Bir şeyler oluyor, hem de kötü şeyler. Görüyorsunuz ama anlatamıyorsunuz. İçinizdeki o sıkıntıyı anlatacak bir kelime bulamıyorsunuz. Kullanacağınız hiçbir söz şahit olduğunuz sıkıntıyı tasvir etmeye yetmiyor. Bahsettiğim sıkıntı, herhangi bir nedenden ötürü ortaya çıkan stresin yarattığı alışılmış bir sıkıntı asla değil. Öyle bir kasvet ki bu, bundan kurtulmanız için her şeyi ardınızda bırakmayı göze alıp yeniden başlamanız gerekir. İşte Handmaid’s Tale hikâyesiyle izleyicisini tam da bu hâlet-i ruhiyede buluşturuyor. Şimdiki zamanın yankılarında distopik bir hikâye sunan gerilim dolu Hulu yapımı, ikinci sezonunda hiç eveleyip gevelemeden kaldığı yerden devam ediyor. Hem de bu sefer daha karanlık, daha yoğun, daha şiddetli bir şekilde…

Geçen senenin kuşkusuz en iyi dizilerinden Handmaid’s Tale (Damızlık Kızın Öyküsü), ikinci sezonuyla izleyicisine tokat atmak üzere geri dönüyor. Bu yazıda sezonun ilk iki bölümü olan June ve Unwomen’da öne çıkanları okuyacaksınız.

Önceki sezon, Offred asıl adıyla June Osbourne (Elizabeth Moss), dirilişe katıldığı ortaya çıktıktan sonra ahlak polisi tarafından apar topar evden götürülmüş, idam sehpasına doğru yola çıkarken sona ermişti. Şimdi ise Gilead’da ızdırap kaldığı yerden devam ediyor. İkinci sezonun ilk bölümü June, adı gibi tüm odağını Offred’e ve onun Gilead’a getirilmeden önceki hayatına odaklanıyor.

handmaid-s-tale-sezon-2-filmloverss

***Yazının bundan sonraki bölümü Handmaid’s Tale 2. sezon 1. ve 2. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Handmaid’s Tale 2. Sezon: Direnişin Merkezindeki Kadınlar

Karanlık yerini ışığa bıraktığında Offred gözlerini özgürlüğüne değil, ölüme giden yola açar. Offred ve onun gibi dirilişe katılmayı düşünen diğer kadınlar eskiden stadyum olan bir alana getirilir. Kadınlar toplu bir şekilde idam ettirilecektir. Ensesinde ölümün nefesini anbean hisseden Offred’i Elizabeth Moss, gerilimden korkuya uzanan tüm duygu eşiklerini daha ilk sekanstan izleyiciye geçirecek şekilde canlandırmayı başarıyor. Yoğun yakın kadraj kullanımı kadına yönelik şiddeti içeren her sahnede bir tık daha boğazımızın düğümlenmesine yol açıyor. Kan dökmeden işlenen psikolojik gerilimi gözünüzü kırpmadan göğsünüzde bir yumru ile izliyorsunuz. Gerilim, psikolojik yollardan öyle bir veriliyor ki ölümün bir noktada daha iyi bile olabileceğini düşünüyorsunuz.

İdam sehpasından dönen Offred, nam-ı diğer June Osborne, hamile olduğu için diğerlerinden ayrı muamele görmeye başlar. Ancak Tanrı’nın kadına bahşettiği doğurma yetisi Offred’in aynı zamanda esaretidir. Gilead’ta daha ne kadar kalacak diye düşünürken hikâyenin akışı merakımızı hemen gideriyor. Offred, evin eski kahyası Nick’in yardımıyla hastaneden kaçmayı başararak eski bir gazete binasında saklanmaya başlar. Bu noktadan itibaren June’un hikâyesine, totaliter rejimin başa geçme eşiğindeki zamana yapılan flashback’ler üzerinden şahit olmaya başlarız. Bununla beraber bireysel ve kolektif bellek, bir durum ya da nesne üzerinden tetiklenir ve ilgili geçmişe referans verir. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında, ışık ve renk kullanımı karaktere ve bulunduğu atmosfere o kadar iyi hizmet ediyor ki bölümün tüm ruh hâlini gözler önüne sermeyi başarıyor. Flashback’lerin olduğu hemen hemen her sahnede June isminin üzerine birden fazla kez basılmasıyla Offred’in Gilead’a gömüldüğünü artık June Osborne’un zamanının geldiğini anlarız.

handmaid-s-tale-sezon-2-2-filmloverss

Bölümün ilk sekansından itibaren Gilead, damızlıklarına yönelik uygulamalar önceki sezona göre çok daha sert ve şiddetli. Birinci sezonda kadınların maruz kaldığı kasvet içeren psikolojik şiddet, ikinci sezonda şiddetin uç noktalarını göstermekten asla çekinmiyor. Toplama kampı edasında kadına yaşatılan fiziksel ve psikolojik ızdırap, bu sezon derecesini daha da artırıyor. Öyle ki ilk bölümün sonunda kanlar içerisinde Offred’in kendisine yerleştirilen çipi kulağından makasla çıkardığı sahne, bu sezonun daha da kanlı geçeceğinin ilk sinyalini veriyor.

Şunu belirtmeden geçmemek lazım: Kadın karakterler, bu sezon öncekine göre daha da ön planda. Kadın, sadece gördüğü şiddet üzerinden işlenmiyor; her şeyden önce dini, ırkı, cinsel yönelimi ve mesleği ayırt etmeksizin önce birer birey olduğunun altı kalın bir şekilde çiziliyor. İkinci bölüm Unwomen’da, Offred’in dirilişe katılma konusunda gözünü açan ardından da teşvik eden Emily’nin (Alexis Bledel) hikâyesini izliyoruz. Emily, cezasını diğer kadınlarla birlikte zehirli gaz içeren bir toprağı maskesiz bir şekilde kazarak çeker. Zehirlenenlere yardım ederken bir flashback ile Gilead öncesine döneriz. Başarılı bir akademisyen olan Emily, sevdiği kadınla evlenmiş ve bir çocukları vardır. Ancak yeni düzende lezbiyen bir çift olarak bir aile kurmasının yeri yoktur. Amerika’dan gitmeye çalışırken sınırda polis ile muhatap olduğu sahne, kadını sadece bir bedene indirgediği yetmediği gibi, eşcinsellere yönelik ayrımcılığın da alelade bir hâl aldığını cüretkâr bir şekilde yansıtıyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Günümüzün modern toplum düzeninde ne istemiyorsak, Gilead’de tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Batının şarkçı bir bakış açısıyla eleştirdiği mizojini ve eşcinsellere yönelik ayrımcılık artık Amerika’da vuku bulmaktadır. Dizinin yaratıcıları burada olayı belli bir dinden bağımsızlaştırarak, totaliter rejimlerdeki kadının pozisyonunu böylelikle tartışmaya açmış bulunuyor.

handmaid-s-tale-sezon-2-3-filmloverss

Handmaid’s Tale’in ikinci sezonunun ilk iki bölümünde, çaresizliğin yerini öfkeye ama en çok da intikam duygusuna bıraktığını görüyoruz. Hamile olan June’un ise emin olduğu tek bir şey vardır: Çocuğunu özgür bir dünyada doğurmak. Ve bunun için yapamayacağı şey yoktur. Nefesimizi tuttuk, bekliyoruz! Handmaid’s Tale ikinci sezonuyla 25 Nisan’da BluTV’de!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi