İlk uzun metrajına imza atan Ari Aster‘ın yazıp yönettiği Hereditary, prömiyerini Sundance Film Festivali’nde sessiz sedasız bir şekilde yaptıktan sonra, aldığı olumlu eleştirilerle adından söz ettirdi. Birçok eleştirmen tarafından “Yeni neslin The Exorcist’i” olarak tanımlanan Hereditary, son yıllarda izlediğimiz The Babadook, It Follows, The Witch gibi korku sinemasına farklılık getiren filmlerin izinden gidiyor. Toni Collette, Milly Shapiro, Gabriel Byrne ve Alex Wolff’un başrollerinde yer aldığı film, anlaşılması zor bir kadın olan annesini kaybetmesinin ardından Annie ve ailesinin başından geçen gizemli ve korkutucu olayları konu alıyor.

Hereditary ile Ari Aster, hemen hemen her izleyiciyi yakalayabilecek korku unsurlarını, yazdığı derinlikli senaryosunun içerisine muhteşem bir şekilde yerleştirmesiyle sinema dünyasına etkili ve iddialı bir giriş yaptı. İlk sinema filminde adeta bir ustalık eseri ortaya çıkaran Aster, filmin açılış sahnesinden itibaren gerim gerim gerileceğiniz bir atmosfer de yarattı. Hereditary’nin birçok izleyicinin gözünde ilk saniyesinden sonuna kadar nefesinizi tutarak izleyeceğiniz bir korku filmine dönüşmesi Ari Aster’ın filmle ilgili en büyük başarısı belki de.

Yönetmeninden, hakkında süregelen teorilere; çekim sürecinden kamera arkasında yaşanan birçok olaya kadar Hereditary hakkında bilinmesi gereken 15 detayı derledik.

Hereditary Hakkında Mutlaka Bilinmesi Gereken 15 Detay

Toni Collette İlk Başta Filmde Rol Almak İstememiş

Oynadığı her filmde harikalar yaratan Toni Collette, Hereditary’de her oyuncunun altından kalkamayacağı unutulmaz bir performans ortaya koyuyor. Daha önce The Sixth Sense ve Fright Night gibi korku türüne hizmet eden yapımlarda rol alan Collette, aslında korku filmlerinden hiç haz etmeyen birisi. Tam da bu yüzden ilk başta Hereditary’de rol alma fikrine pek sıcak bakmıyor. Menajerine artık komedi filmlerinde yer almak istediğini söylediği dönemde Toni Collette’in eline Hereditary’nin senaryosu geçiyor ve senaryoyu aşırı beğenen Collette, filmde rol almayı kabul ediyor, aynı zamanda filmin yürütücü yapımcılarından biri de oluyor.

Ari Aster, Karakterlerin Biyografileri ve Özgeçmişleri Hakkında Yazılar Yazmış

Hereditary ve Midsommar’dan anlaşıldığı üzere Ari Aster, işini ince eleyip sık dokuyan, senaryonun yazım aşamasından çekimlerin tamamlanmasına kadar titiz bir şekilde çalışan bir yönetmen. Aster’ın her daim hazırlıklı olma durumu, senaryonun yazılmasından önce de kendini gösteriyor.

Ari Aster, Hereditary’nin senaryosunu yazmadan önce karakterlerin biyografileri ve özgeçmişleri hakkında detaylı yazılar kaleme almış. Bu şekilde yarattığı karakterlerin derinine inen yönetmen, Hereditary gibi katmanlı hikâyesi olan bir filmin nasıl ortaya çıktığına dair önemli bilgiler veriyor.

Ari Aster, Mekân Bakmadan Önce 75 Sayfalık Bir Çekim Listesi Hazırlamış

Ari Aster, film için mekân bakmadan önce 75 sayfalık bir çekim listesi hazırladı. Yapım ekibi, Ari Aster’ın bu listesindeki gereklilikleri yerine getirmek için filmdeki bu evi, Utah’ta bulunan bir ses stüdyosunda inşa etti. Yapım ekibi, odaları tam olarak filmde gördüğümüz minyatürlere benzetecek şekilde tasarlamak için de stüdyodaki duvarları ve tavanları çıkarmak durumunda kaldı.

Ari Aster, Hereditary’i İlk Başta Bir Korku Filmi Olarak Hayal Etmemiş 

Ari Aster, ilk başta yakınlarının ölümü ile keder yaşayan bir ailenin hikâyesini anlatan bir aile draması çekmek istemiş. Hereditary’i ilk başta bir aile draması olarak düşünen yönetmen, zaman içerisinde bu filmin bir korku hikâyesine dönüşme potansiyelini görmüş ve senaryoyu bir korku hikâyesi olacak şekilde yeniden yazmış. Sonuç olarak bizim izlediğimiz Hereditary filmi ortaya çıkmış.

Anlatının Merkezinde Yer Alan Minyatürlerin Ortaya Çıkış Aşaması 

Hereditary, alışılagelmiş bir korku filminden farklı anlatı yapısına sahip. Bu yorumu, filmde yer alan minyatürler üzerinden yapabiliriz. Annie, bir sergi için minyatür çalışmaları yapıp evinin her bir köşesini bu minyatürlere aktarıyor. Hatta yaşadığı her şeyi minyatürler aracılığıyla anlatmayı seçiyor. Annie, aslında filmde yaşanacak olayların sinyallerini izleyiciye bu şekilde veriyor.

Makyaj departmanında görev alan Steve Newburn, filmin senaryosunu okuduktan sonra minyatür fikrini ortaya atmış. Aslında yapım ekibi, film için önemli minyatürleri kullanacak birini bulmakta sorun yaşıyordu, Steve Newburn ve ekibi bu konuda herkesin imdadına yetişti ve bütün sorumluluğu alarak minyatürleri hazırladı.

Bu minyatürler, açılış sahnesinden itibaren izleyicinin hafızasına yerleşiyor. Film, bir minyatür olarak gördüğümüz Peter’ın yatak odasıyla açılıyor. Peter’ın yatak odası, içeriye babasının onu uyandırmak için girmesiyle gerçek bir odaya dönüşüyor. Filmdeki evi sıfırdan inşa ettiklerini açıklayan Ari Aster, minyatürleri ailenin durumunu anlatmak için mecaz bir işlev olarak görüyor. Bunu da tıpkı dış güçler tarafından manipüle edilen bir oyuncak evdeki bebeklere benzetiyor.

New York Times’ın Anatomy of Scene seçkisine konuşan yönetmen, bu sahne için “Çekime kadar, her şeyi mükemmel bir şekilde hazırlamak için iyi bir tasarımcıya ve minyatüriste ihtiyacımız vardı. Steve Newburn bize bu konuda yardım etti. Minyatürleri çekimlere başlamadan önce yaptık. Aslında, minyatür odadaki izleme işaretleyicilerini kullanmak ve duvarın çıkarılmasıyla birlikte Peter’ın gerçek odasından ayrı bir levha çekmek zorunda kaldık. Sonra da harika özel efekt sanatçılarını bu işe dahil ettik ve bu levhayı sorunsuz bir şekilde birleştiren güzel bir iş çıkardılar. Sonunda Peter’ın gerçek yatak odası bir minyatür gibi gözüküyordu.” açıklamasında bulundu.

Alex Wolff ve Milly Shapiro’nun Role Hazırlanma Süreci

Filmde Peter ve Charlie karakterlerine hayat veren Alex Wolff ve Milly Shapiro, filmde rol almadan önce birbirlerini önceden tanıyormuş. Aynı okulda okuyan ikilinin, abi ve kardeşi canlandırmaları bu açıdan daha kolay olmuş. Ari Aster ise Alex Wolff ve Milly Shapiro’dan karakterlerine bağlı kalarak birkaç kez dışarıda vakit geçirmelerini istemiş. Bir dışarı çıkışlarında Milly Shapiro, üç saat boyunca hiç konuşmamış ve Alex Wolff onu bütün bu süre boyunca konuşturmaya çalışmış. Başka bir dışarı çıkışlarında ise Alex Wolff, Milly Shapiro’ya bir tişört almış.

Ayrıca Gabriel Byrne ve Alex Wolff da 2008 yılında HBO dizisi In Treatment’ta birlikte rol almış. Toni Collette ise bu üç oyuncuyla daha önce hiçbir projede bir araya gelmemiş. Aslında bu durum filmde Toni Collette’in canlandırdığı Annie karakterinin aile içindeki konumunu ve yabancılaşma hissini izleyiciye iyi bir şekilde yansıyan bir etmen olarak dikkat çekiyor.

Hereditary’nin Etkilendiği Filmler

Ari Aster, Hereditary’i çekerken Robert Redford’ın yönettiği 1980 yapımı Oscar ödüllü Ordinary People, Ang Lee’nin beğenilen filmleri arasında yer alan The Ice Storm, Tom Wilkinson ve Sissy Spacek’in başrollerinde yer aldığı In the Bedroom ve Peter Greenaway imzalı The Cook, the Thief, His Wife & Her Lover gibi aile dramasını konu alan filmlerden etkilenmiş.

Aynı zamanda Rosemary’s Baby, Don’t Look Now ve Jack Clayton’ın unutulmaz eseri The Innocents gibi korku sinemasında büyük ses getiren filmler de, yönetmenin filmi kotarırken esinlediği yapımlar arasında yer almış.

Gerilimi Artıran Müzik Kullanımı

Korku filmlerinin olmazsa olmazı olarak yer alan müzik kullanımı bu filmde mükemmel bir noktaya ulaşıyor. Gerilimi artıran müzikler, filmin ürkütücü detaylarıyla birleşince bir korku-gerilim filminden çok daha fazlasını bulacağınız bir yapıya evriliyor. Hereditary, açılış sahnesinden itibaren müziği etkili bir şekilde kullanacağının sinyallerini veriyor. Müziklerin yanı sıra filmi izlerken hafızalarınıza kazınacak bazı sesler de oldukça çarpıcı bir şekilde kullanıyor. Örnek verecek olursak, Charlie karakteriyle özdeşleşen ses. Özellikle bu ses, filmin en çarpıcı anlarında karşımıza çıkıyor ve müziklerin yanında tüylerimizi diken diken edecek, rüyalarımızı kabusa dönüştürecek anıları kafamızın içine sokuyor.

Filmin müziklerine daha önce Arcade Fire, Bon Iver, Tom Waits gibi isimlerle çalışan besteci ve saksafoncu Colin Stetson imza atıyor. Senaryoyu yazarken Colin Stetson’ın yaptığı müzikleri düzenli olarak dinleyen Ari Aster, çekimler başlamadan iki yıl önce Colin Stetson ile iletişime geçiyor. Ari Aster, Stetson’dan insanı kötü hissettirecek müzikler yapmasını istiyor. Colin Stetson bazı günler 16 saat çalışarak 71 dakikadan oluşan orijinal soundtrack albümünü ortaya çıkarıyor. Filmin müziklerini hazırlarken kendi vokallerini de kullanan Stetson, su ve hayvanların zifiri karanlıkta gece yürürken çıkardığı seslerden ilham alıyor.

Filmin Orijinal Versiyonunun Süresi Üç Saatten Fazlaymış

Alex Wolff, bir röportajında filmin orijinal süresinin üç saatten fazla olduğunu açıklamış. Kesilen sahnelerin çoğu da aile arasında geçen diyaloglardan oluşuyormuş. Bu sahnelerin kesilmesiyle film, bizim izlediğimiz 127 dakikalık hâline dönüşmüş.

***Yazının bundan sonraki bülümü Hereditary ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Filmin Charlie Karakteri Üzerinden Yapılan Tanıtım Çalışmaları 

A24, filmle ilgili tanıtım çalışmalarında hep Charlie karakterini ön planda tuttu. Annie karakteriyle beraber filmin fragmanlarında ve posterlerinde daha da ön planda olan Charlie filmin ortalarında doğru öldü. İlk bakışta Charlie daha ön planda yer alan bir karakter gibiydi. Ancak film izleyince asıl karakterin Peter olduğunu öğreniyoruz. Bu açıdan A24, tanıtım çalışması üzerinden izleyicisine büyük bir ters köşe yaptı, filmin sadece dörtte birinde yer alan bir karakter için etkili ve akılda kalıcı bir tanıtım kampanyası düzenledi. Bu yüzden izleyici olarak Charlie’nin ölümüne çok şaşırdık.

Bu durumu tıpkı Psycho’daki Janet Leigh’in filmdeki konumuyla örtüştürebiliriz. Psycho’nun ana karakteri gibi gözüken Janet Leigh, filmin ortalarına doğru öldürülüyor. İlerleyen dakikalarda filmin asıl karakterinin Anthony Perkins’in canlandırdığı Norman Bates olduğunu görüyoruz.

Charlie’nin Öldüğü Araba Kazası Sahnesi, 2004 Yılında ABD’de Yaşanan Bir Olayla Büyük Benzerlikler Taşıyor 

Filmin en unutulmaz anlarından biri de Charlie’nin öldüğü araba kazası sahnesi. Hava almak için başını camdan dışarıya sarkıtan Charlie, kafasını bir direğe çarpıyor. Bu sert çarpma sonucunda Charlie’nin kafası kopuyor. Peter da Charlie’nin kafası kopmuş bedeniyle eve gidiyor.

Charlie’nin öldüğü araba kazası sahnesi, 2004 yılında ABD’de yaşanan bir olayla büyük benzerlikler taşıyor. Söz konusu bu kazada, John Kemper Hutcherson alkollü bir şekilde araba kullanırken, alkollü olan çocukluk arkadaşı Frankie Brohm da hava almak için başını camdan çıkarıyor ancak Brohm başını bir telefon direğine çarpıyor. Hutcherson daha sonra arabada Brohm’un başsız bedeniyle birlikte eve gidiyor ve hiçbir şey olmamış gibi uykuya dalıyor. Yoldan geçen biri, Brohm’un kafası kopmuş cansız bedenini arabada görüyor ve yetkililere haber veriyor.

Ari Aster’ın Filmdeki Favori Sahnesi

Charlie’nin ölümü filmin en şaşırtıcı anlarından biri. Ama daha şaşırtıcı olan, Peter’ın bu duruma verdiği tepki. Bilindiği üzere arabada kafası kopan Charlie’nin ölümü tam olarak izleyiciye gösterilmedi. Peter’ın hâl ve hareketlerinden bu durumun yaşanıp yaşanmadığına dair birtakım çıkarımlar yaptık. Ancak bir sahne sonrasında Annie’nin kapıyı açtığında Charlie’nin kopmuş kafasını görmesi, bize bunun yaşandığını gösterdi. Kamera ise tam o anda Peter’ın tepkisini, daha doğrusu tepkisizliğini bizlere gösterdi.

Hiçbir şey olmamış, sanki Charlie hiç ölmemiş gibi kahvaltısını yapan Peter’ın yüz ifadesi, Ari Aster’ın filmdeki favori sahnesi. Vanity Fair’e konuşan Ari Aster, Charlie’nin kopmuş kafasını gören Annie’nin çığlıklarının duyulduğu ve Peter’ın tepkisiz hâlini gösteren bu sahne için “Muhtemelen filmdeki favori sahnem. O 15 dakika içinde olup biten her şey” yorumunda bulundu.

Alex Wolff, Okuldaki Sahnede Gerçekten Burnunu Kırmak İstemiş 

Filmde Peter’ın sınıftayken kafasını sıraya vurduğu bir sahne var. Fragmanlarda da gördüğümüz bu sahne, filmin en gerilimli anlarından biri. Metot oyunculuğu uygulamak isteyen Alex Wolff, bu sahnede gerçekten burnunu sıraya vurarak kırmak istemiş. Ari Aster ise Wolff’a saygı duyarak oyuncunun bu isteğini reddetmiş. Bu sahne için yumuşak, rahat ve yastıklı bir sıra tasarlandığını belirtmiş. Sahnenin çekilme zamanı geldiğinde, Alex Wolff kafasını sıraya çarparak sadece üst kısmın köpük olduğunu ve tabanın sert olduğunu keşfetti ve oyuncunun çenesi yerinden çıktı.

Kral Paimon

Gelelim filmle ilgili en çok konuşulan şeye. Filmin anlatısının merkezinde yer alan Kral Paimon, filmin ilk başlarında bir sembol olarak gösterilmesine rağmen filmin sonlarına doğru önemli bir anlam kazanıyor. Hz. Süleyman’ın yazdığı söylenen Goetia isimli bir kitapta yer alan 72 Şef Ruh’tan biri olan Kral Paimon, Lucifer’a en sadık olan ruh. Goetia kitabı da Kral Paimon’ın da aralarında bulunduğu 72 Şef Ruh’u çağırma ritüellerini bünyesinde barındırıyor. Bu kitaptan fazlasıyla yararlanan film, özellikle büyükanne Ellen üzerinden bunu izleyiciye aktarıyor. Ellen Kral Paimon’ı çağırıp diriltmekle görevli bir tarikata üye.

Kral Paimon’ı hayata geri getirmeyi amaçlayan bu tarikatta yer alan Ellen, ilk başta Kral Paimon’ın ruhunu oğlunun içine yerleştirmeyi planlıyor. Ancak Annie’nin grup terapisi sahnesinde, abisinin intihar ettiğini öğreniyoruz. Bunun üzerine Ellen, Kral Paimon’ın ruhunu geçici olarak torunu Charlie’nin içine yerleştirmeye karar veriyor. (Filmde Ellen’ın, aslında Charlie’nin hep bir erkek çocuk olmasını istediğini, bu yüzden ona Charlie adının verildiğini belirten diyaloglar yer alıyor. Ellen’ın, Charlie’yle hep yakın olmasını da bu şekilde yorumlayabiliriz.) Fakat burada şöyle bir durum var: Kral Paimon’ın dirilmesi için, Goetia’da belirtildiği üzere, bir erkek vücudunda yer alması gerekiyor. Bu noktada başta yan karakter gibi gözüküp sonra ana karaktere dönüşen Peter devreye giriyor. Bu iş için seçilen Peter filmin merkezine yerleşiyor. Film, Charlie’nin ölümünden sonra Kral Paimon’ın Peter’ın bedenine girmesi için izleyiciyi hazırlayan hamlelerde bulunuyor.

Ellen’ın aile üyeleri için üzerinde adlarının yazılı olduğu paspaslar örmesi, Charlie’nin kuşların kafasını kesmesini ve çıkardığı garip sesi, Kral Paimon’ı hayata döndürmek için yapılan ritüeller olarak görebiliriz. Ayrıca Kral Paimon, sanatla ve kültürle ilgilenen bir ruh olarak tasvir ediliyor. Bu açıdan hem Annie’nin minyatür sanatıyla uğraşması hem de Charlie’nin resim yapması, Kral Paimon’a yakın olduklarını ima ediyor olabilir. Bu noktada filmin kafa karıştırıcı ve ucu açık bırakılan kısmı, Annie’nin Kral Paimon’a hizmet edip etmediği. Sanatla uğraşan Annie, oğlunu korumak için annesinden hep uzak tutuyor. Fakat bir uyurgezer olduğunu bildiğimiz Annie, uykulu anlarında yaptığı eylemlerin hiçbirini hatırlamıyor. Filmle ilgili süregelen teorilerden biri ise Annie’nin uyurgezer anında annesinin mezarını kazıp cesedini tavan arasına taşıması. Filmdeki olayları düşündüğümüzde bunu yapabilecek tek kişinin Annie olduğu kanısına varabiliriz. Ayrıca Annie, Charlie’yi ölümüne sebep olan partiye göndererek Kral Paimon’ın Peter’ın bedenine geçmesi yolunda önemli bir görev üstleniyor olabilir. Filmde tam olarak açıklanmayan bu durumu teori çerçevesinde değerlendirebiliriz.

Filmin Gişe Başarısı

Prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde olumlu yorumlar alan, günümüz korku sinemasına damga vuran Hereditary, elde ettiği gişe başarısıyla da adından söz ettirdi. 10 milyon dolarlık düşük bütçesine karşılık film, dünya genelinde gişede 80 milyon dolar hasılat elde etti ve bütçesinin 8 katını gişede kazanmış oldu.

Kaynak: IMDB, Wikipedia

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information