Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa

Seni seviyorum, seni seviyorum / Je t’aime, je t’aime (1968)

je-taime-je-taime

Alain Resnais’nin zaman yolculuğu filmi Je t’aime, Je t’aime; bellek, pişmanlık ve aşk üzerine de oldukça güzel bir çözümleme. Başarısız bir intihar girişiminden sonra bir hastanede uyanan Claude’a zaman yolculuğu deneği olması teklif edilir. Daha önce bir fareyi bir dakikalık periyotlar ile geçmişe göndermeyi başaran bilim insanları, aynı deneyi bir insanla da yapabilmeyi ummaktadırlar. Geçmişine ve intiharına dair pek bir şey hatırlamayan Claude teklifi kabul eder, ancak bu deney onu geçmişine dair hatırlamadığı gerçekler yüzleştirecek, geçmişine sıkışıp kalmasına sebep olacaktır. Claude gerçekten belli periyotlarla kendi geçmişini mi ziyaret eder, yoksa hafıza koridorlarında geri dönüşü olmayan bir tura mı çıkmıştır? Unutmadan, filmin Sil Baştan’ın (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) esin kaynaklarından biri olduğunu da söyleyelim.

Solaris (1972)

solaris

Hollywood Dışı En İyi Bilimkurgu Filmleri listemizde, iki filmine yer verdiğimiz tek yönetmen olan Andrei Tarkovski’nin Solaris filmi var sırada. Ikarie XB-1’in esinlendiği kitabın da yazarı olan Lem’in aynı isimli romanından uyarlanmış olan Solaris, uzun yıllardır çalışmalarında pek ilerleme kaydedemeyen bir uzay üssünden garip mesajlar alınmaya başlanması ile üsse gönderilen psikolog Kris’in hikayesini anlatıyor. Bazı halüsinasyonların sebebiyet verdiği bir problemin yaşandığı Solaris gezegeni üzerindeki istasyona giden Kris, yıllar önce intihar etmiş karısı ile karşılaşıyor. Zihninin ona oyun oynayıp oynamadığından emin olamayan Kris, uzayda geçmişi ile yüzleşmeye başlıyor.

Kafasındaki gelecek tahayyülünü aktarmak için Tarkovski’nin bazı sahneleri Japonya’da çektiği ve bunun kavgasını verdiği biliniyor. Filmin, psikolojik ve felsefi temaları ustaca konumlandırışı, Tarkovski’nin resim sanatının büyük ustalarına verdiği referanslar ve her filminde olduğu gibi bu filmde de kurduğu mükemmel ve büyüleyici sinematografi, Solaris’i sinema sanatının zirve noktalarından biri yapmaya yetiyor.

Fantastik Gezegen / Fantastic Planet (1973)

fantastic-planet

Listemizdeki ilk animasyon, bir Fransa – Çekoslovakya ortak yapımı. René Laloux’nun yönetmenliğini yaptığı, 1973 yılına ait bu orijinal bilimkurgu/animasyon uzak bir gelecekte insanları kendi gelişmiş gezegenlerine getiren ve onlara bir nevi evcil hayvan muamelesi yapan Draagları anlatıyor. İnsandan daha uzun ömre sahip ancak daha az üreyen Draaglar, insanları bazen evlerinde besliyor, nüfuslarını kontrol altında tutmak istedikleri için de kendi başına gezen insanları dönem dönem öldürüyor. Film, annesi öldükten sonra bir Draag tarafından eve alınan ancak sonradan kulaklıkları ile kaçarak Draag bilgisine erişen ve diğer insanlara bu bilgiyi aktararak gelişmelerini sağlayan Terr’i takip ediyor. İki tür arasındaki anlaşmazlıkları ve iki toplumu birden yıkıma götürecek sorunları irdelerken Çekoslovak animasyonunun zirve noktalarından birini ortaya koyan film, günümüzde özellikle de Orta Doğu’daki sorunlara da ışık tutabilecek evrensel bir metine sahip.

Pilot Pirx’in Soruşturması / Pilot Pirx’s Inquest (1978)

Polonya-Sovyetler Birliği ortak yapımı Pilot Pirx’s Inquest (Pilot Pirx’in Soruşturması), yine Lem’in Pilot Pirx öyküler toplamından uyarlanmış başarılı bir bilimkurgu örneği. Marek Piestrak’ın yönetmenliğini üstlendiği 1978 yapımı filmde, Pirx isimli uzay pilotu gelecek uçuşlarda kullanılmak üzere bazı robot mürettebatları test etme görevine atanır. Ancak görevde neredeyse herkes ölür; dönüşte düzenlenen soruşturmada kazanın suçunun Pirx’e mi yoksa robotlara mı ait olduğu tartışılacaktır. Robot/yapay zeka ve insan karşılaştırmasına getirdiği yenilikçi açılımlar ile özellikle bu konu ile ilgilenen bilimkurgu hayranları için atlanmaması gereken bir klasik. Isaac Asimov’un robotik kanunları ve 2001’deki HAL’in üzerine tartışmayı ilerleten, hatta daha güncele gelirsek bu tartışmaları The Matrix’e bağlayan bir yerde duruyor diyebiliriz. Hepsinin ötesinde, filmde bir de sürpriz bulunuyor: filmin müzikleri en büyük çağdaş kompozitörlerden Estonyalı Arvo Pärt’ın imzasını taşıyor.

Stalker (1979)

stalker

Gelelim Andrei Tarkovski’nin listemizdeki ikinci filmine. Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak filminde de saygı duruşunda bulunduğu bu mükemmel film, Stalker, Strugatsky kardeşlerin kendi romanlarından uyarladıkları bir senaryoya dayanıyor. Stalker diye bilinen bir adamın Bölge diye bilinen bir yere iki müşterisini götürmesini anlatıyor. Çünkü Bölge’nin en ortasında insanın en derin arzularını bile gerçekleştirecek bir oda bulunuyor. Dünyadan umudunu kesmiş ve krize girmiş bir yazar ile bilimsel bir keşif yapmak için Bölge’ye gitmek isteyen bir profesöre kılavuzluk eden Stalker, yolculuk boyunca terk edilmiş, yıkıntılarla dolu bir alanda ilerliyor. Bölge’nin kendince bir duygulanıma sahip olduğunu ve görülemese de hissedilebildiğini anlayan ekip, ruhlarının derinlikleriyle baş başa kalacakları odaya doğru zorlu bir yolculuk yapıyorlar.

Tarkovski’nin mükemmel sinematografisi ve muazzam atmosferi ile film, sinemanın görsel bir sanat olarak nerelere gidebileceğine dair önemli bir kanıt. Bölge kavramının kuruluşu ve filmin insan doğasına dair söyledikleri ile Stalker, gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu filmlerden biri olarak tarihteki yerini alıyor.

Mad Max 2: The Road Warrior (1981) 

mad-max-2

Geçtiğimiz yaz bana göre pek de başarılı olmayan dördüncü filmi Mad Max Fury Road ile kıyamet koparan Mad Max serisi dendiğinde aklıma Mad Max 2 gelir hep. Distopyaysa distopya, bilimkurguysa bilimkurgu, aksiyonsa aksiyon. İlk filmde karısını ve çocuğunu kaybeden – ama öcünü de alan – Max Rockatansky ya da Mad Max, beş yıl sonrasında savaş sonrası post-apokaliptik bir yere dönmüş olan Avustralya çöllerinde arabası ile hayatta kalma çabası vermektedir. Max petrolün neredeyse tükendiği bu çağda, bir petrol rafinerisine sığınmış bir grup insana rahat vermeyen motosiklet çetesi ve liderleri Wez ile amansız bir mücadeleye girişir. Bildiğimiz Mad Max dünyasının aslında tam olarak gerçekleştiği ve Max’in “çılgınlığını” hakikatten gördüğümüz ilk film diyebileceğimiz Mad Max 2, sinemadaki en iyi post-apokaliptik dünya tahayyüllerinden birini de sunuyor. Çoğu çölde geçen film, kostüm tasarımları, orijinal araç ve silah fikirlerinin yanı sıra aksiyon sahneleri ile öne çıkıyor.

Kin-dza-dza! (1986)

kin-dza-dza

Sovyetlerin son dönemlerinde çekilen bu başarılı kara komedi, tam bir kült bilimkurgu filmi olmayı da başarıyor. Hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğüm Kin-dza-dza! hem bilimkurgu hayranlarına hem de kara komedi fanlarına güzel bir seyirlik sunuyor. Georgiy Daneliya’nın yönetmenlik koltuğunda oturduğu film, Moskova’ya düşen bir uzaylının iki Sovyet vatandaşıyla birlikte post-apokaliptik bir dünyayı andıran telepatik insanlarla dolu gezegenine yanlışlıkla yaptığı yolculuğu konu alıyor. Orada da sınıflı bir toplumun var olduğunu gören kahramanlarımızın başına birçok grotesk ve absürt denebilecek olay geliyor. Çöküşün eşiğindeki Sovyetler Birliği’nden gelen bu absürt kara komedide çağımıza dair birçok ince gönderme bulunuyor.

Ghost in the Shell (1995)

ghost-in-the-shell

Listemizdeki bir diğer animasyon Japonya’dan geliyor. Aynı isimli animeden uyarlanmış olan film, Kukla Efendisi olarak bilinen gizemli bir hackerı aramaya koyulan kadın bir ajanı anlatıyor. Ekibi ile ava çıkan Motoko, kendini politik oyunların ve beklemediği gelişmelerin arasında buluyor. 2029 yılında geçen filmde, dünya tamamen kablolarla birbirine bağlanmış büyük bir elektronik ağdan ibarettir. Böyle bir dünyada kişinin kimliğinin ne kadar değişken olduğu, yahut kimliğin ne olduğu konusunda büyük bir tartışma vardır. Motoko için teknoloji bir avantajdan çok probleme dönüşecektir.

Japon animelerinin en iyi örnekleri arasında gösterilen Ghost in the Shell’in yönetmen koltuğunda Mamoru Oshii oturuyor. Daha sonra devam filmleri yapılsa da orijinalinin başarısını yakalayamadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Ayrıca, filmin Wachowskiler’in ilham kaynaklarından biri olduğunu da belirtelim.

Primer (2004)

primer

Listemizdeki iki Amerikan filminden ilki Primer. Yalnızca 7 bin dolara mal olmuş, senaryosundaki zeka pırıltılarına rağmen anlaşılması belki de bu yüzden güçleşmiş bu başarılı zaman yolculuğu filmi Shane Carruth’un imzasını taşıyor. Büyük bir şirkette çalışan dört arkadaş, bir startup kurmak için akşamları buluşmaktadır. Fakat bu dört kişiden ikisi, Aaron ve Abe, aradaki anlaşmazlıktan sonra başka bir proje geliştirmeye başlarlar. Bu proje bir zaman makinesi projesidir. İkili projeyi iyileştirmeye çalışırken bir yandan da makineyi borsadan para kazanmak için kullanmaya başlarlar. Ancak işler beklediği gibi gitmez ve sinema tarihinin en kompleks ve belki de en başarılı zaman yolculuğu serisi başlar. Filmi bazen anlamak oldukça güçleşse de filmin arkasındaki parıltıyı fark ettikçe büyük keyif almaya başlamak mümkün.

Timecrimes – 2007

timecrimes-filmloverss

Primer ile birlikte son zamanların en iyi zaman yolculuğu filmlerinden bir diğeri de Timecrimes. İspanya yapımı ve Nacho Vigalondo’nun imzasını taşıyan Timecrimes, zaman döngüleri üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri. Kırdaki evinden dışarıyı izlerken soyunan bir kadın gören orta yaşlı sıradan bir adam olan Hector, karısının alışverişe gitmesi ile olayı araştırmaya başlar. Bandajlara sarılı bir adam tarafından yaralandıktan sonra bir binaya kaçmayı başarır ve orada gizli bir proje yöneten bilim adamı ile tanışır. Bundan sonra Hector zamanda defalarca yolculuğa çıkmak ve her şeyi düzeltmek zorunda kalacaktır.

Dünyalı / The Man from Earth (2007)

the-man-from-earth-filmloverss

Listemizdeki ikinci bağımsız Amerikan filmi The Man from Earth. Yalnızca bir evde geçen ve Richard Schenkman tarafından yönetilen film, farklı disiplinlerden gelen bir grup üniversite hocasının, şehirden ayrılan arkadaşlarına veda etmeye gelmeleri ile başlıyor. Ayrılık sebebini anlamak için arkadaşları John Oldman’ı sıkıştıran profesörler beklemedikleri cevaplarla karşılaşıyorlar. Oldman, profesörlere bir Kro-Magnon yani mağara adamı olduğunu açıklıyor ve hepsini oyun zannettikleri bir tartışmanın içine sokuyor. Farklı disiplinler tarafından zorlanan Oldman soruları cevaplıyor ancak anlattıklarının gerçek olup olmadığına dair kesin bir açıklama yapmıyor. Gerçekten farklı bilim dallarından ve disiplinlerden gelen sorularla güzel bir beyin egzersizine dönüşen film, düşük bütçesine rağmen kendini izletmeyi başaran ve iyi bir bilimkurgu için çok büyük paralara gerek olmadığın gösteren başarılı bir yapıt.

Moon (2009)

kevin-spacey-gerty-moon-filmloverss

Steven Soderbergh’in başarısız uyarlamasından ziyade Solaris’in uzak kuzeni olarak ele alabileceğimiz bir film var şimdi sırada. Sam Rockwell’in neredeyse tek başına oynadığı bu minimalist bilimkurguda, ayın karanlık tarafında bir yakıt madenini tek başına yöneten Sam Bell’i takip ediyoruz. Üç yıllık kontratının sonuna gelirken bazı hem teknolojik hem de psikolojik sorunlarla karşılaşan Bell halüsinasyonlar görmeye başlar ve bir kaza geçirir. Bu kazadan sonra Bell’in hayatında her şey değişecektir.

2009 yılında çıktığında belli ölçüde ses getirmiş olsa da giderek hayran kitlesini artıran ve son on yılda yapılmış en iyi bilimkurgulardan biri olan Moon, gelecekte önemi çok daha iyi anlaşılacak bir film olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Tanrı Olmak Zor İş / Hard to be God (2013)

hard-to-be-god

Listemizin son filmi, ayrıca Rus yönetmen Aleksey German’ın da son filmi olma özelliğini taşıyor. Filmi tamamladıktan hemen sonra hayatını kaybeden German’ın Hard to be God (Tanrı Olmak Zor İş) filmi sinemalarımıza uğramasa da 2013 yılında İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Stalker gibi Strugatsky kardeşlerin eserinden uyarlanmış Hard to be God, dünyayla neredeyse birebir aynı bir gezegene gönderilmiş bir bilim adamını takip ediyor. Bu gezegende Rönesans vahşi bir şekilde bastırılmıştır; bu yüzden de gezegen Orta Çağ’da kalmaya mahkum olmuştur. Bir lordun yerine geçen bilim adamı Anton, gezegenin politik işlerine kapılmadan bu çamur, kan, vahşet, pislik ve geri kalmışlıkla dolu dünyada kendine bir yaşam kurmaya çalışır. Bazıları onun Tanrı olduğunu düşünürken, bazıları ondan nefret ederler. Anton etkisini kullanarak ama sert müdahalelerde de bulunmak istemeyerek gezegeni kültürel ve teknolojik gelişime sevk etmeye çalışır. Ancak çabaları nafile gibi görünmektedir.

German’ın bu üç saatlik epik siyah-beyaz filmi, izlenmesi oldukça zor, içinde kaybolunması çok kolay, birçok ayrıntı ile dolu, baş döndürücü bir seyirde ilerliyor. Tüm bilimkurgu fanlarının bayılacağı bir film olmasa da, kendine özgü, delice bir dünya tasvirine sahip önemli bir film olduğu su götürmez.

Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information