyir zevkinden bir miktar uzaklaştırıyor.

Penelope

(Yönetmen: Maggie Gyllanhaal)

Yazar: Sezen Sayınalp

Pandemiyle karşı karşıya kaldığımızdan beri, salgın filmleri, tarihteki diğer örnekleri, korkular, aklımıza gelmeyenle karşılaşmanın getirdiği şaşkınlık hayatımızın merkezine yerleşti. “Bu filmde benzer bir salgın anlatılmış bakın, bu filmde de tam bugünleri göstermişler sanki.” Gerçek kurguyu biçimlendirirken, bizler de bu süreç içindeki haberlerden gördüklerimizle, duyduklarımızla gündelik haritalar çıkarmaya başladık kendimize. Maggie Gyllanhaal da tam bu ‘filmlerdeki gibi’ hissinden, gerçeğin kurguyu biçimlendirmesinden hareketle oluşturmuş kısa filmini. Karantinada ailesiyle beraber yaşadıkları evlerinde bir kameraya aldığı filmin başrolü de bir virüsün etkilediği dünyaya ve kendi dünyasında yaşayan bir adama ait. İzole bir yerde tek başına yaşayan baş karakterinin hayatla bağına odaklanan filmde, bahsi geçen virüsün Ay’la olan ilişkisi filmdeki virüs sürecini Dünya’nın da dışına çıkarıyor. Ama etki alanı ne olursa olsun değişmeyen şey, kendi dünyalarımızda yaşayan bizlerin hayatla kurduğu bağda saklı kalıyor yine. Bu belki bir film, belki doğa belki de Gyllenhaal’ın filmindeki gibi bir ekmek kızartma makinesi. Günler birbiri ardına geliyor, yaşam akıyor.

Mayroun and the Unicorn

Yönetmen: Nadine Labaki & Khaled Mouzanar

Yazar: Zeynep Pınar Uçar

2018 yılında Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar için yarışan Kefernahum – Capharnaüm filminin yönetmeni Nadine Labaki, usta yönetmenlerin ev şartlarında çektikleri kısa filmleri içeren Homemade seçkisine, eşi Khaled Mouzanar’ın da desteğiyle çektiği Mayroun ve Tek Boynuzlu At – Mayroun and the Unicorn isimli kısa film ile katılıyor. Mayroun and the Unicorn, Nadine Labaki’nin henüz dört yaşında olan kızının eve kapanma sürecinin elli yedinci gününde, gecenin geç saatlerinde babası Khaled Mouzanar’ın Beyrut’taki ofisinden içeri dalarak yaptığı, kendi uydurduğu doğaçlama serüveni sergiliyor. Khaled Mouzanar’ın kesintisiz kaydettiği anlarda, bizleri sınırsız hayal dünyasına davet eden küçük Mayroun, içinde bulunduğumuz dönemin bunaltıcılığını, tüm ruhuyla inandığı ve her anını gerçekten yaşadığı doğaçlama sahnesindeki etkileyici performansıyla anlatıyor. Öyle ki, Mayroun korona virüsüyle ilgili haberlere her ‘Beni buradan çıkarın, yeter!’ diye bağırarak tepki gösterdiğinde, onu çok iyi anlıyoruz. Mayroun’un oyuncağıyla atıldığı hayali maceraları, çeşitli ses efektleriyle ve çizgi filmi andıran görsel efektlerle destekleniyor. Yine de film, görsel anlamdaki basitliği ve düzensiz gidişatıyla amatör tanımına fazla uygun kalıyor, bu sebeple, sadece Mayroun’un yaşına rağmen gösterdiği sıra dışı performanstan besleniyor. Sinematik anlamda geri planda kalan filmde, Mayroun’un hayali maceralarında hapsolduğu alanda yaşadığı klostrofobi yüklü duygular, bu dönemde dört duvar arasına sıkışan herkesin yaşadığı duygusal dengesizliği ve sinirsel patlamaları bağ kurulabilir şekilde yansıtıyor.

Annex

(Yönetmen: Antonio Campos)

Yazar: Murat Emir Eren

Seri dahilinde karantina halinin teknik, lojistik dezavantajlarını, anlatısına müphem bir fon olarak dahil eden janr filmlerinden biri Antonio Campos’un Annex’i. 2016 yapımı Christine ve televizyon dizisi The Sinner’la tanıdığımız Campos, filminde New York’un şehire nazaran neredeyse bomboş olan dış çeperlerinde yaşayan bir ailenin karantina günlerine odaklanıyor, ancak bu ailenin garip bir misafiri var… Campos’un evvela ailenin bir parçası olarak gösterdiği bu misafirle ilgili sürprizli bir anlatı ortaya koyduğu Annex, kısıtlı şartları dahilinde akılda kalıcı sinemasal anlar barındıran, cep telefonuyla gerçekleştirilen iptidai çekim şartlarına rağmen hikâyesine yaklaşımındaki özenin hemen fark edildiği, bu anlatı içerisinde biçimsel denemelere girişen bir yönetmenlik sergiliyor. Annex, dönemin ruh hâlinin karanlık bölgelerinde gezintiye çıkmanızı sağlayan, iyi bir tür denemesi olarak anımsanabilir.

-İsimsiz-

(Yönetmen: Johnny Ma)

Yazar: Esen Tan

Karantinayı Meksika’da ailesiyle birlikte geçiren Johnny Ma, Rachel Morrison’ın yöntemini kullanarak, kısa filmini bir mektup üzerinden şekillendiriyor. Yönetmen, Çin’de yaşayan annesine yazdığı bu mektupta üzerine çok da konuşulmayan, konuşulsa da geçiştirilen ya da ötelenen meseleleri, bu filmi hiçbir zaman izlemeyecek ya da bu mektubu hiçbir zaman okumayacak olan annesine anlatmaya hatta itiraf etmeye çalışıyor. Tüm bu süreçte de Johnny Ma’nın karantinada gündelik işlerini yaptığı anları gösterirken film, bir mutfak telaşı içinde yönetmenin annesinin tarifiyle yaptığı Çin mantısıyla son buluyor. Bu şekilde yazınca son derece soğuk ve anlamsız gelse de, sahibine ulaşmayacak olan o mektubu –ya da her mektup zaten yazanın kendisine yazılıyorsa çoktan ulaşmış olan o mektubu dinlediğinizde, okuduğunuzda ve gördüğünüzde, annenin mantı tarifinin önemini kavramak mümkün olacak.

Crickets

(Yönetmen: Kristen Stewart)

Yazar: Güvenç Atsüren

Daha önce Come Swim isimli bir kısa filme imza atan Kristen Stewart’ın bir kez daha kamera arkasına geçtiği Cırcır Böcekleri – Crickets, bizzat Stewart’ın canlandırdığı genç bir kadının karantina sürecinde yaşadığı insomnia ile yüzleştiriyor seyirciyi. Uyku sorununun ya da en azından uyku düzenindeki bozukluğun karantina sürecinin bir parçası olduğunu düşünürsek Crickets, Homemade seçkisindeki kısa filmler arasında ilişki kurabilmenin en kolay olanlarından biri olarak dikkat çekiyor.

Evinin balkonunda, uyuyamamaktan muzradip genç bir kadının içsel ve sesli şekilde dile getirdiği sayıklamalarını duyduğumuz bir yakın planla açılan film, odaklandığı karakterin insomnia sebebiyle yavaş yavaş bozulmakta olan ruh sağlığını aynalayacak şekilde hızlı kesmelerin domine ettiği bir kurguya sahip. Zaten Stewart da bu 10 dakikalık kısa metrajı, tek bir karakterinin karantina sürecinde evine sıkışıp kalmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini aktarmak üzerine kuruyor. Bu bağlamda kurgunun da, görüntü yönetiminin de bu amaca başarıyla hizmet ettiği, filmin karakterin içinde bulunduğu psikolojiyi iyi yansıttığı söylenebilir. Tüm bu olumlu etkenlere rağmen, birçok benzerine rastladığımız Crickets’ın yaratıcı ya da orijinal bir kısa metraj olduğunu söylemek güç. Ama yine de Stewart’ın cömertçe sergilediği oyunculuk hünerlerinin filmi bir seviye üste çektiğini de belirtmek gerek.

Unexpected Gift 

Yönetmen: Gurinder Chadha

Yazar: Murat Emir Eren

Hayatımın Çalımı – Bend It Like Beckham ve Blinded by the Light gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Gurinder Chadha, Londra’daki evinde, iki çocuğu ve eşiyle geçen karantina dönemine dair bir anlatı gerçekleştiriyor Beklenmedik Hediye – Unexpected Gift dahilinde. Hindistan asıllı, Kenya doğumlu bir göçmen olarak İngiltere’ye çocuk yaşlarındayken gelen ve burada da aile geleneklerini sürdüren Chadha, karantinaya annesinin ölüm yıldönümünde gerçekleştirilen bir anma töreniyle yakalandıklarının altını çiziyor. Bu ruh halinden iki çocuğunun süreç boyunca her anını filme çekmek suretiyle çıkan yönetmen, gündelik hayattan görüntülerle ve ailenin kişisel tarihine dair albüm fotoğraflarıyla ilerlerken dış sesteki anlatı da yer yer çocuklara teslim ediliyor. Unexpected Gift daha çok bir yönetmenin karantinayla baş etme haline işaret ediyor ve Chadha tüm bu sürece dair duygusunu filme verdiği isimle özetliyor.

Algoritmo

(Yönetmen: Sebastián Lelio)

Yazar: Zeynep Pınar Uçar

2018’de Muhteşem Kadın – Una Mujer Fantástica isimli filmiyle Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar ödülünü kazanan Sebastián Lelio da bu seçkiye müzikal türündeki Algoritma – Algoritmo’yla katılıyor. Lelio’nun oyuncu Amalia Kassai ve film yapımına dair hiçbir deneyimi olmayan iki aile üyesinin yardımıyla cep telefonuyla çektiği film, bu süreci yalnız geçiren bir kadının söylediği şarkıya sahne oluyor. Film, türü üzerinden alacağını düşündüğü eleştirilerin farkında olduğu için şarkısına amacının dans etmek veya kaçmak değil, yaşananları hayatta kalabilmek için bütün samimiyetiyle ortaya dökmek olduğunu açıklayarak başlıyor. Kassai’nin donuk ifadelerle söylediği ve lirik figürleriyle hacim kattığı sekiz dakikalık şarkının sözleri, hep birlikte girdiğimiz zorunlu izolasyon sürecinde yaşadığımız yalnızlık, bunalımlar ve kendi içimize döndüğümüzde keşfettiklerimiz gibi, boğuştuğumuz çeşitli meseleleri kapsarken, bu sürece zemin hazırlayan kibrimizi ve bencilliklerimizi eleştiriyor. Filmin ve şarkının ritmini destekleyen kamera hareketleri, Kassai’nin figürlerini farklı açılardan göstererek, hapsolduğu mekânın derinliğini arttırıyor. Obsesifçe yaptığı temizlik ve yaşadığı klostrofobi hissini dışa vuran hareketleri ise, bu zorlu süreçten geçerken hepimizin yaşadığı bunalımları ve sıkışmışlık hissini simgeliyor. Şili’de yaşanan protestolara da değinen Algoritmo’nun şarkısı, etkileyici sözleri aracılığıyla, beraberce yaşadığımız bu zorunlu yalnızlığın, herkes için aydınlanmaya, adalete ve uyanışa dönüşebilmesi adına, düşünmek ve fark etmek için kullanılması gerektiğini vurguluyor.

Ride It Out

(Yönetmen: Ana Lily Amirpour)

Yazar: Erhan Tan

İlk uzun metrajlısı Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız – A Girl Walks Home Alone at Night ile dikkatleri üzerine çektikten sonra, hak ettiği kıymeti pek görmeyen The Bad Batch ile Hollywood’daki en özgün yeni seslerden biri olduğunu gösteren Ana Lily Amirpour, Homemade’de bisikletiyle Los Angeles sokaklarında gezintiye çıkıyor. Bu sıradan bisiklet gezintisi, Amirpour’un kaleme aldığı, Cate Blanchett’ın seslendirdiği metinle, günümüzde geçen bir masala dönüşüyor. “Tuhaf bir virüs”ün insanları evlerine kapanmaya zorladığı karanlık bir masal bu ve masalın merkezindeki bisikletli kadının evrendeki yeriyle yüzleşmesi gerekiyor. Amirpour’un tanrı bakışı çekimleri karınca analojisi ile birleşince, bu yerin büyüklüğü net bir şekilde anlaşılıyor.

Ana Lily Amirpour’un pandeminin kültürel etkisini de irdelediği Bisikletle Üstesinden Gel – Ride It Out’un 17 filmlik bu kolajın son parçası olması tesadüf değil. Zira Amirpour’un eseri, Homemade’i yapan sinemacıların yüz yüze olduğu yeni gerçekliğe dair de bir şeyler söylüyor. Hollywood’un kalbinde yer alan Sunset Bulvarı ve sinemanın mabetlerinden Chinese Theater’ı bomboş görmek, bu yeni gerçekliğin ne kadar ürkütücü olduğunu gösteriyor. Ancak Amirpour, kamerasını bu boş sokaklardan, sokaklardaki eserlere çevirdiğinde önemli bir mesajı izleyiciyle paylaşıyor: “Sanat en basit tabiriyle tanıdık bir şeye yeni bir bakış açısıyla yaklaşmaktan ibarettir“. Tam da evlerine kapanmaya zorlanan, eserlerini eskisi gibi sunmaları bir süre imkânsız hâle gelen bu 17 sinemacının Homemade seçkisinde yaptığı gibi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information