The Handmaid’s Tale totaliter rejimin hâkim olduğu bir distopyada kadını kadının gözünden anlatan bir yapım olarak geçmişin ve geleceğin tezahürünü, geçmişin ve bugünün gölgesinde anlatmaya devam ediyor. Dizinin en son yayınlanan bölümü Seeds’de, June’un damızlık Offred olarak hüküm sürenlere yeniden boyun eğmesinin ardından, kanlı bir şekilde sınanmasına şahit olurken Koloni’de bıraktığımız Janine ve Emily karakterlerinin başka türlü bir sınavdan geçtiklerini görürüz.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Handmaid’s Tale 2. sezon 5. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Handmaid’s Tale 2. Sezon 5. Bölüm: Kanlı Bir Uyanış

Seeds, kadının tanımı ve toplumdaki rolleri üzerine bir bölüm. Birinci dalga feministlerinden Simone de Beauvoir, kadını biyolojik ve sosyo-tarihsel açıdan analiz ederken kadının erkek karşısındaki biyolojik ikincilliğinden ötürü erkeğin ötekisi olarak konumlandırılmasını eleştirir.* Fransız feminist, kadının erkeğin spermini rezerve ettiği için biyolojik olarak ikincil bir pozisyona getirilme durumunun sosyal toplumda kadını baskı altına aldığını savunur.** Bu sebeple kadının inşa edilen bir idea olduğunu şu sözüyle alt üst eder: “One is not born but becomes a woman. / Kişi kadın olarak dünyaya gelmez, zamanla kadın olur.”*** De Beauvoir’un bu sözü, aslında Gilead’daki kadının pozisyonunun eleştirisi olarak vuku bulur. Gilead düzenine göre, doğurmaktan başka ulvi görevi olmayan damızlıkların tek görevi spermi rezerve ederek çocuk doğurmaktır ve bu biyolojik ikincillik durumu erkek hegemonyasındaki toplumda baskı altına alınmalarına neden olur. Böylelikle Gilead distopyası bu sefer kadının tanımının ve rollerinin eleştirildiği geçmişin bir tezahürü olarak karşımıza çıkar.

the_handmaids_tale_s2_e5_filmloverss

Bölümün bana göre şüphesiz en çarpıcı anları, “Dua Şenliği” töreninde, kadın ve erkeğin salondaki oturma düzeninden, komutanın verdiği vaaza kadar kadının toplumdaki yerinin çarpıcı olarak aktarıldığı sekanstı. Nick’in (Max Minghella) Offred’e (Elisabeth Moss) olan ilgisinden şüphelenen Serena Waterford (Yvonne Strahovski), kocası Fred’e (Joseph Fiennes) durumu çıtlatır. Fred, Nick’i başarısından ötürü ödüllendirmek istemesini bahane olarak sunarak Nick’i Offred’den uzaklaştırmanın bir yolunu bulur. Ertesi gün Dua Şenliği için Waterford’larla evden çıkan Offred’i kötü bir sürpriz bekler. Tüm komutanlar, eşleri ve damızlıklar bir salonda törenin başlamasını beklerler. Oturma düzeni, Gilead toplumundaki hiyerarşinin adeta bir portesini çizer. En önde komutanlar, bir arka sıralarında eşleri, en arka sıralarda ise damızlıklar oturtulur. De Beauvoir’ın kadının erkeğin ötekisi pozisyonuna getirildiği eleştirisi bu sahnede vuku bulur. Gardiyan olarak görev alan Nick ve onun gibi diğer erkeklere, başarılarından ötürü bir kutu içerisinde bir hediye takdim edilir. Hediye takdim edilirken, Baş Kumandan İncil’den dizeler okur. Kadının, erkeğin kaburgasının yaratılmasından yola çıkarak, erkeğin en büyük ödülünün bir kadın olduğunu vurgular. Kadın kendini armağan olarak sunacak ve böylece erkekle bir bütün olacaktır. Bu esnada salona beyaz burkalar içerisinde kadınlar giriş yapar. Her gardiyanın karşısına bir tanesi gelecek şekilde, yüzleri kapalı olarak “erkekleri” tarafından kabul edilmeyi beklerler. Verilen kutuyu açan Nick, içinde başarılarından ötürü bir madalya beklerken iki tane alyans ile karşılaşır. Bu evlilik töreninden başka bir şey değildir. Hak ettikleri ödülleri, bir eşin takdim edilmesidir. Nick ve diğerleri, tüm Gilead’ın önünde evlilik yemini ederek, ilk kez gördükleri kadınlarla evlenirler. Ama iş burada bitmez. Asıl mide bulandırıcı olay her bir gardiyanın eşlerinin yüzlerini açtıkları sahnede karşımıza çıkar. Yüzü açılan her bir eş, henüz yetişkin bile değildir. Sunulan eşlerin yüzlerinin açıldığı kareden hemen sonra kamera, göz yaşları içerisinde olan Offred’e döner. Tek sığınağı olan Nick’i kaybetmenin yanı sıra kızını ileride aynı pozisyonda bulabilme ihtimali onu yıkar. Gilead, gerçeği bir kez daha yüzüne tokat gibi çarpar. Kadının Gilead’daki rolü, bir erkeğin eşi olarak ona çocuk veren bir nesneden başka bir şey değildir.

Anne veya eş olmayı reddedenlerin sonu ise yavaş yavaş ölüme giden yolda kesişir. Ötekinin ötekisi pozisyonundaki bu kadınlar, Koloni’de köle olarak karşımıza çıkar. Janine (Madeline Brewer) ve Emily’in (Alexis Bledel) hayatta kalma mücadeleleri zehirli topraklarda çalışan Lincoln öncesi Amerika’yı tezahür eder. Janine, Aunt Lydia’nın hâlâ etkisindedir. Tanrı’nın hayatını bağışladığını sürekli dile getirdiği bir anda Emily hayatın acımasızlığını kaldıkları yerin bir mezbaha olduğunu söyleyerek yüzüne vurur. Janine’in çalıştıkları tarlayı andıran alanda bir çiçeği görüp ona tutunmaya çalışması, ıssız bir çölde vaha görmeye hasret kalan, yolunu kaybetmiş bedevileri andırsa da umudun her zaman baki olduğunun altı çizilir. Kolonideki eşitsizliğin din ve ırk ayrımı olmadan direkt kadın üzerinden verildiği sahneler, Gilead damızlıklarının timsalleriyle başka bir mekânda örtüşmüş olur.

Baskı altında olmanın en acı hâlini ise Offred’in kendi sonuna göz yumduğu süreçte görürüz. Işık ve renk kullanımının şu zamana kadarki bölümlerin içerisinde en yoğun kullanıldığı bu bölümde, hastalıklı loş bir ışığın içerisindeki yeşil tonlar, Offred’in yaşadığı baskı kadar boğar. Bacaklarının arasından akan kanlar ise Offred’in ruhsuz hâlinin değişmesini sağlamaz, aksine kabullenmişliğinin çarpıcı bir görüntüsünü izleyiciye verir. İzleyici, Offred’in odasında yalnız başına kanlar içinde kaldığı sahnelerde, bebeğinin tehlikede olabileceğini kimseye söylemeyerek kendi akıbetine karar verdiğini düşünürken, ruhunun karamsarlığına ve özgürlüğünden vazgeçmesine de çarpıcı bir kasvet eşliğinde şahit olur. Offred, bu dünyaya sadece doğurmak için geldiyse, bunu değiştirmesinin tek yolu vardır. O da kendi canına kıymaktır.

Kanlar içinde geçen bir bölümün ardından göğsümüzde bir yumru bırakmayı başaran The Handmaid’s Tale’in 2. sezon 5. bölümünün final sahnesinde Offred’in hayatta kalmayı başaran karnındaki bebeğine bir sözü vardır. Onu asla bu totaliter rejimin hâkim olduğu distopyada dünyaya getirmeyecektir. Özgür olmak için elinden geleni yapacaktır. Artık bu yoldan dönüş yoktur. Offred’in bu kanlı uyanışı ile birlikte yeniden June olarak direnişini başlatacağının işaret edilmesinin ardından bir sonraki bölümde neler olacak sabırsızlıkla bekliyoruz.

Kaynak

*,**,*** Beauvoir, S. (2014) The Second Sex

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi