Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın, “Körfez Savaşı’nın aslında gerçek olmadığına ve medyada yaratılan imgeler ile gerçek görüntüleri ayırt etme yeteneğimizi kaybettiğimize” yönelik açıklamaları otuz yıla yakındır tartışılıyor. Buradaki tartışma konusu; savaşın gerçekliğini ve yitirilenlerin acısını yaşamamaktan çok, olayların kaynağına yönelik nasıl körleştiğimize, şiddeti ve acıyı nasıl tükettiğimize yönelik. 2015’te yönettiği Cartel Land belgeseli ile Oscar adaylığı kazanan Matthew Heineman’ın son filmi Hayaletler Kenti, IŞİD’in baskısı altında çok zor günler geçiren Rakka şehrine odaklanırken klasik yaklaşımları bir kenara bırakıyor. Yaşanan şiddeti oldukça sert görüntülerle verirken, şehirde olanları tüm dünyaya duyuran Raqqa is Being Slaughtered Silently (RBSS-Rakka Sessizce Katlediliyor) hareketi ile IŞİD arasındaki medya savaşını merkeze oturtmayı tercih ediyor. Hayaletler Kenti, askeri bir mücadeleden ziyade Aziz, Hamid ve Muhammed gibi sıradan bireylere odaklanıyor. İlk başta “kalem kılıçtan keskindir” yaklaşımıyla gazeteci Naji al Jerf’ten eğitim alan aktivistler, birincil kaynaklardan elde ettikleri bilgileri bilgisayarlar ve cep telefonları yoluyla dünyaya duyurmaya çalışıyorlar. Buna karşın IŞİD’in, Hollywoodvari yapımlara öykünen propaganda filmlerinin etkisiyle günümüzde sosyal medyanın kalemden de keskin olduğunu görüyoruz. RBSS ekibinin fark ettiği en önemli şey; Baudrillard’ın iddia ettiğine benzer şekilde IŞİD’in askeri ya da dini bir güçten çok, bir fikir olduğu. Ve fikirlerin bulaşıcı olması, onları bambaşka mücadele şekillerine itiyor. Teknolojinin ve internetin bir yandan önemli bir özgürleşme ve doğru bilgiye ulaşma aracı, diğer yandan ise propaganda videolarının ve ölüm tehditlerinin kaynağı olması savaşın farklı platformlara yayıldığını gösteriyor. Hayaletler Kenti: Sosyal Medya Kalemden Keskindir IŞİD’in yarattığı videolarda estetiğin ön plana çıkarılmasının yanı sıra medyada aşırı olarak sunulmaları da neredeyse bir viral kampanyaya dönüşerek, tüm dünyanın Orta Doğu’ya olan bakışında genel geçer yaklaşımlar oluşturuyor. Almanya’da yapılan mülteci karşıtı, ırkçı gösterilerde vücut bulan ve IŞİD ile kurbanlar arasındaki ilişkiyi tek bir Orta Doğu düşmanlığına indirgemeye neden olan bu videoların “izlenilmeye yönelik duyduğu ihtiyaç”ın karşılık bulduğu oldukça açık. Öyle ki, terörün Avrupa’yı da vurmasına karşın bir türlü kurulamayan empatide hala bu kan pornosunun etkileri oldukça fazla. Heineman’ın “Almanya rüyası”nın altını oyması takdire şayan bir yaklaşım olarak alkışı hak ediyor. Filmin “Amerikan rüyası”nı; yani bölgede etkili olan koalisyon güçlerini görmezden gelmesi ise, eksik bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor. Filmde Esad ve IŞİD düşman olarak hedef tahtasına konulsa da ne ABD ne de Rusya’nın Orta Doğu politikaları hakkında tek bir söz söylenmiyor. Rakka’da yanlış hedeflerin vurulmasından dolayı ölen yüzlerce insandan tutun da ABD tarafından bölgeden güvenli biçimde tahliye edilen –hatta açıkça söyleyelim, kurtarılan- IŞİD’lilerin görmezden gelinmesi, filmin politik boyutuna zarar veriyor. Hayaletler Kenti, Mısır ve Suriye ile ilgili her belgesel gibi estetik boyuttan çok içeriğin ön plana çıktığı aktivist bir film olarak önem kazanıyor. Olayları aktarmada yaşanan ritim ve odaklanma problemleri, ister istemez gerçeklerin vahametinin karşısında önemsiz birer ayrıntı olarak kalıyorlar. Film; yaşananları televizyonda ve internette takip eden, gerçek bombardıman ve imge bombardımanı arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar uyuşmuş olan bizlere hitap ederek neye ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor: Gerçek gazetecilik desem, bilmem hatırlar mısınız?

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Hayaletler Kenti, Mısır ve Suriye ile ilgili her belgesel gibi estetik boyuttan çok içeriğin ön plana çıktığı aktivist bir film olarak önem kazanıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.4 ( 1 votes)
70

Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın, “Körfez Savaşı’nın aslında gerçek olmadığına ve medyada yaratılan imgeler ile gerçek görüntüleri ayırt etme yeteneğimizi kaybettiğimize” yönelik açıklamaları otuz yıla yakındır tartışılıyor. Buradaki tartışma konusu; savaşın gerçekliğini ve yitirilenlerin acısını yaşamamaktan çok, olayların kaynağına yönelik nasıl körleştiğimize, şiddeti ve acıyı nasıl tükettiğimize yönelik. 2015’te yönettiği Cartel Land belgeseli ile Oscar adaylığı kazanan Matthew Heineman’ın son filmi Hayaletler Kenti, IŞİD’in baskısı altında çok zor günler geçiren Rakka şehrine odaklanırken klasik yaklaşımları bir kenara bırakıyor. Yaşanan şiddeti oldukça sert görüntülerle verirken, şehirde olanları tüm dünyaya duyuran Raqqa is Being Slaughtered Silently (RBSS-Rakka Sessizce Katlediliyor) hareketi ile IŞİD arasındaki medya savaşını merkeze oturtmayı tercih ediyor.

Hayaletler Kenti, askeri bir mücadeleden ziyade Aziz, Hamid ve Muhammed gibi sıradan bireylere odaklanıyor. İlk başta “kalem kılıçtan keskindir” yaklaşımıyla gazeteci Naji al Jerf’ten eğitim alan aktivistler, birincil kaynaklardan elde ettikleri bilgileri bilgisayarlar ve cep telefonları yoluyla dünyaya duyurmaya çalışıyorlar. Buna karşın IŞİD’in, Hollywoodvari yapımlara öykünen propaganda filmlerinin etkisiyle günümüzde sosyal medyanın kalemden de keskin olduğunu görüyoruz. RBSS ekibinin fark ettiği en önemli şey; Baudrillard’ın iddia ettiğine benzer şekilde IŞİD’in askeri ya da dini bir güçten çok, bir fikir olduğu. Ve fikirlerin bulaşıcı olması, onları bambaşka mücadele şekillerine itiyor. Teknolojinin ve internetin bir yandan önemli bir özgürleşme ve doğru bilgiye ulaşma aracı, diğer yandan ise propaganda videolarının ve ölüm tehditlerinin kaynağı olması savaşın farklı platformlara yayıldığını gösteriyor.

Hayaletler Kenti: Sosyal Medya Kalemden Keskindir

IŞİD’in yarattığı videolarda estetiğin ön plana çıkarılmasının yanı sıra medyada aşırı olarak sunulmaları da neredeyse bir viral kampanyaya dönüşerek, tüm dünyanın Orta Doğu’ya olan bakışında genel geçer yaklaşımlar oluşturuyor. Almanya’da yapılan mülteci karşıtı, ırkçı gösterilerde vücut bulan ve IŞİD ile kurbanlar arasındaki ilişkiyi tek bir Orta Doğu düşmanlığına indirgemeye neden olan bu videoların “izlenilmeye yönelik duyduğu ihtiyaç”ın karşılık bulduğu oldukça açık. Öyle ki, terörün Avrupa’yı da vurmasına karşın bir türlü kurulamayan empatide hala bu kan pornosunun etkileri oldukça fazla. Heineman’ın “Almanya rüyası”nın altını oyması takdire şayan bir yaklaşım olarak alkışı hak ediyor.

Filmin “Amerikan rüyası”nı; yani bölgede etkili olan koalisyon güçlerini görmezden gelmesi ise, eksik bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor. Filmde Esad ve IŞİD düşman olarak hedef tahtasına konulsa da ne ABD ne de Rusya’nın Orta Doğu politikaları hakkında tek bir söz söylenmiyor. Rakka’da yanlış hedeflerin vurulmasından dolayı ölen yüzlerce insandan tutun da ABD tarafından bölgeden güvenli biçimde tahliye edilen –hatta açıkça söyleyelim, kurtarılan- IŞİD’lilerin görmezden gelinmesi, filmin politik boyutuna zarar veriyor.

Hayaletler Kenti, Mısır ve Suriye ile ilgili her belgesel gibi estetik boyuttan çok içeriğin ön plana çıktığı aktivist bir film olarak önem kazanıyor. Olayları aktarmada yaşanan ritim ve odaklanma problemleri, ister istemez gerçeklerin vahametinin karşısında önemsiz birer ayrıntı olarak kalıyorlar. Film; yaşananları televizyonda ve internette takip eden, gerçek bombardıman ve imge bombardımanı arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar uyuşmuş olan bizlere hitap ederek neye ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor: Gerçek gazetecilik desem, bilmem hatırlar mısınız?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi