Yeni sezonun ilk bölümünde geride bıraktığımız karakterler ikinci bölümde harekete geçmek için birer birer yerlerini aldılar. Homeland’in 7. sezondaki 2. bölümü “Rebel Rebel”de neler olmuş birlikte inceleyelim.

Homeland, alışılagelmiş CIA dizilerinin aksine, CIA’in yaptığı hataları ve bunun sonucunun nelere mâl olduğunu göstermekten asla çekinmeyen bir dizi. Amerikan rüyasını çoğu kez nakavt etmiş, çoğu ana akım dizide vaat edilen fırsatlar ülkesi ideasının arka planında dönenleri inandırıcı bir kurgu ile göstermeyi başarmıştır. Şunu açıkça söyleyebilirim ki Homeland, bir kez izlendikten sonra dünya politikasına bir daha eskisi gibi yaklaşmamanızı sağlayan bir yapım. Her bölümünde gözünüzün içine sokmasa da kafanızı kurcalayan bir kurt bırakıyor. Sezon başlarında karakterleri iyi bir şekilde konumlandırmayı önceliklendiren Homeland, bu geleneğini 7. sezonda da bozmuyor. Önümüzdeki bölümlerde tarafların nerelerde durabileceklerinin sinyallerini vererek hikayesine kaldığı yerden devam ediyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü Homeland 7. Sezon 2. Bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Homeland: 7. Sezon 2. Bölüm İncelemesi: Carrie ile Asla Uğraşma!

homeland-sezon-7-bolum-2-2-filmloverss

Geçen bölüm, Başkan Keane tarafından kendisine düzenlenen suikast girişimi yüzünden idam cezasıyla karşı karşıya kalan General McClendon, “birileri” tarafından hapishaneye ilk adımını attığı gece öldürülmüştü. 2. bölüm, bu cinayetin etkileri üzerine kurulu.

Brett O’Keefe, direnişinin 52. gününde yaptığı yayında Amerikan kahramanın ölümünün tesadüf olmadığını ve katilinin Başkan Keane’in olduğunu resmen haykırır. Konuşmasının ardından sığındığı evin sahipleri ve komşuları tarafından alkışlarla karşılanır. Kaldıkları evin konumunun iç savaşın başladığı yer olması ile Amerikan halkının başka bir kulvarda yine bir iç savaş ile karşı karşıya kalacağının sinyalleri verilir.

Wellington’ın hapishanedeki gardiyanla çocukluk arkadaşı çıkması Keane’i köşeye sıkıştırır. Her ne kadar yelkenleri suya indirmeye hazır olmasa da Keane’in gündemi değiştirmekten başka çaresi kalmaz. Kendisine ve yönetimine karşı olan komplo teorilerini susturmak için Saul Berenson’ın teklifini kabul eder. Hukuksuz bir şekilde hapse atılan 200 istihbarat görevlisi ile birlikte Saul, Başkan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı görevine geçme şartıyla serbest bırakılır. Trump’ın politikalarına ve siyaset yapma üslubuna atıfta bulunan Homeland, çıkar oyunlarının ışığında en iyi hamle yapanın kazanacağı savaşa böylelikle ilk adımını atmış olur.

Tüm bunlar olurken Carrie, kız kardeşinin ayarladığı terapiste gider. Ülkenin kendine ihtiyacı olduğuna tüm varlığıyla inanır ve yine etrafındakileri durumun vahametine inandırmaya çalışır. Bu esnada her şeyin üstünden gelmeyi bir türlü başarmış olsa da Carrie’nin, Peter Quinn’in hala yokluğunu çektiğini görürüz. Olayları kendi yöntemiyle çözmekte karar olan Carrie, Wellington’ın evine yerleştirttiği gizli kameralardan şüpheli bir kadın görür ve ekran görüntüsünü alır. FBI’daki arkadaşından sert bir şekilde veto alan Carrie, çareyi bir web sitesine bu kadının fotoğrafını yüklemekte bulur. Ancak bilgisayarı hacklenir ve tüm dosyaları ele geçirilir. Carrie istenilen parayı ödemezse tüm dosyaları internette yayınlanacak ve Max ile hapsi boylaması kaçınılmaz olacaktır. Bu işten nasıl kurtulacağını düşünürken Saul’ın Ulusak Güvenilk Danışmanı olduğunu TV’de öğrenir. Saul, Başkan Keane ile ele ele sıkışırken ilk görevinin yine ifade özgürlüğüne karşı gelecek olmasından habersizdir: O’Keefe’i yakalayıp hapse atmak. O’Keefe’in en son görülen yerde FBI’a olan halkın genel tepkisi, Başkan’ın seçimlerinin halkı nasıl ikiye böldüğünü iyi resmediyor. Huzursuzluk ince ince halkın içine işlemeye başlamış, fitillenmeyi beklemektedir. Afganistan, Irak ve Suriye’deki Amerikan askerlerinin işgalci ordu olarak nefretle karşılanmasının bir yansımasını kendi topraklarında deneyimleyen Saul, sandığından daha büyük bir yükün altına girdiğinin farkına varır. Yerel halkı sokaklara döken bu gerilimi çözmek için olan tek yolu seçer: O’Keefe ile yüz yüze konuşmak. Önümüzdeki bölümde görmeyi umduğumuz bir konuşma olacağı kesin.

Dizinin en can alıcı sahneleri, Carrie’nin hacker ile olan pazarlığı ve sonrasındaki yüzleşmesiydi. Ani twistlerle olayların örgüsü bir anda yön değiştiriyor. Carrie’nin aklından geçenleri takip ederken belirsizlik duygusu sizi kaplıyor ve bir sonraki hamlenin ne olacağını ön görmeye çalışıyorsunuz. Claire Danes’in doğal, tez canlı ve patlamaya hazır bir bomba şeklindeki konuşma tavrı, karakterin inanılmaz bir münakaşa ve pazarlık yeteneği ile harmanlanıyor. Böylelikle istediğine ulaşmak için her şeyi yapabilecek olan bir insan aklının sınırlarını ortaya koyuyor.

Hacker’ı etkilemek için soyunan Carrie, düşmanını avucunun içine aldığı noktada hamlesini yapar ve yüz yüze görüşmeye ikna eder. Buluşmanın olduğu yerde avını yanına kadar çekmeyi başaran Carrie, karşı tarafın ipleri kendine olduğunu zannettiği ilk anda avına yani hacker’a saldırır. Sonunda galip çıkan Carrie, izleyiciye eskisinden daha güçlü bir şekilde döndüğünü göstermiş olur ve bize şunu hatırlatır: “Carrie ile asla uğraşma.”

Carrie’nin tüm benliğiyle sahaya “geri döndüğüne” ikna olduğumuz son sahneden sonra bir sonraki bölümde diğer karakterlerle nasıl bir araya geleceğini merakla bekliyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi