Sinemaya verdiği dört yıllık aranın ardından 2017 yazında Şanslı Logan – Logan Lucky ile geri dönen Steven Soderbergh, geçtiğimiz yıl ise Sean Baker’ın Tangerine ile açtığı yoldan giderek iPhone’la çektiği Saplantı - Unsane’i sunmuştu bizlere. Soderbergh, bir kez daha iPhone’la çektiği yeni filmi High Flying Bird’de, Ay Işığı – Moonligt’ın senaryosuyla Oscar kazanmış olan Tarell Alvin McCraney’le işbirliği yapıyor. Oyuncular birliğiyle takım sahiplerinin maddi gelirler konusunda anlaşmazlığa düştüğü, yaklaşık beş aylık bir sürece yayılan 2011 NBA Lokavtı sırasında geçen High Flying Bird için tam anlamıyla bir “basketbol filmi” demek pek doğru olmaz sanıyorum. Keza olayların basketbol sahalarından ziyade kapalı kapılar ardında ya da toplantı salonlarında geçtiğini görüyoruz. Hatta filmin kimi yönleriyle Soderbergh sinemasından alışkın olduğumuz soygun filmlerine daha yakın durduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. High Flying Bird: Oyunda mısın Yoksa Kenarda mı? High Flying Bird, NBA’e henüz dâhil olan genç oyuncu Erick Scott’la onun menajeri Ray Burke arasında geçen bir diyalogla başlıyor. İlk sıradan draft edilmesine karşın lokavttan dolayı sektör içerisindeki diğer herkes gibi tek kuruş bile kazanamayan Erick, aldığı borçtan dolayı başını belaya sokmak üzeredir. Ray, borçtan ziyade genç oyuncunun tefeciye güvenmesine kızar, ancak kısa süre sonra hesabı öderken kredi kartının bloke edildiğini görür, cebinde ise birkaç yüz dolar kalmıştır. Şirket tarafından maaşının da kesildiğini öğrenen menajer, bunun ardından bir karar noktasına gelir: Ya bir kenarda oturup olanları izleyecektir ya da ipleri bir kez de olsa kendi eline alacaktır. Film, her ne kadar NBA Lokavtı’nı konu alıyor olsa da kurgusal bir dünyada vuku buluyor. Gelgelelim çaylak yılı tam da 2011’e denk gelen Reggie Jackson’la ligdeki ilk yıllarını birkaç sene önce yaşayan Karl-Anthony Towns ve Donovan Mitchell’ın röportajları, belgeselvari bir hava katarak filmin gerçeklerin bir nevi yansıması olarak resmedilmesine önayak oluyor. Başrolde yönetmenin Knick dizisinde birlikte çalıştığı André Holland’ın yer aldığı High Flying Bird, kıyas tutabileceğimiz Kazanma Sanatı – Moneyball gibi yakın zamanlı spor filmlerinin aksine sporu, bu durumda basketbolu, temel öge olarak kullanmak yerine onu bir tema olarak sunuyor. Tarell Alvin McCraney’in yazdığı senaryonun merkezinde NBA’in arka planındaki ekonomi var aslında ve taraflar belli: Bu ekonominin kendi çıkarlarına göre sürdürebilir olmasına çabalayan patronlar ve esas işi yapmasına rağmen kenarda oturan oyuncularla onları temsil eden menajerler. Film boyunca duyduğumuz "oyunun arkasındaki oyun" sözü de buradan ileri geliyor zaten. Patronların genel olarak beyaz, basketbolcuların ise siyahi olması taraflar arasındaki tartışmanın ırkçılık merkezinde ilerlemesine de vesile oluyor. Bu noktada McCraney’in senaryosunun olayları tarafsız bir bakış açısıyla yansıttığını söylemek mümkün değil, fakat karşımızda oldukça iyi bir araştırma sonucunda ortaya çıkmış bir metin olduğu muhakkak. Filmdeki birkaç sahnede karşımıza çıkan “boys” göndermesinin, Bryant Gumbel’in lokavt sırasında söylediklerine atıfta bulunduğunu da belirtelim. Ek olarak karşımızda yer yer oldukça nüktedan bir hâle bürünen, zekice yazılmış bol diyaloglu bir senaryo var. Dolayısıyla filme sonradan dâhil olan Steven Soderbergh, bu iş için en doğru isimlerden bir tanesi. Şanslı Logan ile geri döndüğü soygun filmleri de dâhil olmak üzere filmografisinde bol diyalog kullanmayı sevdiğini bildiğimiz yönetmen, iPhone’la çektiği ikinci filminde halefine göre daha da profesyonel bir iş çıkarmış gibi görünüyor. Psikolojik gerilim türündeki Saplantı’da ana karakterin ruh hâlini hissettirmek için bolca…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

High Flying Bird, gerek oldukça iyi yazılmış senaryosu ve Steven Soderbergh’in iPhone’u işlevsel olarak kullanan yönetmenliği, gerekse de André Holland’ın etkili oyunculuğuyla 2019’un şimdiye kadarki en iyi Netflix filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
78

Sinemaya verdiği dört yıllık aranın ardından 2017 yazında Şanslı Logan – Logan Lucky ile geri dönen Steven Soderbergh, geçtiğimiz yıl ise Sean Baker’ın Tangerine ile açtığı yoldan giderek iPhone’la çektiği Saplantı – Unsane’i sunmuştu bizlere.

Soderbergh, bir kez daha iPhone’la çektiği yeni filmi High Flying Bird’de, Ay Işığı – Moonligt’ın senaryosuyla Oscar kazanmış olan Tarell Alvin McCraney’le işbirliği yapıyor. Oyuncular birliğiyle takım sahiplerinin maddi gelirler konusunda anlaşmazlığa düştüğü, yaklaşık beş aylık bir sürece yayılan 2011 NBA Lokavtı sırasında geçen High Flying Bird için tam anlamıyla bir “basketbol filmi” demek pek doğru olmaz sanıyorum. Keza olayların basketbol sahalarından ziyade kapalı kapılar ardında ya da toplantı salonlarında geçtiğini görüyoruz. Hatta filmin kimi yönleriyle Soderbergh sinemasından alışkın olduğumuz soygun filmlerine daha yakın durduğunu pekâlâ söyleyebiliriz.

High Flying Bird: Oyunda mısın Yoksa Kenarda mı?

High Flying Bird, NBA’e henüz dâhil olan genç oyuncu Erick Scott’la onun menajeri Ray Burke arasında geçen bir diyalogla başlıyor. İlk sıradan draft edilmesine karşın lokavttan dolayı sektör içerisindeki diğer herkes gibi tek kuruş bile kazanamayan Erick, aldığı borçtan dolayı başını belaya sokmak üzeredir. Ray, borçtan ziyade genç oyuncunun tefeciye güvenmesine kızar, ancak kısa süre sonra hesabı öderken kredi kartının bloke edildiğini görür, cebinde ise birkaç yüz dolar kalmıştır. Şirket tarafından maaşının da kesildiğini öğrenen menajer, bunun ardından bir karar noktasına gelir: Ya bir kenarda oturup olanları izleyecektir ya da ipleri bir kez de olsa kendi eline alacaktır. Film, her ne kadar NBA Lokavtı’nı konu alıyor olsa da kurgusal bir dünyada vuku buluyor. Gelgelelim çaylak yılı tam da 2011’e denk gelen Reggie Jackson’la ligdeki ilk yıllarını birkaç sene önce yaşayan Karl-Anthony Towns ve Donovan Mitchell’ın röportajları, belgeselvari bir hava katarak filmin gerçeklerin bir nevi yansıması olarak resmedilmesine önayak oluyor.

Başrolde yönetmenin Knick dizisinde birlikte çalıştığı André Holland’ın yer aldığı High Flying Bird, kıyas tutabileceğimiz Kazanma Sanatı – Moneyball gibi yakın zamanlı spor filmlerinin aksine sporu, bu durumda basketbolu, temel öge olarak kullanmak yerine onu bir tema olarak sunuyor. Tarell Alvin McCraney’in yazdığı senaryonun merkezinde NBA’in arka planındaki ekonomi var aslında ve taraflar belli: Bu ekonominin kendi çıkarlarına göre sürdürebilir olmasına çabalayan patronlar ve esas işi yapmasına rağmen kenarda oturan oyuncularla onları temsil eden menajerler. Film boyunca duyduğumuz “oyunun arkasındaki oyun” sözü de buradan ileri geliyor zaten. Patronların genel olarak beyaz, basketbolcuların ise siyahi olması taraflar arasındaki tartışmanın ırkçılık merkezinde ilerlemesine de vesile oluyor. Bu noktada McCraney’in senaryosunun olayları tarafsız bir bakış açısıyla yansıttığını söylemek mümkün değil, fakat karşımızda oldukça iyi bir araştırma sonucunda ortaya çıkmış bir metin olduğu muhakkak. Filmdeki birkaç sahnede karşımıza çıkan “boys” göndermesinin, Bryant Gumbel’in lokavt sırasında söylediklerine atıfta bulunduğunu da belirtelim.

Ek olarak karşımızda yer yer oldukça nüktedan bir hâle bürünen, zekice yazılmış bol diyaloglu bir senaryo var. Dolayısıyla filme sonradan dâhil olan Steven Soderbergh, bu iş için en doğru isimlerden bir tanesi. Şanslı Logan ile geri döndüğü soygun filmleri de dâhil olmak üzere filmografisinde bol diyalog kullanmayı sevdiğini bildiğimiz yönetmen, iPhone’la çektiği ikinci filminde halefine göre daha da profesyonel bir iş çıkarmış gibi görünüyor. Psikolojik gerilim türündeki Saplantı’da ana karakterin ruh hâlini hissettirmek için bolca yakın plan ve bakış açısı çekimler kullanan Soderbergh, High Flying Bird’de ise genelde omuz ya da göğüs plan kullanırken böylece, senaryonun aksine, olayları tarafsız bir bakış açısıyla sunmayı seçiyor. Yanı sıra yönetmenin iPhone tercihi, kapalı kapılar ardında gerçekleşen görüşmeleri, sanki gizli bir kamera tarafından kaydediliyormuş ya da seyirci onları dikizliyormuş hissiyatı yaratarak filmin diline de katkıda bulunuyor.

Öte yandan High Flying Bird’ün yapımcıları arasında da yer alan André Holland, performansıyla göz dolduruyor. Ray’in özgüvenli fakat ne yaptığını tam olarak bilip bilmediğini hem karşısındaki karakterlere hem de seyirciye tam olarak idrak ettirmeyen karakter yapısını çok iyi algılayan Holland, böylece son sekanstaki twist’in de daha inandırıcı bir hâle gelmesini sağlıyor. Bununla birlikte karakterin kahramanla antikahraman arasında sıkışan kimliği de ilgi çekici noktalardan bir tanesi. Her ne kadar basketbolun kendisine ve ailesi saydıklarına büyük bir bağlılık duysa da yeri geldiğinde karşısındakileri ve hatta tüm basketbol sektörünü manipüle etmekten geri durmuyor Ray. Film boyunca dillere pelesenk olan “aile” kavramının içinin ne denli boşaltıldığını da bir kez kavramamıza neden oluyor bu durum.

Özetlemek gerekirse High Flying Bird, gerek oldukça iyi yazılmış senaryosu ve Steven Soderbergh’in iPhone’u işlevsel olarak kullanan yönetmenliği, gerekse de André Holland’ın etkili oyunculuğuyla 2019’un şimdiye kadarki en iyi Netflix filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi